Gündemden kareler-20/01/2010

O HÂKİMİN EŞİ AĞCA'NIN AVUKATI ÇIKTI

Ağca'nın 2006'daki yanlış tahliyesine karar veren mahkemelerden biri Kartal 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ydi. Mahkemenin, tahliye kararını veren heyetinde Neslihan Aboşoğlu da bulunuyordu. Hâkimin, o dönemde Kartal savcısı olan eşi Yılmaz Aboşoğlu istifa ettikten sonra Ağca'nın avukatı oldu ve tahliye sürecini yönetti
Gazeteci-yazar Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikastı hükümlüsü Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesinin ardından, 3'ü eski 1'i yeni dört çarpıcı ayrıntı ortaya çıktı. SABAH; Ağca'nın 2006'daki yanlış tahliyesindeki ilginç ilişki, tahliye sonrası bir günlük askerlik yaşamı, yeniden tutuklanmasına kadar geçen 8 karanlık günün sırrı ve şimdi yaptığı yurtdışı çıkış hazırlıklarının detaylarını açıklıyor:

HÂKİMİN KOCASI AVUKATI: Ağca 12 Ocak 2006'da yanlış tahliye olduğunda, bu kararın verilmesinde itiraz üzerine son sözü Kartal 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Mahkeme heyetinde Neslihan Aboşoğlu da bulunuyordu. Hâkimin eşi Yılmaz Aboşoğlu da o dönemde Kartal Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordu. Yılmaz Aboşoğlu, Ağca'nın tahliye sürecine savcı olarak müdahil olmadı, yani mütalaa vermedi, görüş bildirmedi. Ancak Yılmaz Aboşoğlu kısa süre sonra savcılıktan istifa ederek İstanbul Barosu'na kayıtlı serbest avukatlık yapmaya başladı.

YARGITAY'A ATAMA

Yılmaz Aboşoğlu yıllar sonra önceki gün kamuoyunun karşısına bu kez Ağca'nın avukatı olarak çıktı. Ağca'nın ailesi, Ankara Barosu avukatlarından Hacı Ali Özhan'ı azlettikten sonra Yılmaz Aboşoğlu'na vekalet verdi. Aboşoğlu da Ağca'nın önceki günkü tahliye sürecini yöneten iki avukattan biri oldu.

TESADÜFÜN BÖYLESİ:
Ağca 2006'da tahliye olurken birçok mahkemede farklı işlemler yapılmıştı. Bu mahkemelerden biri de Üsküdar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ydi. O dönemdeki Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi'nin kararına göre, Üsküdar 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi, Ağca'nın cezalarını toplarken yanlışlık yapmıştı. Yargıtay'ın bozduğu bu kararı veren mahkemenin başkanlığını Meryem Üstüner yapıyordu. Üstüner'in yolları önceki gün tesadüfen Ağca ile bir kez daha kesişti. Ağca tahliye olduğu ve lüks oteline çekildiği saatlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda da (HSYK) uzun süredir kriz olan Yargıtay üyeliği seçimleri vardı. HSYK çalışmalarını geç saatlerde tamamladı ve Yargıtay'a seçilen 34 hâkim arasında Meryem Üstüner de yer aldı.

KARAVANA YEDİ
BİR GÜNLÜK ASKERLİK, DUHULÜ 12 OCAK:
Ağca önceki gün tahliye edildikten sonra en çok çürük raporu alarak askerlikten kurtulması konuşulmaya başlandı. Ağca'nın Sincan F tipi Cezaevi'nden çıkıp doğrudan askerlik şubesine gitmesi gerekirken, GATA'ya götürüldü. Ağca'nın bu tercihinde 2006'da yaşadığı, bilinmeyen ilginç bir detay etkili oldu. Ağca'nın yanlış tahliye edildiği 12 Ocak 2006'da Tuzla Piyade Okulu'nda askere alındığı ortaya çıktı. Ağca burada sadece gün içinde kaldı, bir kez karavana yedi, avukatlarının imzalı taahhüt vermeleri üzerine kışladan çıktı. Bu bilgiyi doğrulayan eski avukatı Mustafa Demirbağ o günü şöyle anlattı: "Biz o gün elimizi kolumuzu sallayarak gideceğimizi düşünürken birden Pendik Askerlik Şubesi'ne götürüldük. Buradan da doğrudan Tuzla Piyade Okulu'nda askere aldılar. Biz hemen ilgili makamlara itiraz ettik ve sağlığının elverişli olmadığını savunduk. Bunun üzerine de aynı günün akşam saatlerinde Haydarpaşa GATA'ya sevk edildi ve bilinen malum askere elverişsizlik kararı verildi."

