Gündemden Başlıklar-11/01/2010

Gündemden Başlıklar-11/01/2010

Suikast, beş sayfalık gizli mektupta...

DHKP-C'nin Belçika'da ele geçen gizli arşivinde, Sabancı suikastı zanlısı Fehriye Erdal'ın kaleme aldığı 5 sayfalık bir de mektup çıktı. Mektupta yer alan suikast planı ve uygulanışına dair detaylar üzerine, dosya yeniden açıldı
Yakın tarihin en gizemli ve tartışılan dosyalarından Özdemir Sabancı suikastı 14 yıl sonra yeniden açıldı. Dosyayı tozlu raflardan indiren olay ise DHKPC örgütünün Belçika'da ele geçirilen gizli arşivindeki belgeler ile Fehriye Erdal'ın, o dönem hayatta olan DHKP-C lideri Dursun Karataş'a verilmek üzere kaleme aldığı beş sayfalık mektup... Büyük bir gizlilik içinde yürütülen soruşturmadan Sabancı ailesi ve avukatlarının bile haberi yok. Ocak 1996'da Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, ToyotaSA Genel Müdürü Haluk Görgün ile sekreter Nilgün Hasefe'nin katledildiği saldırı, Belçika'da ele geçirilen belgeler üzerine Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından soruşturulmaya başlandı. "DHKP-C'nin hafızası" denilen arşivdeki en önemli belge ise cinayetin tetikçileri Mustafa Duyar ile İsmail Akkol'a yardım eden Fehriye Erdal'ın, itiraflarda bulunduğu beş sayfalık mektup... Yapılan kriminal inceleme sonucunda mektubun Erdal tarafından kaleme alındığı da kesinleşti.

KENDİ ROLÜNÜ İTİRAF ETTİ
Fehriye Erdal'ın, örgütün geçen yıl ölen lideri Dursun Karataş'a verilmek üzere Sabancı cinayetinden hemen sonra hazırladığı "suikast raporu" niteliğindeki mektupta Belçika mahkemelerindeki duruşmalarda savunduğunun aksine cinayete katıldığını itiraf ettiği öğrenildi. Sır gibi saklanan mektupta Erdal'ın suikast öncesi aylarca nasıl istihbarat yaptığı ve Mustafa Duyar ile İsmail Akkol'u nasıl içeri aldığı gibi detaylar da yer alıyor. Erdal, suikasttan sonra nasıl kaçtıklarını, nerelerde kaldıklarını ve eyleme kimlerin yardım ettiğini de mektupta açıkladı. Mektuptaki bilgilerden yola çıkarak Sabancı suikastını soruşturmak üzere yedi kişilik bir özel ekip kuruldu. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde görevli emniyet amiri S.B.'nin başında bulunduğu ekip öncelikle dosyayı baştan sona inceledi. Savcı Bilal Bayraktar ve ekibi, geçtiğimiz günlerde Sabancı Center'a giderek olay yerinde incelemelerde bulundu. 14 yıl sonra Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe'nin öldürüldüğü odaya da girdiler. Suikastın zanlıları Mustafa Duyar ile İsmail Akkol'un cinayet günü Sabancı Center'a girdiği gibi binaya girerek kamera kayıtlarını incelediler ve giriş-çıkış zamanlarını yeniden hesapladılar.

BELÇİKALI SAVCIYI ŞAŞIRTTI
Belçikalı savcı Anne Fransen, Türkiye geldiğinde Savcı Bilal Bayraktar tarafından önüne konulan beş sayfalık mektubu okuyunca, ilk tepkisi şaşkınlık içinde "Bu mektubu nereden buldunuz?" demek oldu. Bayraktar, Belçika'da uzun süre mahkûm edilmeyen Erdal'ın suçluluğunu gözler önüne seren mektubun, Belçikalı yetkililerden alınan örgüte ait belgeler arasında bulunduğunu söyleyince Fransen'in şaşkınlığı bir kat daha arttı ve son bilgilerden yola çıkarak Belçika'da soruşturma başlattı. Savcı Bilal Bayraktar, 1980'li ve 90'lı yıllardaki suikastların aydınlatılmasında yararlı olacağı düşüncesiyle arşivdeki bazı belgeleri Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'e de verdi.

