Laleli'den dünya markası çıkaracak

Çalışanı her şeyin üstünde tutup, mesaiye kalanların ailelerine çiçek gönderdiler. Başarı çorap söküğü gibi geldi. Ciro katlandı, dünyada 300, Türkiye'de 62 mağazaya ulaştılar

Laleli'den çıkan, 5 yıl öncesine kadar Doğu Bloku ülkelerine toptan satış yapan bir çocuk markası Wenice dünyanın ilk 10'una girme hedefi koyunca şaşırmaz mısınız? Doğrusu 34 yaşındaki hem hissedar hem CEO Oktay Özdemir'i şahsen tanıyınca şaşırmıyorum. O, benim son zamanlarda bu köşeye taşıdığım yeni nesil sanayici ve işadamlarından. Kafasını en çok verimliliğe takan ve 'çalışanın mutluluğu' yoksa hiçbir şey başaramayacağına inanan bir patron, yönetici Özdemir. Wenice'in büyüme öyküsü öylesine çarpıcı bir hal almış ki, satın alma yapmak için 180 şirketi araştıran Eurasia Capital isimli fonun ortakları Ogeday Karahan ve Eren Kuraner, önceki hafta Wenice'in yüzde 50'sini satın alarak masadan kalkmış. Özdemir kadar 4 ay önce kurdukları fonla dikkat çeken genç işadamları Karahan ve Kuraner de Türkiye'deki yeni işadamı profilinin temsilcileri. Verimlilik konusunda sıkı bir uzman olan Oktay Özdemir, İdris Akdoğan, Fuat ve Nazif Zafer tarafından kurulan ve çocuk konfeksiyonu üreten Wenice'e 2005'te katılmış. O yıla kadar Wenice, Doğu Bloku ülkelerine mal satan Laleli kökenli klasik bir Türk şirketi görünümündeymiş. Özdemir, mühendis olan üç ortağın vizyonlarına inanıp şirkette yeni bir sistemin kurulmasına öncülük edince, o günlerde 60 çalışanı olan Wenice'in cirosu katlanmaya, hızla yurtdışında mağazalar açmaya başlamış. 2010'da 100 milyon euro ciro yapan şirket, önümüzdeki yıl bin çalışanıyla yüzde 50 oranında büyüyor.
Wenice'i çalışanların motivasyonunu kafaya takan bir şirket olarak duyuyorum. Neler yapıyorsunuz? Türk tekstil sektörü çalışanını kaybetmiş bir sektör. Biz ilk defa 'Benim Ailem' diye bir departman kurduk. Çalışanların tamamıyla birinci dereceden yakınlarıyla ilgilenen ve içinde psikolog olan bir departman. Çalışan yakınları arıyor ve sorunlarına çözüm üretiyoruz.
İş verimi artıyor mu böylece? Türkiye'nin en büyük eksiği. Dünyadan her türlü şeyi çekmişiz ama insan kazanma noktasında sadece profesyonel dökümantasyonu çekmişiz. Bir insanı kazanma üzerine bir mekanizma yok. Düşünün lavabonun kilidini cebine koyan mühendisler var bu sektörde. Ben mücadele veriyorum bu anlayışla. Bu çalışana dünyanın en ileri teknolojisini getirseniz de verimlilik sağlayamazsınız. Çünkü kazanmamışsınız onu. Ben istiyorum ki bir adam işten çıkarken makinesini öpsün öyle gitsin. Sarılsın ona.
Üretimde nasıl bir değişiklik yaptınız mesela? Türk insanı görsel yetişmiş. Her şeyi görererek öğreniyor. Biz bir cep telefonunu bir kişi kaç dakikada öğreniyorsa, talimatları da o basitlikte yaptık. Ve sonra 3 ayda bir yıllık ciro yakaladık.

29 Ekim'de İngilizce bilen öğretmenleri Türkiye'yi anlatsınlar diye yurtdışı mağazalara gönderiyoruz. Dinleyen çocuklara etiketin yarısı yapıyoruz.

Her yıl 24 Kasım'da verimlilik gecesi yapıyoruz. Bütün çalışanlarımızı ve ailelerinde başarılı olmuş olanlara ödül veriyoruz.

Dünya Çevre Günü'nde şirketi tatil ediyoruz. Merter'de bütün çalışanlarımız sokak temizliyor. En son Belediye Başkanı telefon açtı, 'Wenice giyimli birileri sokağı temizliyor, ne oluyor' diye.

Şirketler insanlara sadece iş yapmayı değil aynı zamanda yaşamdaki sorunlarla mücadele etmeyi de göstermeli ki yaşamda sorunla karşılaştığında, bu işe yansımasın.

Avrupa'da merkez birey, gelişmekte olan ülkelerde merkez ailedir. Çalışanımızı aile üzerinden takip ediyoruz. Mesaiye kalan çalışanımızın ailesine çiçek gönderiyoruz.

Evine ziyarete gitmediğim çalışanım hemen hemen yok. Stresli servis araçlarına psikolog biniyor, maliyeti olmayan şeylerle verimlilik artıyor.

BUGÜN NELER OLDU