KARANLIK GÜNLER
8 GÜNÜN SIRRI:
"Ağca yanlış tahliye edildiği 12 Ocak 2006'dan sonra bu yanlışlığın ortaya çıkıp yeniden tutuklandığı 20 Ocak 2006'ya kadar ne yaptı, nerde yaşadı?" Bu sorunun cevabı hep karanlıkta kaldı. Demirbağ, Ağca'nın 8 gününe ilişkin şu iddialarda bulundu: "İlk üç günü askeriye ve GATA arasında geçti. Hattâ biz GATA'dayken, CHP lideri Deniz Baykal bile 'Ağca ve avukatı yurtdışında' diye açıklama yaptı. Biz bu açıklamayı Haydarpaşa GATA'da televizyondan duyduk. İlk 3 gün benim evimdeydi. O dönemde gazeteciler, televizyoncular, herkes ulaşmaya çalışıyor, 'yurtdışına kaçıralım' gibi işgüzar tekliflerde bulunanlar bile oldu. Sonra benim ev bir şekilde tespit edilince, bir arkadaşımdan rica ettim ve onun evine götürdük. Burada da 5 gün kaldı ve sonra yeniden tutuklandı. Bu evde de ben, Ağca ve kardeşi Adnan Ağca vardı. Yargıtay'ın 'yanlış tahliye edilmiştir' kararını da bu evdeki televizyondan duyduk."

ŞİFRENİN ŞİFRESİ: Ağca, Ankara Sheraton Oteli'ne yerleştikten sonra internete girmek için şifre istedi. Ağca'nın bu şifreyi pasaport işlemleri ve ABD ile İspanya'daki televizyon kuruluşları ile yazışmak için aldığı ortaya çıktı. Ağca'nın yakın çevresi, özellikle ABD ve İspanya'dan gelen televizyon yayınına çıkma tekliflerine, "Olay daha çok sıcak. Hem şimdi pasaport sorunu var. Birkaç gün bekleyin" yanıtını verdi.
 