ÖRGÜTÜN HAFIZASI GİBİ...
DHKP-C, Dev-Sol'un mirasını üstlenmiş, geçtiğimiz yıl terörist Orhan Yılmazkaya'nın öldürülmesiyle gündeme gelen Devrimci Karargâh adlı örgüt de Dursun Karataş'ın ölümünden sonra "DHKP-C'nin mirasçısı" olma iddiasıyla ortaya çıkmıştı. DHKP-C'nin gizli arşivindeki belgelerde eski başbakanlardan Nihat Erim, MİT eski Müsteşarı Adnan Ersöz, MİT eski Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas, emekli Orgeneral Hulusi Sayın, emekli Korgeneral İsmail Selen, Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz ve Tekel Bakanı Gün Sazak cinayetleriyle ilgili bilgilerin de yer aldığı belirtiliyor.

ABDURRAHMAN ŞİMŞEK

Gündemden Başlıklar-11/01/2010

Kandil'den gelen 8 PKK'lıdan 1'i gözaltına alındı

19 Ekim'de Habur'da teslim olan bir PKK'lı gözaltına alındı. Kandil Dağı'ndan Türkiye'ye gelen 8 PKK'lıdan biri olan Gülbahar Çiçekçi, dün akşam saatlerinde yine Kandil'den gelen M.Şerif Gençdal ile birlikte Diyarbakır'dan uçakla Ankara'ya gitmek istedi. Havalimanında yapılan kimlik kontrolünde Gülbahar Çiçekçi, gözaltına alındı.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücedele Şubesi'ne götürülen Çiçekçi'nin Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'nde yaptığı konuşma nedeniyle hakkında arama kararı çıkarıldığı gerekçesiyle gözaltına alındığı bildirildi. Gülbahar Çiçekçi, ifadesinin alınması için bugün Diyarbakır Adliyesi'ne çıkarılacak.

 

 

Gündemden Başlıklar-11/01/2010

Polis plastik mermi atacak

Polisin cop ve gazla toplumsal olaylara müdahalesi sonrası yaşananlar eleştiri konusu olunca 'plastik mermi atar tabanca' kullanılmaya başlandı.

Türkiye'de ilk defa iki yıl önce kullanılmaya başlanan Amerikan yapımı ve hava basıncı ile çalışan FN 303 model 'plastik mermi atar' silahlar, toplumsal olayların yoğun yaşandığı 30 ilin çevik kuvvet ekiplerine gönderildi.

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün tanesini yaklaşık 2 bin dolardan satın aldığı 'FN 303' tüfeklerini, Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Batman, Hakkari, Adana, Mersin ve Van'ın da aralarında bulunduğu birçok il kullanmaya başladı. Emniyet Genel Müdürlüğü, bu silahı yakın zamanda tüm il emniyet müdürlüklerinde yaygınlaştırmayı planlıyor.

100 metre menzile sahip ve 50 metre tesirli mesafesi olan silahın mermisi aynı zamanda boya maddesi de içeriyor. Boya özelliği gözaltı konusunda polisin elini de güçlendiriyor. Kullanım esnasında yüz özellikle de göz çevresine dikkat edilmesi gerekiyor. Çevik Kuvvet polislerine verilen tüfekler ile hem biber gazı hem de boyalı plastik mermi atılabiliyor.

