Atilla Dorsay ile filmler arasında

Atilla Dorsay ile filmler arasında

CHRISTOPHER Nolan, '16 yaşından beri yapmayı tasarladığı' filmi nihayet yapmış. Çok da iyi etmiş. Çünkü Following-Takip ve Memento- Akıl Defteri gibi ayrıksı ve seyirciyi ikiye bölen kişisel filmlerle başlayıp, ardından Insomnia, Prestij, Batman serisinin en iyi filmleri sayılan Batman Begins ve de The Dark Night-Kara Şövalye gibi geniş kitleleri etkileyen fantastik sinema örnekleri veren yönetmenin, belki en kişisel filmi bu... Olasılıkla yine seyircisini bölecek ama bence onu yücelten ve en büyüklerin katına yaklaştıran bir çaba. Belki yeni bir 2001.

Atilla Dorsay ile filmler arasında

Filmi özetlemek kolay değil. Çabalarsak, insanların dünyalarına girip zihinlerini okumayı ve orada gömülü fikirleri çalmayı beceren uluslararası hırsız Cobb, sonunda sevdiği her şeyi yitirmiştir, ailesi başta olmak üzere... Onu bu durumdan çıkarıp sanki kefaretini ödemesini sağlayacak bir öneri alır. Bu kez, ölmek üzere olan çok ünlü bir işadamının mirasını devralacak oğlunun zihnine girmek ve bu mali imparatorluğu dağıtması fikrini sokmak... Bir grup yardımcısıyla giriştiği bu garip operasyon, onu inanılmaz bir maceraya sürükleyecektir.

Atilla Dorsay ile filmler arasında

ZENGİN KATMANLI SENARYO
Film, son derece zengin katmanlı bir senaryonun yapraklarını birer birer açıyor. Temel katman, elbette gerçekler âlemiyle düşler âlemi arasındaki karmaşık ilişkiler. Etrafımızdaki dünya asıl gerçeklik midir, yoksa paralel dünyalar mı vardır? Beş temel duyumuzla kavradıklarımız mı gerçektir, yoksa en çok rüyalarımız aracılığıyla erişebildiklerimiz mi? Sanki Zeki Müren'in Rüyalar Gerçek Olsa filmi gibi, ama çok farklı bir düzeyde!

Atilla Dorsay ile filmler arasında

Filmin temaları arasında o ezeli ve çoğu zaman ölümcül baba-oğul ilişkisi kadar, aşk ve ihanet temaları da var. Özellikle 'kutsal aile'nin bu kez negatif yandan bakılarak, yani dağılmışlığı içinde görülüp bir hasret duygusuyla kutsanması var - ki hayli dokunaklı. Ama filmin görkemini oluşturan temel öğe, sinemasal anlatıma getirdiği yenilikler. Öylesine kıvrak bir ritm, hikâyeye yedirilmiş öyle bereketli bir özel efekt yağmuru ve öylesine yüksek bir görsel düzey var ki, insanı şaşırtıyor. Filmin temel erdemi bence bu: Sinema dili denen şeye yaptığı görkemli katkı.

Atilla Dorsay ile filmler arasında

Böylece, kahramanlarımızın yaşadığı gerçeklikle düşler âleminin gerçekliği birbirine karışıyor, ayırmayı denemeyin bile... Örneğin o sık sık gördükleri felaket ve yıkım olayları: Adeta ikiye katlanan bir New York semti, sahil kıyısında birbirine dayalı dev yapıların iskambil kartları gibi yıkılması, bir Manhattan manzarası önünde nasılsa kalmış eski, minik bir mahalle evi. Cobb'un dediği gibi "Her yere inşaat yaptılar. Sonra anılar gelip bastı."

Atilla Dorsay ile filmler arasında

 Ya da rüya bölümlerinde, insanların yerçekimi denen şeyden bağımsız kalmalarıyla oluşan estetik: En yavaş tempoyla havada uçan, adeta bale yapan ya da kayan otel koridorlarında savrulan kahramanların görüntüleri. Öylesine şiirsel ki, ancak görünce anlaşılır. Açılıştaki çok hızlı ve sersemletici bir aksiyon sekansında, biz "İşte yine kof bir yaz filmi," derken, film birden doğal temposuna kavuşuyor, kahramanlar ve onları canlandıran ilginç oyuncular birer ikişer çıkıp gelmeye başlıyor. DiCaprio çocuklukla yaşlılık arasında gidip gelen yüzüyle, artık nasıl muazzam bir oyuncu olduğunu gösteriyor.

Atilla Dorsay ile filmler arasında

Büyük Japon oyuncusu Ken Watanabe, Cobb'u kiralayan gizemli iş adamında, Joseph Gordon-Lewitt, Tom Hardy ve Dileep Rao, Cobb'un 'rüya takımı'nın adamları Arthur, Eames ve Yusuf'ta, çocukluktan yeni çıkmış Ellen Page olağanüstü yetenekli genç kızda mükemmeller. Pete Postlewhite can çekişen Fischer'da, Cillian Murphy oğul Fischer'da, Tom Berenger sinsi amcada kusursuza yakınlar. Michael Caine'in baba Cobb'daki 'rüyaların mimarı' rolü de kısa, ama lezzetli.

Atilla Dorsay ile filmler arasında

Ya Marion Cotillard? Ünlü Fransız oyuncu, Cobb'un ölmüş eşi Mal olarak filmi baştan sona ustaca kat ediyor. Mal, Fransızcada kötülük' demek. Mal ölü mü, diri mi; şeytan mı, melek mi olduğu bilinmeyen bir kişiliği oynuyor. Yönetmen ona âşık mı olmuş ne! Özel bir müziği bile var: Zaman zaman Je Ne Regrette Rien şarkısının girişi (bir yerde de kendisi) duyuluyor ve bilenebilmeyene, Cotillard'ın Edith Piaf'ı oynayarak Oscar aldığını hatırlatıyor sanki!

BİZE ULAŞIN