GAZZE TEPKİSİNİ, HAİTİ'Yİ ÖRNEK GÖSTERİP AÇIKLADI

Başbakan'ın Riyad'da siyasi gündemi yine Gazze'ydi. Erdoğan, "Gürcistan'la ilgilendik, Filistin'in sorunuyla da ilgilenmek durumundayım. Haiti'nin yüzde 95'i Hıristiyan, oraya elimizi uzatmayacak mıyız?" diye sordu
Başbakan Erdoğan, Suudi Arabistan'da işadamlarına seslenirken "Haiti'nin yüzde 95'i Hıristiyan, şimdi biz oraya elimizi uzatmayacak mıyız?'' dedi. Riyad'da, Ticaret ve Sanayi Odası'nda düzenlenen toplantıda konuşan Erdoğan, çok boyutlu, çok yönlü, aktif ve dostluk üzerine, işbirliği üzerine, dayanışma üzerine kurulu bir dış politika yürüttüklerini belirterek, "Elbette Irak'ın sorunu benim sorunumdur. Az önce de ifade ettik, Gürcistan'ın sorunlarıyla biz ilgilendik. Ama ben Filistin'in sorunuyla da ilgilenmek durumundayım, aynı şekilde. Bundan daha tabii ne olabilir, yani biz Filistin'le Gazze ile ilgilenirken Müslüman olduğumuz için değil insan olduğumuz için ilgileniyoruz, insani görevimiz de bu, olaya böyle bakacağız. Adaletin, vicdanın, insanlığın gereği bu değil midir?'' "Bakınız şu anda Haiti'de çok büyük bir trajedi yaşanıyor'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Haiti'nin yüzde 95'i Hıristiyan, şimdi biz oraya elimizi uzatmayacak mıyız? Acil kurtarma ekiplerimizi göndermeyecek miyiz? Olayı haber aldığımız andan itibaren hemen kurtarma ekiplerimizi seferber ettik, çadırları, sahra hastanelerini seferber ettik. Ve 10 ton ilacı, 20 ton gıdayı ilk anda hemen gönderdik, para yardımımızı anında yaptık. Yani BM ne karar alacak diye bunu bekletmedik. Biz hemen hesaba girdik, bazen de söz verilir sözler yerine gelmez. Biz hemen adımı attık, niçin? Bunun hesabı yapılmaz, ortada bir vaka var. Çünkü biz depremden büyük darbeler yemiş bir ülkeyiz bunu da iyi biliriz, o zaman imdadımıza yetişenlere tabii şimdi de çok çok teşekkür ediyoruz. Damdan düştük bunu iyi biliriz. Ama her şeyden önce de insani görevimiz bu, vicdanımızın sesi bu, buna kulak verdik. Depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 200 binlere ulaşabileceği ifade ediliyor. Haiti'nin derdini bu noktada en iyi anlayan biziz. Haiti halkına gerçekten geçmiş olsun diyoruz.''

'FOSFOR BOMBASI' HATIRLATMASI
Başbakan Erdoğan, ölümlerin her zaman trajik olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: "Biz, hepimiz, bir kişinin ölümünü, bütün bir insanlığın ölümü gibi gören bir medeniyetin mensuplarıyız, biz buyuz. Hele hele, çocukların öldüğü, çocukların öldürüldüğü bir dünyayı bizim içimize sindirmemiz asla ve asla mümkün değildir. Savunmasız kadınların öldüğü ve öldürüldüğü bir dünyayı bizim içimize sığdırmamız asla mümkün değildir, yaşlı insanların, o savunmasız insanların öldürülmesi bizim içimize sığdıracağımız bir şey asla ve asla değildir. Her ne sebeple olursa olsun, çocukların, kadınların, masum sivillerin ölümleri bizim vicdanımızı sızlatır. Tabii ki sesimizi yükselteceğiz, tabii ki bu ölümlerin karşısında duracağız, tabii ki hakkı, hukuku, adaleti savunacağız. Fosfor bombaları altında hayatını kaybeden çocukların acısıyla sesimizi yükseltmemizden hiç kimse rahatsız olamaz, olmamalıdır. Tekrar ediyorum: Bizim tek gayemiz, bölgesel barışın, huzurun ve istikrarın sağlanmasıdır. Bundan başka hiçbir gaye taşımıyoruz. Bu süreçte başta Suudi Arabistan olmak üzere tüm bölge ülkelerinin desteklerini, teşviklerini almak da bizi ayrıca memnun ediyor.''

Kral El Saud ile görüştü
Başbakan Erdoğan Suudi Arabistan'daki resmi temasları çerçevesinde Kral Abdullah Bin Abdülaziz El Saud'un onuruna verdiği yemeğe katıldı. Kralın sarayında düzenlenen yemekte bakanlar Çağlayan, Davutoğlu, Şimşek ve Yıldız da hazır bulundu. Yemeğin ardından Erdoğan ve bakanlar, Kral El Saud ile bir araya geldi. Heyetler arası toplantının ardından da Erdoğan, Kral El Saud ile baş başa görüştü. Erdoğan daha sonra Cidde'ye geçti.