Mermi vücuda çarpınca patlayarak dağılıyor. Ancak, içinde çekirdek olmadığı için kişiye zarar vermiyor. Fakat mermi baş, göz ve kulak gibi hassas organlara isabet ettiği zaman ağır yaralanmalara yol açabiliyor. Silahın öldürücü etkisi yok. İsabet mesafesine göre vücutta geçici morluk ve yaralanma meydana getirebiliyor. Gerek iç hukuk, gerekse Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası anlaşmaların içtihatlarından dolayı kendisine yasal zemin bulan bu silahın tek olumsuz yönü ise fiyatının biraz pahalı olması.

Konuya ilişkin Çağın Polisi Dergisi'nin ocak sayısında "Toplumsal Olaylara Müdahele Üzerine" başlıklı bir yazı kaleme alan Düzce Emniyet Müdürlüğü'nden Cengiz Çakıltepe, kelepçenin bir tedbir, silahın ise polise yetki veren kanunlarda belirtilen özel şartlı kullanımının olduğu düşünüldüğünde müdahalede geriye cop ve gazın kaldığını ifade etti.

Gaz kullanımının her zaman hedef kitleye yönelik olmadığını anlatan Çakıltepe, bazen gazlı müdahale esnasında göstericilerin yanı sıra masum vatandaşların da gaza maruz kaldığını hatırlattı.

Bu durumun polis-halk ilişkilerini zedelediğine dikkat çeken Çakıltepe, gazlı müdahalede rüzgarın yönü ve şiddeti, gazı kullanacak personelin eğitimli olması, kullanıldığı yere ve kitleye göre gazın dozajının tespit edilmesi gibi kriterlerin toplumsal olaylarda gaz kullanmayı etkin olmaktan çıkardığını dile getirdi.
Çakıltepe, şöyle devam etti:

"Plastik mermi atar silahlar kullanılmalı. Dünyada bu veya benzerlerinin 150 kadar ülkede kullanıldığı silahın yaygınlaşması ile birlikte yüzlerce polisin yerine göre de panzerin yapamadığını bu silaha sahip bir tim robokop polisinin yapabileceğinden dolayı hem illegal toplumsal olaylara karşı etkin müdahale edilebilecek, hem de polis, göstericilerden gelen taşı tekrar göstericilere atma basitliğine ve çaresizliğine düşmemiş olacaktır. Silahın yaygınlaşmasında da nihai hedef her motorize ekibe bir silah düşmesi şeklinde olmalıdır. Zira silahın, yalnızca toplumsal olay değil asayişe müessir pek çok olayda da kullanılabilme özelliğine paralel olarak, polis ateşli silahını sadece ve sadece gerektiği yerde kullanacağından dolayı ateşli silah kullanımının yerindeliği konusundaki soruşturmalarla daha az karşılaşacaktır. Silah polisiye olayların haricinde İnfaz Koruma Memurlarının da cezaevlerinde 'hücre kontrolü' konusunda ellerinde bulunması gereken bir envanter olarak halen Amerika ve Avrupa'nın pek çok ülkesinde talimatlara direnen mahkumun itaat aracı olarak kullanılmaktadır. Gerek bireysel bazda iç hukuk ve gerekse ülke bazında uluslararası arena ve bunun paralelinde ve özelinde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, polisimizin elini ciddi anlamda kuvvetlendirecek bu çok fonksiyonlu silahın kullanımının yaygınlaştırılmasının elzem olduğu görülmektedir."

Gündemden Başlıklar-11/01/2010
'Parmak kırıldı' şifresiyle 3 cinayet daha sıradaydı
 
