Editörün seçtiği köşe yazılarından

  • 1
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Şimdi durup bizim müstemleke medyacılarımızın Kanada Başbakanı Justin Trudeau övgülerini şaşkınlıkla izliyoruz.
Efendim, Nevşin Mengü "Bu adamdan dünyaya birkaç tane daha lazım" demiş;
Trudeau'nun Suriyeli sığınmacılarla ilgili bir mesajının üzerine Aslı Aydıntaşbaş "Başkan olacaksan, böyle ol" yazmış falan.
Kör mü bunlar, diyor insan ilk bakışta! Ama şaşmamalı!
Üç mülteci alan Kanada'nın Başbakanı'nı üç buçuk milyon Suriyeli'ye kucak açan adama örnek göstermek için körden öte bir şey olmak lazım!
Nitekim gerçeklerle asla ilgilenmiyorlar.
Umurlarında değil.
Onları ecnebi şıklıklar, yakışıklılıklar, hazlar, imajlar yönetiyor.
Müstemleke okumuşu olmak ebedi ergenlik gibi bir şey.
Büyümeleri istenmiyor.
Onlar da asla büyümüyor!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Almanya Başbakanı Angela Merkel, hafta içinde Ankara'da olacak. Onların açısından mülteci meselesi, bizim cephemizde ise başta terörle mücadele olmak üzere önemli başlıkların gündeme geleceği bir ziyaret söz konusu. Tam da İngiltere Başbakanı Theresa May'in ziyaretinin bir hafta ertesinde gerçekleşecek olan bu ziyaret, birilerini fena halde panikletti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alman Süddeutsche Zeitung gazetesine verdiği demeçte ziyaretten dolayı Alman Başbakanı Merkel'i eleştirdi. Ziyaretin referandum öncesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'a destek niteliği taşıyacağını öne süren Kılıçdaroğlu, vermiş veriştirmiş. 15 Temmuz darbe/işgal girişiminden bu yana, Almanya, Türkiye karşıtı çıkışlarıyla ön plana çıkan bir ülke.

Darbe karşıtı gösterilerin yasaklanmasından tutun, darbeci ve bölücü teröristlere kol kanat gerilmesine, Türkiye karşıtı her türlü odağa evsahipliği yapılacağının resmen ilanına kadar Almanya, eski radyolardaki cızırtılı istasyonlara benzer bir odağa tekabül ediyor. Son olarak 40 darbeci askerin sığınma talebiyle gündeme gelmişti. Can Dündar ve avanesinin ülke düşmanlığını Almanya merkezli olarak devam ettirip, Alman vakıflarının desteğiyle iki dilde yayın yapacak bir haber sitesi kurması. Bu liste uzayıp gider.

Özetle Almanya ile temaslar oldukça kritik ve milli güvenlik açısından büyük önem taşıyor. Siyasetten değil, milli güvenlikten söz ediyoruz, altını çizelim. Ana muhalefet liderinin de dert edinmesi gereken bir madde yani. Peki, Kılıçdaroğlu neden Merkel'e muhalefet etmektedir? Bir an için kafası karışıp da, kendisini Alman ana muhalefet lideri sanmış olmasın.

Saadet Oruç/Star

  • 3
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Oluşturulmak istenen algıya rağmen, uluslararası finans kuruluşlarının Türkiye ekonomisi ile ilgili değerlendirmeleri sanıldığı kadar "karamsar değil!" Kuşkusuz belli uyarılar, ileriye matuf kaygılar, daha güçlü çözümler üretilmesi gereken alanlara dair vurgular söz konusu. Ama matematik hesaba dayanmayan, ölçülebilir verilerle desteklenmeyen sübjektif yorumlar bağlamında durum çok farklı. Örneğin, "siyasal risk" sadece söylem düzeyinde ifade ediliyor. Anayasa referandumu ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerin çoğunun ayağı yere basmıyor.
Türkiye'ye yönelik ekonomik cephe açanların aksine, Türkiye ile kısa ve uzun vadeli fon ilişkisi bulunan kurumlar, nisan ayındaki sandığı ve anayasa değişikliğinin pratik yansımalarını görmeyi tercih ediyorlar.

