Editörün seçtiği köşe yazılarından

  • 1
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Editörün seçtiği köşe yazılarından

  • 2
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Kazanma umudu olsaydı acaba muhalefet yeni sisteme gene de bu kadar şiddetle karşı çıkar mıydı? Oysa göremedikleri şudur:
CHP'nin yeni sistemde az da olsa bir kazanma umudu mevcut olacaktır, oysa parlamenter sistemde hiç yoktur!
Çünkü yeni sistemde, CHP meclis çoğunluğunu öldür Allah kazanamaz ama "eskaza" cumhurbaşkanlığını kazanabilir. Yani hükümeti de kurabilir.
Kılıçdaroğlu demedik, daha tutarlı, daha "kalibreli", güvenilir bir lider, özellikle de "Tayyip Erdoğan sonrası", yani 2029'da falan...
O arada AKP bir "ikinci adam" çıkaramazsa... Niçin olmasın? Bendeniz eski sisteme göre CHP için iktidar yılı olarak 2049'u öngörmüştüm ama bu beklentimi yirmi yıl öne çekebilirim yani...
Tabii halka lagaluganın ötesinde "birşeyler" vaat etmesi ve inandırıcı olması koşuluyla.
Eh, bunun da, AKP'nin gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeyi sürdüreceği atılımlardan "daha ileri" olması koşuluyla...
Herhalde, Kılıçdaroğlu'nun geçen seçim öncesi sallayıp da sonra bir kere daha aklına bile getirmediği, unutmaya çalıştığı palavrayla değil.
Hani şu, Orta Anadolu'nun bilinemeyen bir yöresinde, gökten zembille inecek yurt dışı doktoralı yirmi beş bin kişi eşliğinde, Çin'den mal getirtip paketleyip paketleyip Azerbaycan'a gönderecek "montaj sanayii kenti"... Buna "proje" değil, dense dense "puroce" deniyor. Bil de, "pilanını ve poroğramını" ona göre yap.

Engin Ardıç/Sabah

  • 3
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Cumhuriyetgazetesi, geçenlerde bir manşet attı; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dünürü Orhan Uzuner'i "silahlı milis ordusu" kurmakla suçladı.

Suçlama, birkaç gün boyunca sosyal medya adı verilen çirkef ortamında döndürülüp durdu. Gerçek sonradan anlaşıldı.

Orhan Uzuner, olası bir kalkışmaya ve darbe girişimine karşı halkı teyakkuzda tutacak (daha doğrusu "haberleşmeyi" sağlayacak) bir "WhatsApp grubu" oluşturmuş, adını da "Kardeş kal Türkiye" koymuş. Hepsi bu...

Gözler, doğal olarak, militanları, hızla silahlanan milisleri, bu milislere eğitim veren devlet görevlilerini ve milislerin konuşlandıkları yeraltı hücrelerini aradı ama bir şey bulunamadı. Daha doğrusu, ortaya "WhatsApp grubu" dışında bir kanıt sunulamadı. Peki, "yalan haber"i kabak gibi sırıtan Cumhuriyet gazetesi özür diledi mi? Dilemedi.

Tezvirat bayrağını bu kez, "dürüst gazeteci" Doğan Akın'ın patronluğunu yaptığı "T24" adlı çirkef site devraldı. Şu başlığı atarak Cumhuriyet'in yalanını tekrarladı: "Erdoğan'ın dünürü, kurduğu grubun toplantısında böyle konuştu: Gerektiği zaman kullanacağımız silah var!"

Kemal Kılıçdaroğlu burada devreye girdi işte... Yalancı Cumhuriyet gazetesinin yalancılığa tur bindiren muhabiri Ayşe Sayın'ın, "Cumhurbaşkanı'nın dünürünün darbe girişimine karşı halkı sokağa dökmek için özel örgütlenmeye gitmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine şu açıklamayı yaptı: "Tek bir şey söyleyeceğim: Paralel devletin ne olduğunu, bunun faturasının neye mal olduğunu millet gördü. Kimse yeni bir paralel devlet kurmaya teşebbüs etmesin."