BAŞSAVCI ENGİN'DEN TELEKULAKA SUÇ DUYURUSU

İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, kendisi hakkında dinleme kararı veren Adalet Bakanlığı müfettişleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Engin, "Ergenekon'' soruşturması kapsamında, kendisi hakkında iletişimin tespiti kararı isteyen Adalet Bakanlığı müfettişleriyle ilgili hazırladığı şikayet dilekçesini Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Engin, dün konuyla ilgili sorulara açıklama yapamayacağını belirtmekle yetindi. Engin, "Açıklama yapmam uygun değil" dedi. Engin hakkındaki dinleme kararının İstanbul 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nce 14 Ekim 2008'de verildiği, müfettişlerin 14 Ocak 2009'da yeniden mahkemeye başvurarak, dinleme kararının uzatılmasını istediği ortaya çıkmıştı. Bakanlık müfettişleri bu talebin gerekçesini, "Ergenekon terör örgütünün yargıya sızma girişimlerini ortaya çıkarmak" olarak göstermişti.
(Orhan YURTSEVER)

İSRAİL HEYETİ DE BEKLEDİ

İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yossi Gal, Meclis'te Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan ile görüştü. Gal randevusuna İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy ile birlikte geldi. Dün saat 15.00'teki randevuya İsrailli konuklar üç dakika erken gelince, komisyon danışmanı Büyükelçi Akın Algan tarafından karşılandı. Mercan, odasına, randevu saatinden 5-10 dakika kadar geç gelince akla Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'un kapıda bekletilmesiyle yaşanan geldi. Mercan "Kasıt yok. Çalışma Bakanlığı'ndan geliyorum" dedi. Gal, Ankara'daki görüşmelerde "Özür mektubu ve Ehud Barak'ın ziyaretiyle olumsuz havayı geride bıraktık. Bundan sonra ileriye bakalım" mesajı verdi. Gal'in ziyareti sırasında alt düzey memurların da daha sık görüşmesi kararlaştırıldı.

(Duygu GÜVENÇ / ANKARA)

BAHÇELİ'DEN ŞARTLI 'EVET'

MHP lideri Devlet Bahçeli, bir anayasa değişikliğinin yapılmasını istemediklerini, ancak AK Parti'nin ısrarlı olması durumunda uzlaşma ile bir sonraki dönemde çıkarılması gerektiğini söyledi. MHP grubunda konuşan Bahçeli, "Ne kadar mükemmel anayasalar çıkarırsanız çıkarın, siyaset, eğer ince rekabetten uzaklaşır ve bölünme ve kavga üzerine kurgulanırsa, bunun topluma kaos olarak yansıması kaçınılmazdır. Bugün karşımızdaki tehlikenin adı budur" uyarısı yaparken AK Partini'nin ısrarını sürdürmesi durumunda ise uygulama konusunda üç öneri getirdi: "Öncelikle TBMM'de temsil edilen siyasi partilerden teşekkül etmiş bir 'Anayasa Değişikliği Uzlaşma Komisyonu' oluşturulmalı. Bu komisyonun üzerinde mutabakata varacağı maddelerle ilgili 'Demokratik Sözleşme' yapılmalı. Değişikliği öngörülen anayasa maddelerinin kararı, erken ya da zamanında yapılacak milletvekilliği genel seçimlerinden sonra oluşacak 24'üncü dönem TBMM'nin iradesine bırakılmalı. Cumhuriyetin temel ilkelerini ve siyasi yapıyı yıkmayı amaçlayan siyasi faaliyetleri meşru hale getiren bir düzenleme yapılmasının önünde Meclis çoğunluğu bakımından AKP'nin sayısal bir engeli bulunmamaktadır. Ancak bu yolu tercih ederse, bu zorlamaların yaratacağı çok ağır sorunların vebali kendisine ait olacaktır."

(ANKARA)

ŞEHİTLERİN ACISI 'YERDE' KALMADI

Çankaya "hüzün ve gururu" aynı anda yaşadı. Cumhurbaşkanı Gül, "En değerli konuklarım" dediği şehit yakınları ve gazilere Devlet Övünç Madalyası verdi

Çankaya Köşkü dün acı, hüzün ve ağıtlarla inledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "En değerli konuklarım" dediği şehit aileleri ve gazilere Devlet Övünç Madalyası töreninde her şeyin eksiksiz yapılmasını istemişti. Törende yanına oturacakları bile kendisi belirlemişti. Sağına PKK'nın yerleştirdiği mayın sonucu gözlerini kaybeden Üsteğmen Alper Kür'ü, sol tarafına ise polis memuru Abbas Gündüz'ü oturtmuştu. En önde yer ayrılanlar arasında Piyade Onbaşı Muhammed Çelik de vardı.

