Rahmi Koç SABAH'a değerlendirdi

Türkiye'nin 25 yılda yaşadığı krizlere rağmen hızlı büyüme ile dünyanın büyük ekonomileri içinde yerini aldığını söyleyen Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç, küresel ölçekte rekabetin de öğrenildiğini belirtti

Son yirmi yılda dünyamızda, çok önemli değişimlere şahit olduk. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan süreçte soğuk savaş yerini ülkeler ve bloklar arasında yakınlaşmaya bıraktı. ABD önderliğinde tek kutuplu bir düzenin oluşumunu izledik. Bu dönemde Çin'deki reform hamlelerinin hız kazanmasıyla dünyanın bu en kalabalık ülkesi küresel ekonominin önemli oyuncularından birine dönüştü. Eskiden sorun kaynağı görülen az gelişmiş ülkeler sınıf atladılar ve artık gelişmekte olan ülkeler olarak isimlendirilip ekonomik ve politik platformlarda daha fazla söz sahibi haline geldiler. ABD ve Batı Avrupa'nın başı çektiği bir ekonomik liberalleşme dönemi yaşadık. Bu çerçevede önce dış ticaretin önündeki engeller kalktı, arkasından da sermayenin serbest dolaşımı yaygınlaştı. İletişim teknolojileri gelişti, ülkeler arasındaki sınırlar anlamını kaybederken, "küreselleşme" hayatımızın içine girdi. Buna bağlı olarak ekonomik ve finansal entegrasyon öyle ileri safhalara ulaştı ki, AB ülkeleri ortak para birimi Euro'yu kullanmaya başladılar. Dünya küçüldü, bölgesel kaygılar ortak kaygılar olmaya başladı. Her olay, farklı boyutta da olsa hemen hemen tüm ülkeleri etkiledi. Dünyadaki bu gelişmeler doğal olarak Türkiye'ye de yansıdı. 1980'lerde ekonomimiz dışa açılmaya başladı. Gerek dış ticaret, gerekse finans sisteminde önemli gelişmeler oldu. Türkiye'nin dünya ile bütünleşme çabalarındaki en önemli adımlardan bir tanesi bundan tam yirmi yıl önce yabancı sermaye hareketlerine serbestlik getirilmesidir. Ekonomimiz sıcak para kavramıyla tanıştı, yabancıların memleketimizle ilgili değerlendirmeleri daha bir önemli hale geldi. Dünyaya açılmamızla birlikte artık sadece yerel değil, küresel ölçekte rekabeti gündemimize almaya başladık. Ancak tüm bu reformlara rağmen, 1990'larda kurumsal altyapıdaki eksiklikler, siyasi istikrarsızlık ve gerek iş çevrelerinin gerekse ekonomideki karar alıcıların tecrübesizlikleri nedeniyle ciddi krizler yaşadık. Geriye dönüp baktığımızda, yaşadığımız onca krize ve sıkıntıya rağmen Türkiye'nin yeni dünya düzenine büyük ölçüde uyum sağladığını görüyoruz. Nitekim 1989'da ekonomimiz yaklaşık 110 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahipken, 2008 sonunda 742 milyar dolara ulaştı ve dünyanın 17. ekonomisi olduk. Bundan 20 yıl önce dış ticaret hacmimiz sadece 27 milyar dolar iken, 2008 sonunda 334 milyar dolarlık seviyeye yükseldi. Ülkemizdeki ekonomik gelişmelere baktığımızda doğru bir yöne gidiyoruz ancak zaman zaman kendi iç sorunlarımıza gömülüyor hız kaybediyoruz.

Geçmiş 25 yılda krizler Türkiye ekonomisine ciddi duraklama dönemleri yaşattı. Ancak tökezlese de yoluna devam etmeyi başardı. Geride kalan çeyrek asra baktığınızda Türkiye'nin doğruları nelerdi? Açık ve liberal ekonomiye geçiş hepimizin oyun alanını genişletti, rekabetten çok şey öğrendik, yeni pazarlara gittik. Oyuna geç girmek, önceden oyuna girenlerin hatalarından ve tecrübelerinden faydalanıp gereken önlemleri almak avantaj sağladı. Ayrıca, kendi yaptığımız hatalardan da ders aldığımız dönemler oldu. 2001 krizinde en ağır hasarı biz hissettik, bankacılık ve finans sistemimiz çok sarsıldı. Ancak yeniden yapılanma fırsatını doğru kullandık ve 2009 krizinin etkisini daha az hissettik.

Dünyanın 15. büyük ekonomisi haline gelen Türkiye'nin bundan sonraki yolculuğuna yönelik tahminleriniz? Ülkemizin coğrafi konumu, demografik yapısı, insan gücünün kalitesi, iş adamlarının girişimciliği gibi nitelikleriyle dünya sahnesinde, bugün olduğundan çok daha yukarılarda yer almaya layık olduğunu düşünüyorum. Bu hedefe ulaşmak için de geçmişteki hatalardan ders alarak, hep daha iyiyi hedefleyerek çalışmaya devam etmemiz ve diğer ülkelerle aramızdaki farkı kapatmamız gerekiyor.