Ahmet Kekeç/Star

  • 4
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

85 Yaşında bir profesör Ataöv. Tamam! Bazen çok ileri yaşlarda böyle öfke nöbetlerine rastlanıyor, insan içinden "bu davranışın sebebi keşke böyle bir şey olsa" diye geçiriyor. Çünkü son yıllarda 80'lerinde birden gelişen manik ataklara; uykusuzluğa eşlik eden öfke ve saldırganlığa sık rastlanır oldu.
Fakat problem sadece bahse konu profesörden kaynaklanmıyor.
"Kemalist ulusalcılık" adını verdiğimiz bir zihin ezberi, politik bir illüzyon, ideolojik bir bakış var. Düşünün ki...
Ne Osmanlı'yı ne de Mustafa Kemal'i anladılar... Ne desteğini almaya çalıştıkları halkın dünyasını kavradılar ne de "çağdaşlık" heveslerinin arkasındaki kolonyal yenilgiyi... Sabah gazetesinin adını duyunca çıldıracak gibi olmaları da bu yüzden.

Prof. Ataöv salondan çıkarken kafa attığı muhabirimize "belki akıllanırsın" demiş.
Lafa bakın! Ömürlerini işte böyle seçkinci kibir ve şiddet içinde yiyip bitirdiler.
Faşizan zihinlerini ve gerçekte hiçbir halt bilmediklerini silahlı bürokrasinin desteği ve darbeler yoluyla saklamaya çalıştılar.
Eh, oyun bitti, devirleri kapanıyor. Kendi kafalarını duvarlara vurup "akıllanma" şansları da yok artık! Çok geç, çok!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 5
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Gazetede bir de "anket" var. Biliyorsunuz, bazı anketler gerçekleri ortaya koymaktan çok "yönlendirme" amacıyla yapılır. Sonra sandıklar açılır, takke düşer, kel görünür. Ancak, bu bir kısır döngüdür, devam eder gider… Cumhuriyet, dün de "Bayram değil, seyran değil, eniştem beni neden öptü" türünden bir anket yayımlamış. MHP'liler Devlet Bahçeli'yi değil, partinin başına Meral Akşener'in gelmesini istiyorlarmış!

Biliyorsunuz, geçmişte Devlet Bahçeli'yi en çok eleştiren isimlerin başında geliyorum. Ancak, bu durum bir hakkı teslim etmemeyi gerektirmiyor. Çünkü, anketteki oranlar kabul edilebilir gibi değil. MHP'lilerin yüzde 40,8'i Akşener'i, yüzde 20,5'i Sinan Oğan'ı, yüzde 17,8'i de Ümit Özdağ'ı istiyormuş. Bahçeli'yi destekleyenlerin oranı ise, sadece yüzde 9,8'de kalıyormuş.

Şaka gibi! Meral Akşener kim? Geçmişte Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller ikilisinin en yakınında yer alan, DYP adına çıktığı yurt gezilerinde bozkurt işareti yapan gençlere tepki gösteren, sonra da paraşütle MHP'ye inen bir isim. Sinan Oğan da Cumhuriyet Gazetesi'nin verdiği resepsiyona koşan, orada Can Dündar ve Figen Yüksekdağ gibi tiplerle buluşan bir siyasetçi.

Ümit Özdağ'ı da biliyorsunuz. Bahçeli ile kavgalı ve bugün "hayır" cephesinin içinde yer alan bir isim. "Hayırcılar" yaldızlanıp, parlatılıyor ve milletin önüne konuluyor. Gerçekten şaka gibi! Ayrıca, Türkiye'de yürütülen algı operasyonlarının geldiği noktayı göstermesi açısından da son derece önemli!

