TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN

Kadına asıl şiddet devletin tavrı

Raporlar, kadına ceza veren AİHM'nin haklılığını gösteriyor. Davayı açan Nahide Opuz'un memleketi Diyarbakır'da 1999-2005 arasında 59 davanın 46'sında mahkeme, haksız tahrik nedeniyle faillere indirim uyguladı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kocası tarafından dövülen, bıçaklanan, annesi öldürülen Nahide Opuz'u 'koruyamadığı' için Türkiye'ye 36 bin 500 euro ceza verirken, Türkiye'de kadınlara yönelik ayrımcılık ve sistematik şiddete vurgu yaptı. Kararda kullanılan ifadelerde, sadece Nahide Opuz'un değil, Türkiye'deki tüm kadınların cinsiyetçi ve devlet tehdidi altında olduğunun altı çiziliyor ve devletin bu şiddete karşı yeterli tedbir almadığı belirtiliyor. Türkiye'nin, "aile içi şiddeti cezalandıracak etkili bir sistem oluşturma ve kurbanları koruyacak yeterli güvenlik koşullarını sağlama konusunda" başarısız olduğu vurgulanan kararda, kadınları hedef alan aile içi şiddetin yargının pasif tavrı nedeniyle yaygınlaştığı ifade edildi.

CEZA İNDİRİMİ VAR

AİHM'nin Opuz kararında atıfta bulunduğu Diyarbakır Barosu'nun töre suçlarıyla ilgili raporuna göre, 1999 ile 2005 arasındaki 59 davanın 46'sında kentteki mahkemeler, haksız tahrik nedeniyle faillere indirim uyguladı. 81 failden 61'i hafifletici sebeplerden yararlandı. Baronun araştırmasında, söz konusu töre ve namus davalarında ölenler erkek ise tecavüz, cinsel istismar, kaçırma ya da bir akrabasını fuhuşa zorlama sonucu suçun işlendiği tespit edildi. Ölenlerin kadın olduğu vakalarda ise savunma makamının mağduru başka erkeklerle konuştuğu, fuhuş ya da zina yaptığı için öldürdüğünü iddia ettiği belirlendi.

PSİKOLOJİK ŞİDDET YAYGIN

AİHM'nin atıfta bulunduğu bir başka kaynak ise Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın 2007 raporu. Raporda, aile içi şiddetin karakollarda hoşgörüyle karşılandığı, bazı polis yetkililerinin arabulucu olmaya çalıştığı ya da erkeğin taraf tutarak kadının suç duyurusunu geri aldırmaya çalıştığı vurgulanıyor. Rapordaki, ciddi ölüm tehdidi altında olmadan kadınların 4320 sayılı kanun kapsamında korunma talep etmediklerinin adli yetkililer tarafından dikkate alınmadığı da aynen yer aldı. AİHM'nin atıfta bulunduğu raporlar ile Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı'nın geçen yaz açıkladığı "Töre ve Namus Cinayetleri" raporu da aynı doğrultuda. Bu rapora göre, töre ve namus cinayetlerine kurban gidenlerin sayısı son beş yılda patlama yaparak 1100'ü aşarken, en çok namus cinayeti Diyarbakır değil İstanbul'da işleniyor. İstanbul'da 2007'deki cinayet sayısı bir önceki yıla oranla iki katına çıktı.

SORUN YASALARDA DEĞİL UYGULAMADA
Işıl Karakaş (AİHM Hâkimi): AİHM'nin kararı önemli, çünkü kadına karşı aile içi şiddet konusunda ilk defa karar veriliyor. Her ülke açısından etkisi olacak bir karar. Kadına karşı şiddet de artık bir insan hakları ihlali haline gelmiş oldu. Devlet burada kadını korumak için gerekli tedbiri almış mı? Çünkü bu hanımın eşi devamlı olarak tehditlere devam ediyor. Şu anda hâlâ gizli saklı bir yerde. Karar sisteme yönelik bir karar. Burada hakimin savcının biraz yetkileri var. Fakat bunları kullanmıyor. Bir boşanma davasıymış gibi görüyor. Yasada bir takım tedbirler var ama yetkili merciler, polis olsun, savcı olsun aile mahkemesinin hakimi olsun bu yetkilerini kullanmıyor. Bizim problemimiz uygulamadan kaynaklanıyor.
Avukat Meral Danış Beştaş (Nahide Opuz'un avukatı): Karar kesinlikle olumlu bir karar. AİHM'nin aile içi şiddet konusunda ilk olması itibariyle emsal bir karar. Bundan sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) taraf ülkelerin iç hukuklarına ve yargılamalarına doğrudan etki edecek bir karar. Niteliğinde kadın hakları açısından ileri bir adım. Bizim yıllardır ifade ettiğimiz kadına yönelik aile içi ve toplumsal alandaki şiddete ciddi bir cezasızlık hali söz konusu. Caydırıcı cezalar verilmediği için bu suçlar önlenemiyor. Karar bunu sağlamak için çok önemli.

ADALET SİSTEMİNDE KÖKLÜ REFORM ŞART
Mehmet Emin Aktar (Diyarbakır Baro Başkanı) : Bu cezada birinci derecede suçlu hukuk sisteminin kendisi. Yargı, toplumsal değerler çerçevesinde olaya bakıyor. Bakış açısı maalesef 'Kol kırılır, yen içinde kalır' tarzındadır. Basit olayları tahrik kabul ediyor. Şiddetin tarafları eş ise aile içine çok fazla karışmama kararı alıyor.
Doç. Dr. Emre Öktem (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi): Mevzuatlarımız, son değişikliklerle Avrupa standartlarına çok yaklaştı. Ama yapılması gereken, adli sistemde kararların daha çabuk daha hızlı alınmasını sağlayacak reformların yapılması. Hakimlerin belki de eğitilmesi gerekiyor. Strasbourg'da verilen her tazminatın her kuruşu bizim cebimizden çıkıyor.
Avukat Aydeniz Alisbah Tüskan (İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı): Bu karar emsal teşkil edecek. Devletin hızlı önlemler almasını gündeme getirecek. Başvuruda kadının korunmasıyla ilgili işlemler yapılmıyor. Yasa var, ancak uygulanmıyor ve yaygınlaşmıyor.
Avukat Hülya Gülbahar (KADER Başkanı): Şiddete karşı koruma emri vermek konusunda Türkiye'de yargımızın önemli bölümü isteksiz davranıyor. Mağdurun talep etmesine bile gerek kalmadan koruma emri verilmesi gerekiyor. Türkiye bu otomatik uygulamayı gerçekleştiremediği sürece AİHM'ye binlerce dosya gidecektir.
Zozan Özgökçe (Van Kadın Derneği temsilcisi): Karar, Türkiye'nin bir kez daha gözünü açması ve bu konuda daha duyarlı olması için bir fırsat. Kadın karakola gidiyor, mutlaka ayrımcılığa uğruyor.
BİZE ULAŞIN