Bugün geldiğimiz noktada dünyadaki değişimin farkında olmalı, gerekli atılımları doğru zamanda gerçekleştirerek, gelişmelerin önünde gidebilmeliyiz. Son 20 yıldır küresel planda bir dizi değişimi çok hızlı yaşıyoruz. Bu değişimlere ayak uydurmaya çalışmak, kriz döneminde Koç Topluluğu'nun başarılı örneğindeki gibi muhtemel gelişmeleri önceden okumak ve uygun pozisyonları almak Türkiye'nin geleceğini yönlendirecektir. Geriye dönüp baktığımızda, 2008-2009 yıllarını, küresel planda güçler dengesindeki değişimin su yüzüne çıktığı yıllar olarak hatırlayacağız. Bir dönemin tartışmasız liderleri olarak görülen ABD, Avrupa ve Japonya'nın eski güçlerinden çok şey kaybedecekleri bugünden görülebiliyor. Bu ülkelerin tek başlarına dünya ekonomisini sürükleyemeyecekleri anlaşılıyor. Gelişmekte olan ve kendi bölgelerinde nüfuzu giderek artan ülkelerin uluslararası platformda daha etkin rol oynayacakları belirginleşiyor. Bu nedenle, Türkiye'nin de siyaset ve ekonomide küresel söz sahibi olma fırsatı yakaladığını izliyoruz.

BRIC ülkeleri dünya lideri Türkiye bölge lideri olacak

DÜNYA, jeopolitik ve ekonomik olarak batıdan doğuya kaymaya başladı. Bazı Asya, Orta Doğu ve Güney Amerika ülkelerinin büyüme hızlarının, çift haneli rakamlara ulaşacağı tahmin ediliyor. BRIC ülkeleri diye tabir edilen Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'in (BRIC ülkeleri) orta vadede dünyanın en büyük ekonomileri haline geleceği tüm tahminlerin ortak noktası olarak gözüküyor. Türkiye'nin de bölgesinde en hızlı büyüyen ülkeler arasında olacağına işaret ediliyor. Türkiye'nin bu hızlı gelişen ülkelerde oluşacak fırsatları, işbirliklerini akıllıca değerlendirmesi gerekiyor. Girişimlerde ilk olabilmenin, yatırım fırsatlarını önceden görebilmenin, başarı için elzem olduğunu düşünüyorum. Süratli ve doğru karar almak, buna göre uygulamaya geçmek bulunduğumuz dönemde, en önemli meziyet olarak karşımıza çıkıyor.

Hayalinizdeki Türkiye ekonomisini resmedebilir misiniz? Cumhuriyetimizin 100'üncü yılında nerede görmek istersiniz? Çağın gereklerine göre değişen ve yenilenen yönetim anlayışı, şeffaf ve güçlü siyasal, ekonomik kurumları ile geleneklerini ve değerlerini, zengin kültürü ile harmanlamış, küresel platformda daha etkin, çevresiyle ilişkileri gelişmiş, vatandaşının yaşam standartlarını yükseltmiş, geleceğe daha güvenle bakan bir Türkiye hepimizin olduğu gibi benim de dileğimdir. Ekonomik boyutta bugünden telaffuz edilmeye başlanan 500 milyar dolar ihracat hedefini daha az ithalatla gerçekleştirmiş, ekonomisini kayıt altına almış ve gelir dağılımında keskin uçurumların olmadığı bir Türkiye'yi hangimiz hayal etmeyiz. İş yapış şekilleri, şirketlerin yönetim tarzları, büyüklükleri, rekabet edebilme yetenekleri... Türkiye bunların hepsinde çok önemli mesafeler katetti. Bu değişimi somut örneklerle anlatmak açısından bizle paylaşabileceğiniz anekdotlar var mı? Hayatımızın her alanında çok hızlı bir değişimi yaşıyoruz. 30 yıl önce tek kanaldan televizyon seyrederken bugün sayısını bilmediğim kadar yerli kanal var, dünyanın birçok ülkesindeki istasyonu seyretme imkanına sahipsiniz. Çok önemli gelişmeleri eskiden saatler sonra öğrenirken artık anlık takip edebiliyor, pozisyonunuzu ona göre alabiliyorsunuz. Bu açıdan bakıldığında artık hayatın her aşamasında iletişim ve bilgi akış hızı doğru zamanda karar verebilmemize ve kendimizi yönlendirmemize imkan veriyor. Bilgiye ulaşma çok kolaylaşınca, gazetelerin işi bence daha da zorlaştı. Artık olayları zaten birçok kaynaktan öğreniyoruz, geriye yorumlamak kalıyor. En büyük sorunumuz işsizlik ve hepimize iş düşüyor Geçtiğimiz yıl tüm dünya için zor bir devre oldu, farklı şekillerde ülkeler krizin olumsuz etkilerini hissettiler. Dünya toplam hasılasının 60 trilyon dolar olduğu ve küresel krizin 30 trilyon dolar seviyesinde bir değer kaybı oluşturduğu düşünüldüğünde, bunun etkisi daha iyi anlaşılıyor. Yıllık bazda dünya ekonomisinin yüzde 1 daralmasının Türkiye'ye yansıması yüzde 4.7 küçülme oldu. Türkiye'de ise genel olarak tüm ekonomik göstergelerde, yavaş da olsa bir iyileşme var. Geçen yılın son çeyreğinde gerçekleşen büyüme hızı artışı bu yılın ilk aylarında da devam ediyor. İhracat pazarlarımızdaki canlanma hızlanırsa, bize olumlu etkisi daha kuvvetli hissedilecektir. Her halukarda bundan sonra ülkemizi ve dünyayı farklı bir dönemin beklediği muhakkak. Şimdi önümüzdeki en önemli sorun işsizlik.

BİZE ULAŞIN