Bu yazdıklarım, somut bilgilere dayanıyor. Daha geçtiğimiz hafta kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye'nin notunu sadece siyasi nedenler ve kötümser varsayımlarla yatırım yapılabilir seviyenin altına çekerken dahi küresel finansal oyuncuların Ankara'yabakışı oradaki ölçüyle birebir örtüşmüyordu.
Bahsedeceğim görüşmeler resmi ve kapalı devre olduğu için, muhatapları açıklamadıkça kurum ismi vermek bana düşmez. Lakin kurumsal değerlendirmeleri samimiyetle paylaşabiliriz.
Örneğin, Almanların aksine ABD merkezli iki büyük banka, Merkez Bankası ve Hazine üst yönetimleri ile doğrudan temaslarında çarpıcı görüşler yansıttılar.
Merkez Bankası'nın, belirli çevrelerce çok eleştirilen ve fırsat tanınmak istenmeyen bir dizi tedbiri için "Dinamik adımlar" deyip destek verenler de oldu, "Bu adımların gerisi de gelmeli" diyenler de... Hele o kuruluşlardan biri var ki... Ülke riskleri bölümünün başındaki uzmanlar Ankara ile telekonferans görüşmelerinde, "Piyasaları tabii ki dikkatealmalısınız. Ancak piyasanın her dediğini yaparsanız, işin içinden çıkamazsınız" dahi dedi. Yani... Piyasaya kulak veren ama doğru bildiğini uygulayan Merkez Bankası kimliği hâlâ önemli ve değerli!

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 4
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından
  • 5
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Cumhurbaşkanı Erdoğan'la 4. Afrika seferine çıktık. Tanzanya, Mozambik ve Madagaskar'ı ziyaretten oluşan bu seferde toplam 20 anlaşma imzalandı. Çin hakimiyetinin olduğu bu 3 ülke de, tam anlamıyla yatırım için bulunmaz bir fırsat. Sohbet ettiğimiz Türk işadamlarının ortak görüşü, biraz kıpırdamayla bu ülkelerdeki Çin hakimiyeti sona erdirilebilir. İnsanların barakalarda ve imkansızlıklar içinde yaşadığı Afrika ülkelerinde Türkiye'nin iz bırakmaması için hiçbir neden yok. Bu noktada Türk işadamlarına büyük görev düşüyor.

Yatırım ve ticaretin yanı sıra, bu ülkelere yapılan ziyaretlerin en önemli nedenleri arasında FETÖ var. Afrika ülkelerinin neredeyse tamamında konuşlanmış durumda olan terör örgütüyle mücadelede, bu ülkelere yapılan ziyaretlerin çok büyük önemi var. Son Afrika seferinde de bu görüldü.

3 ayda iyi çalışma FETÖ, okul ve militanlarıyla Tanzanya'da çok güçlü. Burada yapılan görüşmelerde karşılaşılan direnç de bunun en önemli göstergesi. Mozambik'te de 700-800 civarında FETÖ militanı var. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geleceğini öğrenen terör örgütü militanları, 'bizi tutuklayıp götürürler' korkusuyla ülkeyi terk etmiş.

Son Afrika seferinin en verimli geçtiği ülke ise Madagaskar oldu. Bunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dönüşte uçakta yaptığı açıklamalardan da anlamak mümkündü. Bu arada, FETÖ okullarına alternatif olarak devlet tarafından oluşturulan Maarif Vakfı'nın da çok ciddi çalışmalar yürüttüğünü söyleyebilirim. 2.5-3 aylık süre zarfında FETÖ'nün güçlü olduğu 30 ülkeyle görüşmeler yapan vakıf yöneticileri 5 ülkeyle anlaşmaya imza atarken, 10 ülkeyle de anlaşma aşamasına gelmiş.