Şimdi diyorum ki… Eğer gerçekten böyleyse, eğer gerçekten MHP'deki tablo buysa, MHP bütün ideolojisini terk ederek yoluna devam ediyorsa ve Yusuf Halaçoğlu'nun dediği gibi Ülkü Ocakları bile sandığa gidip "hayır" oyu verecekse… Ne farkı kalıyor CHP, HDP ve diğerlerinden? Ayrıca, bazı isimlerin "ille de MHP" ısrarlarının anlamı ne? Madem arkalarında o derece ciddi bir destek var, her yerde kendilerine yer bulabilirler. Belki AK Parti değil, ama diğer siyasi partilerin çoğu bağırlarına basar onları!

Emin Pazarcı/Akşam

  • 6
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Aylardır medyada bir "mahalle" tartışması var, şahit oluyorsunuzdur. "Sen o mahalledensin..." "Bu şu mahalleden..." "Onun bu mahallede ne işi var..." Peki, neresi bu sözünü ettikleri ütopik mahalle? Ve tabii ki bunlar kim? Çözeniniz var mı? Benim aklımda deli sorular var.
Örneğin, önce "medya mahallesini" kastediyorlar sanıyorsunuz. Ama bu bahsi açanların daha ziyade bürokrasiden, siyasetten, partiden, teşkilattan gelmiş tipler olduğunugörüyorsun. Bildiğin medya atanmışları yani. Rahmetli Çetin Altan "hazineden geçinmeli" derdi bu türe. Genç yaşta emekli oldukları danışmanlıktan, müdürlüktün ya da vekillikten aldıkları maaşları, gazete telifinden önce hesaplarına düşenler yani.
E gazeteciden başka her şeye benzeyenlerin, işi gazetecilik olduğu için siyasi yelpazenin çeşitli gazetelerinde çalışmış gazetecileri mahallenin muhtarı pozlarıyla medyadan aforozetmeye kalkmaları saçma olur değil mi? Diplomasi muhabirlerimizin çok sevdiği o kalıpla söylersek, "Günün sonunda, sen kimsin hacı abi" derler adama. "Burası parti çay ocağı, devlet dairesi kantini, dernek, vakıf balkonu değil, basın."
O zaman kasıtları başka olmalı. Ettikleri büyük politik laflara, "dava" falan diye söylenmelerine bakılırsa "siyasi bir mahalleden" de bahsediyor olabilirler. Okurun bu aforozcu tiplerin varlığından, Erdoğan sayesinde haberdar olduğunu düşünürsek sıkı birer Erdoğan taraftarı olmaları gerektiği de ortada.
YouTube'daki videosu yüzbinlerce tık alan sokaktaki o bilge kardeşimiz gibi söylersek: "Amma velakin öyle değildir." Zira "bu mahalle bizim ulen" diye naralar atanların hedefe koydukları gazeteciler, Erdoğan muhaliflerinden ziyade, "aşırı Erdoğancı" dedikleri, Erdoğan taraftarlarının yoğun olarak takip ettiği isimlerdir.
Yani hallerini, hırçınlıklarını, "dava için, Erdoğan'ın siyasi perspektifi için" diye izahetmeleri koca bir yalan. Dedikleri gibi olsa, Erdoğan'ın evet diyeceğini tahmin edebileceğimiz referandumun"gizli, sinsi, ürkek, Hürriyet tipi hayırcıları kimlerdir" sorusunu duyunca okurun aklına onların isimleri gelmezdi değil mi? Bu arada merak edenlere, benim mahallem Beşiktaş ilçesinde.