KOMUTANLAR ORADA

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yanı sıra kabinenin beş bakanı da oradaydı. Genelkurmay Başkanı Başbuğ yine Kuvvet Komutanları ile gelmişti. Emniyet Genel Müdürü Köksal da ekibiyle birlikte salondaydı. Tören, şehitlere saygı duruşuyla başladı, ardından da Gül'ün isteğiyle hazırlatılan özel slayt gösterisi ekranlara geldi. Slayt gösterisi sırasındaki sessizliği oğlu Kadir Yalçın'ı iki yıl önce toprağa veren annesi Meryem Yalçın'ın feryatları bozdu. Yalçın'ın yaktığı ağıt tüm salonu etkisi altına aldı. Cumhurbaşkanı Gül kürsüye çıktığında hazırladığı konuşma metnini bir yana bıraktı. Şehit ve gazi yakınlarına, "Acılarınız acılarımızdır. Ateş düştüğü yerde kalmayacak. Bizler daima sizlerin takipçisiyiz. Devletimiz sizleri garip ve yalnız bırakmamak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır" diye seslendi. Ancak Gül'ün sözleri, toprağa verilen canların acısını bastırmaya yetmedi. Bir yanda babasını kaybeden bir yaşındaki kız çocuğunun çığlıkları, diğer yanda ise hıçkırıklar birbirini izledi. Sıra törenin en zorlu bölümüne gelmişti. Ömer'i üç yıl önce kaybeden baba Mustafa Azak, oğlunun madalyasını alırken ayakta zor duruyordu. Gül'e sarılıp ağladı.

ZOR ANLAR YAŞANDI

Salonda hava gittikçe ağırlaşıyordu. Gül'ün cenaze törenine katıldığı Kara Pilot Yüzbaşı Tekin Işık'ın babası Muharrem ve annesi Müşkinaz sahneye birlikte çıktı. Önce babası Muharrem Işık sahnede bayıldı. Gül ve çevresindeki korumaları anında babayı kurtarmaya çalışırken, bu defa anne Müşkinaz feryat ederek yere düştü. Kızları Gül Bahçe, anne ve babasının düşüşünü görünce dayanamadı ve sahneye fırladı. Onu kadın korumalar sakinleştiremeyince, erkek korumalar da devreye girdi. Ancak Gül Bahçe bağırıyordu: "O benim babam. Bizi ne hale düşürdünüz? Lanet olsun! Lanet olsun size..." Ailenin feryatları dinmeyince Işık ailesi salondan çıkartılıp önce Köşk'ün revirine götürüldü. Ardından da tören boyunca tüm ağlayan, fenalaşanlarla birebir ilgilenen, Cumhurbaşkanı Gül'ün koruma müdürü Osman Çangal ile yemek yedi. Yemekte gerçekler anlaşıldı. Önce Gül Bahçe anlattı: "Ben babama bir şey oldu, öldü sandım. Annem-babam ikisi de yerlerdeydi. Protesto etmek değildi amacım ama ne yapacağımı şaşırdım. Yanlarına gitmeye çalıştım. Buna izin vermediler. Lütfen Cumhurbaşkanımıza da bunları iletin... " Anne Müşkinaz ise daha dertliydi: "Osmanım evladım, biz 23 Şubat'tan bu yana yaşamıyoruz. Ben her gün ölüyorum, her gün bayılıyorum. Sahnede heyecanlandık, acımız çok büyük. Ancak Allah beni oğluma kavuşturduğunda rahatlayacağım." Baba Muharrem'in sözleri de ayrıldığı eşinden farklı değildi: "Bu acı çok büyük, artık tahammül edemiyorum. Orada heyecandan dayanamadım, düştüm bayıldım. Zaten Tarık'ım gittiğinden bu yana her gün düşüp bayılıyorum." Işık ailesine Güneş Operasyonu'nun en büyük ateşi düşmüştü. Dört çocuklu aile bir çocuğunu pilot olarak yetiştirmiş, diğeri de polis olmuştu. Kızları Gül devlet memuruydu, bir çocukları da hâlâ lisede okuyordu. Aile açılım tartışmalarından rahatsızdı.