Haymana'da kemikleri bulunan Orhan'ı öldüren çetenin elinde 4 kişilik ölüm listesi olduğu ortaya çıktı. Cinayetin azmettiricisi olduğu iddia edilen B. çeteye isim verdiğini itiraf etti
Hatay'ın İskenderun ilçesinden kaçırılan işadamı İzzettin Orhan'ın kemiklerinin Ankara Haymana'da bulunmasının ardından güvenlik güçleri, olayın arkasından çıkan çetenin başka cinayet işleyip işlemediğini araştırıyor. Bu arada işadamını diri diri toprağa gömen çete üyelerinin İskenderun'a gelişi ve burada kaçırabilecekleri kişileri nasıl belirledikleri de şüpheli ifadeleriyle birer birer aydınlanmaya başladı. İzzettin Orhan'ı parası için öldürttüğü ileri sürülen demir tüccarı Ahmet B. B, mahkemedeki ifadesinde tutuklanan Trabzonlu Enver O.'nun kendisini "Alaattin Ç.'nın sağ koluyum" diye tanıştırdığını anlattı ve "Bu memlekette kaç tane faizci veya tefeci varsa hepsinin listesini ver" dediğini anlattı. Ahmet B.B, bunun üzerine kendisinin Enver O.'ya, "İzzettin Orhan, Metin T., Hüseyin Ç. ve ismini hatırlamadığı bir kişinin daha ismini verdiğini" itiraf etti. Çetenin bu liste üzerine çalıştığını savunan Ahmet B.B., ilk sırada yer alan İzzettin Orhan'ı kaçırıp öldürdüklerini anlattı.

4 KİŞİLİK ÖLÜM LİSTESİ

Ahmet B. B., bu çetenin İskenderun'a kendisinin de çocukluk arkadaşı olan Ali G.adlı çete liderinin davetiyle geldiğini öğrendiğini de söyledi. Çetenin kandil gecesi İzzettin Orhan'ı kaçırdığını kendisini de gece 00.00-00.30 arası arayarak ev ayarlamasını istediklerini anlatan Ahmet B.B, "Ali Güner'i arayıp buraya gelmen lazım dedim ama Ali G.'e 'parmak kırıldı gelmen lazım' demedim. Bu kişilere istedikleri için 4 milyar lira para verdim ama bu işi ben yaptırmadım. Pişmanım" diye konuştu. Çeteye mensup olduğu iddiasıyla eski belediye başkan yardımcısı S.M.'nin de gözaltında olduğu anlaşıldı. Çetenin gerek İskenderun'da gerekse başka illerdeki cinayetleri araştırılıyor. Daha önce "intihar etti" denilen tanınmış bir holdingin satış müdürü ile dolmuş kavgası adı altında öldürülen bir kişinin ölümlerinde çetenin ilişkisi olup olmadığı da soruşturuluyor.
Gündemden Başlıklar-11/01/2010

İnsana benzeyen oğlak!

İzmir'in Tire ilçesinde ölü doğan bir oğlağın insan yüzünü andıran siması, şaşkınlığa sebep oldu.

Tire'de görev yapan 29 yaşındaki Tireli Uzman Veteriner Hekim Erhan Elibol, aynı gün iki keçiyi sezaryen ile doğurttu. Doğumlardan birinde çok nadir görülen 'malformasyon' (acaibat / garip oluşum bozukluğu) vakasıyla karşılaşıldı. Oğlaklardan birinin yüzünün insan simasını andırması, şaşkınlığa sebep oldu. Oğlakların tek tırnaklı oldukları da ifade edildi. Veteriner Hekim Erhan Elibol, olayın sebebinin bilinçsiz bir şekilde kullanılan aşırı doz vitamineden kaynaklandığını söyledi. Elibol, "Beş yıldır Tire'de görev yapıyorum. Daha önce, bunun gibi olmasa da, birkaç oluşum bozukluğu vakası görmüştüm. Önceki vakalar inek ve koyunlardaydı. Çift başlı buzağı, el ve ayakları oluşmamış tek gözlü buzağı, beş ayaklı buzağı gibi. Bilimsel olarak biz bu vakalara, 'malformasyon' (acaibat) diyoruz. Aynı gün, aynı kişiye ait 'sananen' ırkı iki keçinin sezeryan operasyonla doğumunu gerçekleştirdim. Normal doğum zamanı gelmişti, fakat hayvanlar doğum yapamadıklarından sezeryana karar verdik ve sonra da bu vakalarla karşılaştık. Kafası insan kafasını andıran oğlak vakası, bizde büyük şaşkınlık yarattı. Sonrasında, neden böyle olduğunu araştırmaya başladım. Yaptığım araştırmalar sonucunda, şöyle bir kanıya vardım. Bu olaya sebebi, aşırı bilinçsizce ve kontrolsüzce kullanılan 'A' vitamini uygulamaları. Aşırı 'A' vitamini uygulaması teratojenik etkileşimin neden olduğu bir sonuç doğurmuş. Doğumunu yaptırdığım iki keçinin anne ve babaları farklı herhangi bir bağ yok aralarında. Tek bağ sahiplerinin aynı kişi olması" dedi.

