Çoraplarımızda para götürürdük

25 yıldrı kriz, muhtıra ve darbeyle iş yaptılar. Her şeye rağmen vazgeçmediler. Hazırgiyimin duayenleri bugün marka olmakla gurur duyuyor. Lc Waikiki mağazasında dört büyük patron ellerinde ürünleriyle gelince seçmek zor oluyor

2 milyar TL'yi aşan cirosu ve Türkiye'nin 25 yılını resmeden tecrübeleriyle bir sektörün tarihini yazacak tecrübeye sahiptiler masayı çevreleyen 5 patron. Öyle ki oturduğumuz kahvaltı masasında darbeler de konuşuldu, ilk alışveriş merkezi deneyimleri de, krizler de... Ama çekilen onca sıkıntı ve zorluğa rağmen hepsinin ağzından aynı cümleler dökülüyordu: "Türkiye artık, Avrupalı ülkelerin kolilerinin üzerine bile ismini yazmaktan geri durduğu, fasoncu olarak kullandığı, Ortadoğulu olarak gördüğü ülke konumundan çoktan çıktı. Artık dünyada biz de varız! Aslında büyümeye odaklanmışken ve hayatlarının büyük bir bölümünü çocukları gibi gördükleri şirketleri ayakta tutmak ve dünyanın bilinenleri arasına sokmak için çalışırken, geçip giden zamanda nereden nereye geldiklerini de tekrar gözden geçirme imkanı buldular. 2 saatlik sohbette 25 yılı değerlendirirken yeniden neler görüp geçirdiklerine hayret ettiler, bazen kahkahalar ortalığı çınlattı bazen yaşananlara 'pes' dediler.

EMEĞİMİZLE GELDİK
Onlar kendi tabirleriyle marka nedir, müşteriye nasıl hitap edilir bilmeyen, koleksiyondan bihaber olan, sadece üretime dayalı bir dönemin işadamları. Her biri arka fonda darbeler varken iş yapmaya çalıştı. Mavi Jeans'in kurucusu Sait Akarlılar ile Kiğılı'nın kurucusu Abdullah Kiğılı 60 darbesi döneminde iş yapan tekstilciler. Park Bravo'nun kurucusu Kamil Özçoban, LC Waikiki'nin kurucusu Vahap Küçük ve Derimod'un Başkanı Ümit Zaim de 80 darbesi döneminin işadamları. İhracatı 'Avrupalılar kafamıza vura vura öğretti' diyen tekstilciler, Başbakan Turgut Özal'ın ihracatın kapılarını açtığı dönemde yurtdışı çıkışlarına sadece 50 dolar götürme izni verildiği için çorap ya da ayakkabı içlerinde otel paralarını götürmek zorunda kalan patronlar. "Kolay yoldan köşeyi dönmedik, buralara emeğimizle geldik" diye de iftiharla anlatıyorlar yaşananları.

GURBETÇİLERDEN BORÇ
Vahap Küçük tekstilin Türkiye'yi tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiren sektör olduğunun altını çiziyor. "Marka yok herkes üretim ve ihracat yapıyor. 90'lı yıllarda meslektaşlarımız 'Avrupa'nın fasoncusu olmakla bir yere gidemeyiz'i algıladıklarında Türkiye sanayi toplumuna doğru hızla adım atmıştı bile" diyor. "Türkiye yurtdışına çıkış için Merkez Bankası kambiyo servisi ancak 50 dolar verebiliyordu kişi başına. Kaç gün kalacağını falan sormuyor. Bugünkü gibi cüzdanlarınızın içinde kartlarınız yok. 50 dolarla nasıl işinizi halledeceksiniz. Ben çorabımda, ayakkabımın altında çok döviz götürdüğümü bilirim" diyen Kiğılı'ya Sait Akarlılar, "Bankalarda kambiyo işlemleri yapacak yabancı dil bilen elemanlar yoktu diye ekliyor. Bu konuda herkes dertli. "Fuara gittiğimizde Türkiye'ye giden işçi ailelerinden borç alırdık harcama yapmak için, orada borç alıp sonra Türkiye'de öderdik" diye anlatıyor Kamil Özçoban.

BİZE ULAŞIN