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 6
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Trump, ABD dış politikasına yön verme arayışının bu ilk evresinde söz konusu ideolojik gündemi hiç de önemser gibi görünmüyor. Muhtemelen zaten kendisine karşı gördüğü müesses medyadaki tepkilerin zamanla sönümleneceğini bekliyor. Dahası, kendi siyasetinin başarısının bu medyanın muhalefetini kırmakla mümkün olacağını düşünüyor.
Başkan Trump'ın siyaset tarzının ABD dışı dünyanın gündeminde de ciddi bir karşılığı var. Şovmenlik geçmişinden gelen bir siyasetçi ABD başkanı olunca tüm dünya adeta bir sahneye dönüştü.
Bütün dikkatler Trump'ın söylediklerinde, telefon görüşmelerinde ve polemiklerinde. Bu sahnenin Trump karşıtları ve sevenleri diye bölündüğünü görmemek mümkün değil.
Türkiye'den dünyanın yeni gidişatını anlamaya çalışanların da aynı modaya uyduğunu söyleyebilirim. Yeni Başkanın, Obama'nın "yıkıcı" mirasının gölgesindeki Türkiye-ABD ilişkilerine neler katacağı konusu elbette çok kritik. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan "stratejik ortaklığın" yeniden ele alınması yönündeki beklentisini Doğu Afrika gezisi dönüşünde ifade etti.
Bu yaklaşım realist bir temelde ABD gibi önemli bir devletin yeni başkanı ile ilişkileri tamir etme isteğidir.
"Liberal iddialarla" gelen Obama'nın Ortadoğu'yu yangın yerine çeviren ikircikli politikalarından Ankara'da duyulan rahatsızlık malum. İktidar çevrelerinde Trump'a sunulan ihtiyatlı yaklaşım, ilişkilerde yeni bir sayfa açma teklifidir. Henüz deneme yanılma aşamasında olan bir siyasetçiye tanınan fırsattır. Bir anda fırtınaya çevrilen "ideolojik" kamplaşmaya hızla kapılmanın bir anlamı yok.
Trump severliğe de Trump düşmanlığına da gerek yok. Erdoğan ile Trump'ı aynı kefeye koyan tarz da gerçekçi değil. Zaten yıldızları dökülmüş ABD liberalizminin kampanyalarına dahil olmak da akıllıca olmaz.Bu noktada yapılması gereken iki şey var. İlki, Trump yönetimi ile Türkiye ve ABD'nin çıkarlarını ortak kılan konulara odaklanan yeni bir diplomasi atağı. İkincisi, Trump'ın terörle mücadele ve göçmenler konusunda yapmak istediklerinin reel bir değerlendirmesine odaklanmak. Dönem sevdanın ya da nefretin değil rasyonel çıkarların ve diplomasinin günü vesselam.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 7
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Darbeye, darbecilere samimi olarak karşı çıkan insanlar.. Dürüst olmalı.. 12 Eylül anayasasına karşı çıktıkların��, "hayır" oyu verdiklerini söyleyenler, samimi olmalı.. 1982'de darbecilerin anayasasına "Hayır" dediyseler.. O darbe anayasasından bir kıl kopartan 1987 değişikliğine "evet" diyerek aynı çizgiyi sürdürmeliler. Darbecilerin anayasasından bir kıl daha kopartan 2007 değişikliğine de "Evet" demiş olmalılar.. 2010 değişikliğine yine "Evet" demiş olmalılar..

Nihayetinde, 2017 değişikliğine de şimdi, "Evet" demeliler.. Aksi halde, 1982'de "hayır" oyu vermiş olsalar bile.. Adeta bundan pişman olup, sonraki yıllarda darbe anayasasına sahip çıkmış konumuna düşerler..

1982'de darbecilerin anayasasına "Hayır" diyen mantıklı, dürüst, ilkeli bir insan, 2017'de o anayasada yapılan değişikliğe niye karşı çıkar ki? Olsun olsun..

Diyeceği şu olabilir: "Ben darbecilerin anayasasına da evet demiyorum.. Şimdiki değişikliğe de evet demiyorum! Oy kullanmıyoruz!" Bunu deseler yine eyvallah.. Ama bunlar ne diyorlar?

"Hayır oyu vereceğiz" diyorlar. Hayır oyu verecekseniz, siz aslında 12 Eylül darbe anayasasına "Evet" demiş oluyorsunuz.. 35 yıl önce "Hayır" dediğinizi iddia ettiğiniz darbe anayasasına, üzerinden 35 yıl da geçtikten sonra niye "Evet" diyorsunuz ki? Heeyy.. Akademisyenler.. Aydınlar.. Gazeteciler.. Solak oğlu solaklar.. Entel dantel özgürlükçüler.. İçinizde bir tane mantıklı adam varsa, çıkıp açıklayıversin bu çelişkiyi!

Merak edenler için söyleyeyim.. 1982 anayasasına hayır oyu verdim. Dürüstlük gereği, darbe anayasasında yapılan 1987 değişikliğine evet oyu verdim. 2007 değişikliğine de "Evet" dedim.

2010 değişikliğine de "Evet" dedim. Şimdi aynı dürüst ve ilkeli çizgi gereği, 2017 değişikliğine de "Evet" demenin gerekliliğine inanıyorum.. Şunu diyebilirsiniz..