"VETERİNER HEKİM KONTROLÜ OLMADAN KİMSE İLAÇ KULLANMASIN"

Bu tür vakaların yaşanmaması için önerilerde bulunan Elibol, "Bilinçsiz olarak ilaç ve vitamin kullanımlarının yapılmaması lazım. Hayvan sahibi kişiler, mutlaka veteriner hekim kontrolünde ilaç kullansınlar. Hamile hayvanlarını veteriner hekimlerin kontrolünde bulundursunlar" diye konuştu.

(İHA)


Gündemden Başlıklar-11/01/2010

'Ağca anılarını doğru anlatırsa 3 milyon dolar kazanabilir...'

Sunday Times'a mektup yazan M. Ali Ağca, film ve belgesel gibi teklifler aldığını söyledi. Gazeteye göre de Ağca'nın anlatacakları, 3 milyon dolar edebilir

GAZETECİ-yazar Abdi İpekçi cinayeti ve iki ayrı gasp suçundan hapiste bulunan, 18 Ocak'ta da tahliye edilmeyi bekleyen Mehmet Ali Ağca, İngiliz Sunday Times gazetesine mektup göndererek, "Hem fiziksel, hem de psikolojik olarak güçlüyüm ve aklım başımda" dedi. Ağca, gazetenin dün yayımladığı mektupta, aldığı film ve kitap tekliflerinden bahsederek, "Özellikle Japonya ve Kanada'dan film ve belgesel projeleri konusunda kendisine büyük ilgi olduğunu" bildirdi.

"İNCİL'İ YAZACAĞIM"
Ağca'nın mektubunda ayrıca, "Planım, dünyanın sonunu ve mükemmel İncil'i yazmaktır. Mükemmel bir şekilde Hıristiyanlığın esaslarını yazmak... Vatikan'ın hiçbir zaman anlamadığı mükemmel Hıristiyanlığı ilan edeceğim" ifadesini kullandı. Mehmet Ali Ağca'nın Da Vinci Şifresi romanının yazarı Dan Brown'a da mektup gönderdiği kaydedildi.

'BÜYÜK İLGİ OLUR'
Times, Avrupalı yayıncıların, Ağca'nın anılarını doğru bir şekilde aktaracağı bir kitabın 3 milyon dolar değerinde olabileceğini söylediğini kaydetti. Gazete haberinde, İtalya'nın önde gelen yayıncılarından Francesco Aliberti'nin "Ağca'nın anılarının küresel boyutta ilgi uyandırabilir ancak yayıncılar ve okuyucuların istediklerini vermesi kaydıyla. Yani, çok sayıda yeni bilgileri içeren, tam ve gerçek hikâyeyi anlatırsa" sözlerine de yer verildi.