YÜZBAŞININ AİLESİ HERKESİ AĞLATTI
2008'de şehit düşen Yüzbaşı Tekin Işık'ın babası Muharrem Işık, madalya için kürsüye geldiğinde fenalık geçirerek yere düştü. Bu sırada şehidin annesi Müşkünaz Işık'ın feryadı duyuldu. Kızları Gül Bahçe de "Lanet olsun, bizi ne hale düşürdünüz" diye bağırdı. Köşk'te öğle yemeği yiyen ailenin durumu ve gerçek sonra anlaşıldı. Şehidin kız kardeşi, Gül Bahçe "Annem, babam ikisi de yerdeydi. Öldüler sandım. Amacım protesto değildi" dedi.

(Duygu GÜVENÇ ANKARA)

TİLKİ SELİM'İN EL KAİDE BAĞLANTISI

ÜSKÜDAR'DAKİ lüks villasında yakalanan ve 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım bağlantısıyla bilinen uyuşturucu baronu 'Tilki Selim'in şimdi de El Kaide bağlantısı ortaya çıktı. ABD Uyuşturucuyla Mücadele Servisi DEA'nin 2009 yılında Türkiye'ye gönderdiği 20 raporda, Tilki Selim adıyla bilinen Selim Işık ile El Kaide arasındaki ilişki anlatıldı. Tilki Selim'in, PKK dışında El Kaide'ye ait eroini Afganistan'dan İngiltere'ye ve Amerika'ya gönderdiği istihbaratı paylaşıldı.
(Tamer OSKAY)

'SAVAŞIN YENİ AÇILIMI'

CHP lideri Deniz Baykal, hükümetin gündemindeki muhtemel anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısını değiştirmeye yönelik olduğunu savunarak, "Bunlar yapılınca halkın can ve mal güvenliği, insan hak ve özgürlükleri ve hukukun üstünlüğü tümüyle ortadan kalkar" dedi. Baykal şöyle konuştu: "Yaşananlar kurumlar arası çatışma değil, iktidarın kurumlarla çatışmasıdır. Referandum süresini 120 günden 45 güne indiriyorlar. Konu anayasa değişikliği projesi, iktidarın kurumlarla hesaplaşma, kurumlara haddini bildirme projesidir. Islak imza, suikast iddiaları ne oldu? Ne çıktı Allah aşkına? 'Artık kavga bitti' diye düşünmeyin. Kurumlarla savaşın, kurumları etkisiz kılmanın son açılımıdır anayasa değişikliği. Anayasa değişikliği Silahlı Kuvvetler ve yargı ile savaşın yeni açılımıdır. Yargının bağımsızlığı 1950'lerden bu yana ilk kez tartışılıyor. 'Bağımsız yargı değil, tarafsız yargı' diyorlar. Bağımsızlık tarafsızlığın güvencesidir. Bağımsız olmayan tarafsız olamaz. İşin temeli yargının bağımsızlığıdır." Baykal, "Ciğerim kanıyor" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'a da "TEKEL işçilerinin, Ergenekon'dan haksız yere yatanların, Ali Tatar'ın eşinin ciğeri kanamıyor mu" yanıtını verdi. Baykal, Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle İstanbul'da yapılan kutlamaları da eleştirdi. Almanya'da Essen, Macaristan'da adı bile duyulmamış Pecs'in de aynı zamanda Kültür Başkenti seçildiğini hatırlatarak şunları söyledi: "İstanbul 2 bin yıldır bu nitelikleri taşıyor. İstanbul'un değerini ondan bundan öğrenecek değiliz. Essen'de, Pecs'de böyle bir heyecan, kutlama görülüyor mu? Bu tamamen bir aldatma projesidir. Anlamsız bir şov."

(ANKARA)

BİZE ULAŞIN