"2010'da değiştirilen bazı maddeler, şimdi 2017'de bir daha değiştiriliyor. Siz ikisine de 'Evet' diyorsunuz. Bu çelişki değil mi?"

Hayır değil.. 2010 değişikliği, "İdeal düzenleme budur. Bundan sonra 100 yıl bununla idare edileceğiz" iddiası ile yapılmadı ki. O tarih itibari ile, yapılabilinecek yapılmıştı.. Şimdi daha iyisi yapıldı..

Ali İhsan Karahasanoğlu/Yeni Akit

  • 8
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Fe'mi Bey geçenlerde "kaleme aldığı" bir yazıda ekonominin iyi gitmediğini, Türkiye'nin notunu düşüren Fitch ve Standard&Poor's (S&P) üzerinden dile getirdi.
Dediği de şu: "Üst akıl yine devrede, diyebilir, Fitch ile S&P'yi -hatta aynı çizgide duran Moody's'i de bu ikiliye ekleyerek hepsini birden – 'Türkiye'yi dize getirmek isteyen uluslararası kumpasın birer parçası' olarak suçlayabiliriz…" Gördüğünüz gibi malum söylemi tahfif ediyor. Etsin, sorun yok.
Nihayetinde, Fe'mi Bey fikri hür vicdanı hür bir insan. İsterse lafı hiç eğip bükmeden "dan" diye söyler. Ne bileyim, "üst akıl" kavramlaştırmasını "fasarya" ilan eder; "ekonominin kendi dinamikleri var, bizi dize getirmek istiyorlar şeklindeki yaklaşım komplo teorisidir" der.
Biraz olsun tutarlı olmak şartıyla tabii… Mesela, "siyasi iyileştirmelere gidilmeden ekonomiye yeniden nefes aldırabilmek zor" ifadesine (hiç değilse aynı yazıda) yer vermemelidir. Fe'mi Bey veriyor ki, hem de nasıl.
Söz konusu yazısında, "Ekonomi de siyasetin uzantısıdır" ara başlığına bile yer veriyor, daha ne versin. Üstelik vermekle de kalmıyor, AK Parti tee 2002'ye, fabrika ayarlarına dönsün, diyor. Yok hayır, AK Parti'deki fabrika ayarlarının hangi tarihten itibaren "bozulduğunu" yazmıyor.
Etyen Bey olsaydı, "7 Haziran 2015 seçimleri ardından koalisyon kurulmadığı için AK Parti'nin fabrika ayarları bozuldu…" derdi. Fe'mi Bey öyle değil maalesef, meşakkatli, emek istiyor. Emek dediğim, Fe'mi Bey'in kişisel tarihine bakacaksınız, o da olmasa, naçar karine yoluna başvuracaksınız.
Şükür ki şükür, karine yoluna hiç gerek yok, AK Parti'ye yaklaşımının kişisel tarihi yeterli. Bu da (ne tesadüftür ki) FETÖ'nün AK Parti'yle kapışma tarihine (2011'den sonraya) denk düşüyor. Peki, AK Parti'nin "fabrika ayarları" bozulmadan önce manzarayı umumiye nasıldı? Fe'mi Bey'in demesine bakacak olursak, uluslararası kredilendirme kuruluşlarının ne dediğine bakmaksızın yabancı sermaye ülkemize oluk oluk akıyormuş.
Ya şimdi? Kendisinden dinleyelim: "Ekonomimiz, bu uluslararası kurumların dünyaya duyurdukları kanaate göre, 'yatırım yapılamaz' duruma düştü…" E hani, yabancı sermaye bu kuruluşların ağzına bakmıyordu! Fe'mi Bey'in, "siyasi iyileştirme gerçekleşse yine bakmaz" diyeceği muhakkak. Zaten bunun için OHAL kalksın, FETÖ'cü gazeteciler serbest bırakılsın, AK Parti 2002'lere dönsün falan diyor ya!
Çok enteresan… Malum eşhas 39 kişinin katledildiği Reina saldırısının ardından "laiklik çağrısı" yapmıştı ya, kredilendirme kuruluşları Türkiye'nin puanını düşürünce de Fe'mi Bey, "AK Parti fabrika ayarlarına dönsün," diyor. Biraz daha kaptırsa, FETÖ'ye "Cemaat", Fetullah'a da "Hocaefendi" denilen günlere avdet edilsin diyeceği kuvvetle muhtemel.

Salih Tuna/Yeni Şafak

BİZE ULAŞIN