Kentsel dönüşüm Bağdat yolunda

Kentsel dönüşüm sü reci öyle bir rüzgâr estirdi ki bazen çıkan haberler ekseninden çıkarak başka biçimlere dönüşüveriyor. Geçtiğimiz hafta gazetelerde Bağdat caddesindeki binaların yüzde sekseninin yıkılacak durumda olduğu, yapılan tespitler sonucunda ise 30 bina için yenilenme raporu verildiği yazıldı. Haberi okuyanlar arasında Bağdat caddesindeki neredeyse bütün binaların yıkılıp yenileneceği sonucunu çıkaranlar çok oldu. Açıkçası "dur bakalım, işin aslı nedir" dememe rağmen benim de aklımın bir köşesinde şüphe kaldı. Basına bu açıklamayı yapan ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilen özel kuruluşlardan biri olan Tektaş Mühendislik Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Çatalkaya'ya sordum konuyu. Kendisi Bağdat Caddesi'nden 30 binanın şirketlerine başvurarak tespit istediklerini; bunların tamamı için yani toplam 30 bina için yenileme kararını verdiklerini söyledi. Özellikle 1999 yılından önce inşa edilmiş binaların da çoğunun riskli olduğunu belirtti. Hemen bir hatırlatma yapalım. Kentsel Dönüşüm Yasası da dediğimiz, "6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun" gereği, riskli binaların tesbiti için belediyeler, kamu kurumları, meslek odaları ve üniversitelerin yanısıra özel kuruluşlara da yetki verildi. Yasa gereği riskli binaların tesbiti için yetkilendirilmiş bu kuruluşlar, binadan bir kişinin başvurusu üzerine inceleme ve araştırma yapıyor, binanın yenilenip yenilenmeyeceğine, binanın sağlam olup olmadığına ya da güçlendirme yapılması gerekip gerekmediğine karar veriyorlar. Bu habere konu olan Tektaş mühendislik de işte o özel şirketlerden biri.

Kadınlar ne ister?

Sonuçta kentsel dönüşümle ilgili olarak sektörde hemen herkes yoğun bir telaş içinde. Tek amaç, yaklaşık 20 yıl gibi bir sürece yayılacak olan bu çalışmada depreme dayanıklı, sağlam ve güvenli yapılar üretilmesi. Türkiye ve konut sektörü pek çok meseleyle ilk kez tanışıyor yürürlüğe giren yasalar nedeniyle. Yasalar çıkıyor ama pratik içinde yasalarda yeni düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor. Onlardan biri, yeni Türk Ticaret Kanunu ile Borçlar Kanunu'nda kredilerde eş rızası aranmasına ilişkin hükümler. Borçlar Kanunu eş rızasını "Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır" diye hükme bağlamış. Yani eşin rızası olmadıkça kredi kullanılamıyordu. Hal böyle olunca iş adamları ve sanayiciler Borçlar Yasası yürürlüğe girdiğinden bu yana sıkıntılar yaşıyorlardı. Aile birliğinin korunması amacıyla konut ve taşıt kredilerinde eş rızasının geçerli olması, ticari kredilerde ise bu şartın kaldırılması hususunda en kısa zamanda düzenleme yapılacağı hükümetten gelen açıklamalardan anlaşılıyor. Büyük bir olasılıkla yasadaki ilgili maddenin sadece konut ve taşıt kredilerinde eş rızasının kalacağı yönünde.

Konut sektöründe kimler çalışmalı?

Bir gayrimenkul alımı için verilen kararlarda, eşlerin her ikisinin de rıza vermesi gerekecek. Yani "Eşim ben görmeden ev aldı" diyen kalmayacak. Bu da aile birliğinin korunmasını ve satılacak evlerin her ikisine de beğendirilmesini sağlayacak. Sonuç: Daha konforlu, rahat, güvenli konutların inşa edilmesine yardımcı olacak. Önceki yazılarımda da belirtmiştim, yine söyleyeyim. Konut firmaları sadece ailedeki etkisi nedeniyle değil, artık yasal nedenlerle de gücü artan kadına ev beğendirmek zorundalar. Bence firmalarında biraz daha kadın istihdam etmelerinde fayda var. Ne demişler, kadın kadının kurdudur. Onun beğeneceği evi en iyi onlar bilir.

BİZE ULAŞIN