'DEĞERLENDİRİYOR'
Bu arada, Mehmet Ali Ağca'nın avukatı Hacı Ali Özhan da 52 yaşındaki müvekkili hakkında ''yalan, yanlış'' haberler çıktığını belirterek, şunları kaydetti: "İtalyan gazetesi La Repubblica'da yer alan 'Bir röportaj için 2 milyon dolara anlaştı' haberi doğru değildir. Mehmet Ali Ağca'ya çok sayıda sinema filmi, kitap ve belgesel film önerisi yapıldığı doğrudur. Ağca gelen her teklifi değerlendiriyor, henüz karar vermiş değildir. Tahliyeden sonra karar verecek. M. Ali Ağca'nın sığınacak ülke aradığı yorumları da yanlıştır. Ağca halen Türk vatandaşıdır, Türkiye'nin her yerinde kalabileceği gibi istediği ülkeyi de ziyaret edebilir. Geçmişte Polonya ve Portekiz vatandaşlığı için başvuruda bulunduk. Basında yer alan ülkelere başvuru yapılmamıştır.''

'EVLENMEK İSTİYOR'
Öte yandan, avukat Hacı Ali Özhan, müvekkili Mehmet Ali Ağca'nın beden ve ruh sağlığının gayet iyi olduğunu da belirterek, "Evlenmeyi düşünmekte olup nişanlı arayışı içinde olacaktır" dedi.

Gülcan DEMİRCİ- SABAH - AA

Gündemden Başlıklar-11/01/2010

Dilenmeyen çocuğu dövüp sokağa attılar

İstanbul Beyoğlu'nda temizlik işçileri, boynunda kanlı ip bulunan ve vücudunda darp izi olan 5 yaşında bir çocuk buldu. Ağır yaralı olan çocuğun, kendisini dilendirmek isteyen kişilere direndiği için işkenceye uğradıktan sonra yol kenarına atıldığı iddia edildi. Okmeydanı E-5 üzerinde bulunan Halıcıoğlu metrobüs durağı yakınında temizlik çalışması yapan işçiler sabah erken saatlerde kanlar içinde yatan bir çocuk buldu. Boynunda kanlı bir ip bulunan ve vücudunda ve yüzünde darp izleri bulunan çocuğun yaşadığını fark eden işçiler hemen ambulans çağırdı.

İŞKENCE YAPANLAR DA ÇOCUK
İsminin Bedrettin K. olduğu belirlenen 5 yaşındaki çocuk Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Elinde derin bir kesik, yüzünde de yaralar olan çocuk hastane polisine verdiği ifadede, "Babam sürekli alkol alır ve benim dilenmemi isterdi. Karşı çıkınca da beni döverdi. Beni iki kişi feci şekilde dövdü. Dövenlerden birinin adı Fethi" dediği öğrenildi. Çocuğun bulunduğu yerde geniş çaplı araştırma başlatan polis, temizlik işçilerinin de ifadesine başvurdu. Temizlik işçisi Sayyam Nida, yaralı çocuğa çöp poşeti sanarak yaklaştıklarını söyledi. Polis, olayın failleri olduğu sanılan 3 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar Üsküdar'daki Çocuk Şube Müdürlüğü'ne götürüldü.

Deniz DERİN / SABAH / İSTANBUL

Gündemden Başlıklar-11/01/2010

Raportör Can: Yargıçlar kapalı kafeslerde

Anayasa Mahkemesi Raportörü ve 'Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği Derneği Kurucusu Doç. Dr. Osman Can, Türkiye'de adalet dağıtması beklenen yargıçların, toplumdan soyutlaştırılarak kapalı kafesler içerisine alındığını söyledi. Kayseri Küçük Millet Meclisi'nde konuşan Can toplum dışı kalan yargıçların adalet dağıtamayacağını belirterek, şu tespiti yaptı: "Lojmanlarda oturuyorlar, bulundukları küçük il ve ilçelerde jandarma komutanı, emniyet müdürü, vali, kaymakam gibi bürokratlarla muhatap oluyorlar. Yargıcın toplum ile ilişki kurması mümkün olmuyor. İlişki kurunca da Adalet Bakanlığı tarafından soruşturma geçiriyor. Bu nedenle yargıçlar kapalı kafes içinde."

BİZE ULAŞIN