Melih Altınok/Sabah

  • 7
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Ama artık TSK'da başörtüsü serbest… Yanlış anlamayın, artık orduevlerine, askeri hastanelere..vs, başörtülülerin girebileceğinden söz etmiyoruz… Milli Savunma Bakanlığınca yapılan düzenlemeyle TSK'da Genelkurmay karargâhı, kuvvet komutanlıkları ve bağlı birliklerde görev yapan "kadın subay ve astsubaylar" başörtüsü takabilecek…

Hamdolsun… Bin yıl sürecek dedikleri o post modern zulüm bitti… Lakin bu durum bazıları için zulüm oldu… Misal, (ışığı bol olsun) Türkan Saylan zihniyetini haiz ultra laikler… "Biz asılız, bizim istemediğimiz bir şeyin bu ülkede olması mümkün değil.." demişti (kozmoslar içinde yatsın) sayın Saylan... O, böyle bir şeyi hiç istemezdi…

Ama oldu!.. Bazı Babıali allamelerine de çok koydu… Hele bir tanesine o kadar çok koymuş ki dehşet dolu bir manzaraymış gibi söz ediyor; 'Şimdi bir düşünün, askeri birlikte karargahta veya sokaktasınız, türbanlı subaylar ve astsubaylar görüyorsunuz…' diyor… (Sokakta başörtülü subaylar görecekmişiz!.. Türkiye'de kaç kadın subay varsa?!..)

Genelkurmay Başkanı'nın Umre ziyareti ise bazı Babıali dallamalarını çıldırttı… Öyle ya, komutan dediğin baloya katılır, ziyaret yapacaksa da 'Ağlama Duvarı'na gider!..

Alışacaksınız artık aslanım… Asker ocağı, Peygamber ocağıdır… Komutan namaz kılar…

Ordumuz; 'Allah Allah' diyerek düşmanın üzerine yürür… Başörtülü subaylarımız da Nene Hatun gibi savaşır… Sana ağır geliyor biliyorum ama, Alışacaksınız aslanım, alışacaksınız!...

Hikmet Genç/Yeni Şafak

  • 8
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından
Editörün seçtiği köşe yazılarından

Yürütmede çift başlılık, başına buyruk bürokrasi ve yönetim boşluğunun terör örgütleriylede yabancı kaynaklı sabotajlarla da mücadeleye engel olduğunu gören Bahçeli, millî bir refleksle anayasa değişikliğini gündeme taşıdı.
Çünkü icra erki sağlam bir devlet yapımız olmazsa, ayakta kalmanın 'ateşten gömlek' olduğu bu coğrafyada bekâ sorunu yaşayacağımız kesindi. Nitekim 15 Temmuz'a giden yoldaki taşları döşeyen de bu işlevsiz sistemdi.
Bu hayatî sorunumuzu Cumhurbaşkanı'nın şahsi meselesiymiş gibi sunanların iki amacı var: İlki, Bahçeli'nin bu süreçteki millî özneliğini gizlemek. İkincisi ise, Erdoğan'ın bahsedilen yetkilerin hiçbirine ihtiyacı olmadığını, zaten parti ve devlet erki üzerindeki etkisinin hem Binali Yıldırım'ın özverisi hem de 15 Temmuz'un tesiriyle tartışılmaz hale geldiğini gözlerden kaçırarak değişikliği nefsî kaygıymış gibi göstermek.
Anayasa değişikliğini Erdoğan'ın şahsi meselesi gibi sunanların aynı zamanda 7 Haziran sonrası, CHP ve hatta HDP ile koalisyonu savunanlar olması, Erdoğan'ı bir şekilde "Külliye'ye hapsedip" izole etme projesini benimsedikleri ve ifşa oldukları düşünülürse, "Hayır" kampanyasına verdikleri açık veya örtük desteğin altında aslında anayasa değişikliğine muhalefet motivasyonunun yatmadığı anlaşılır.
Yani esas dert, yine ve her zaman olduğu gibi Erdoğan'dır ve meselesi vatan değil, kendi şahsı olanlar da bizzat bu zevattır. Kutlu yürüyüşünü tankların durduramadığı bu halkı, sinsi korkaklar yolundan döndüremez.

Hilal Kaplan/Sabah

BİZE ULAŞIN