Basın toplantısında olay

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi Ertosun'un düzenlediği toplantıda olay çıktı.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun'un basın toplantısında Ertosun'un açıklamasının ardından soru soran Vakit Gazetesi muhabirinin korumalarca dışarı çıkartılmak istenmesi üzerine kısa süreli tartışma yaşandı. Vakit Gazetesi muhabirinin "Genç hakimlere de Ergenekon sanıklarıyla yemek yemesini tavsiye ediyor musunuz?" diye sormasının ardından sorunun maksatlı olduğunu, ancak yine de nezaketen yanıtlayacağını ifade eden Ertosun, yanıtına başladığı sırada kısa süreli arbede yaşandı. Her soruyu yanıtlamaya hazır olduğunu ifade eden Ertosun, olayın kendi inisiyatifi dışında gerçekleştiğini belirterek olaydan dolayı özür diledi. Korumaların muhabiri gazeteci olmadığı şüphesiyle dışarı çıkartmak istediğini ifade eden Ertosun, kendisinin tehdit altında olduğu için korumaların böyle bir duyarlılık göstermiş olabileceğini söyledi. Ertosun, olayın kendisine maledilmemesini istedi. Muhabir kısa süreli tartışmanın ardından tekrar içeri alındı.


Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi Ali Suat Ertosun, Özdemir Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar'ın kendi isteğiyle, öldürülmesine karışan asıl faillerin ise Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi'ne 1997 yılında, kendisi Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olmadan önce nakledildiklerini söyledi.

Ertosun, Adalet Bakanlığı Ek Binası Konferans Salonu'nda son günlerde kendisi ve HSYK hakkındaki iddialara ilişkin basın toplantısı düzenledi. Toplantıyı, HSYK'nın seçilmiş üyeleri de izledi.
Kendisi ve HSYK'ya yönelik sınırı aşacak şekilde maksatlı yayınlar yapıldığını ileri süren Ertosun, bu yayınların ''hakaret, küçük düşürme ve karalama amacıyla yapılanlar'', ''Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü döneminde yapılan ''Hayata dönüş Operasyonu'' dahil bir kaç olaya istinaden kurulan komplo teorileri üzerinden gerçekleştirilenler'' ile ''şahsı hedef alınmak üzere HSYK'ya yönelik olanlar'' şeklinde üç başlık altında gerçekleştirildiğini savundu.

Eleştiri amacı taşımayan hakaret etme, karalama ve küçük düşürme maksadıyla yapılan yayınlarla ilgili olarak tarafından gerekli yasal yollara başvurulacağını belirten Ertosun, ''Hayata Dönüş Operasyonu'' nedeniyle Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü yaptığı döneme ilişkin şahsına ve Adalet Bakanlığına ve başında bulunduğu Genel Müdürlüğe yönelik basında çıkan haberlere karşı o süreçte gerekli açıklamaların yapıldığını hatırlattı.

Ertosun, 16 Kasım 1998 tarihinde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne atandığını cezaevlerinin ülkenin en önemli sorunlarından birini oluşturduğunu söyledi. Devletin uzun yıllar bazı cezaevlerin hakim olamadığını, buraların terör ve çıkar amaçlı suç örgütleri için okul vazifesi gördüğünü iddia eden Ertosun, cezaevlerinin adeta devlete meydan okunun yerler haline gelmesinin temel nedeninin koğuş sistemi olduğunu savundu. F tipi cezaevlerine geçiş sürecini anlatan Ertosun, bu sistemin çok ucuz bir maliyetle gerçekleştirildiğini, 11 F tipi cezaevinin yaklaşık 40 trilyon liraya mal edildiğini söyledi.

Ertosun, cezaevlerinde reforma karşı çıkan ve koğuş sistemini kendi amaçları için uygun bulan terör örgütlerinin F tipi cezaevleri açılmadan aleyhte propaganda, eylemler, açlık grevleri ve ölüm oruçlarına başladıklarını belirterek, ancak bunların marjinal çevreler dışında kamuoyunda destek bulamadığını bildirdi.

F tipi cezaevlerinin fiziki yapı, güvenlik, personel ve hizmet servisleri bakımından uluslararası standartlara ve insan hakları standartlarına uygun olduğunu kaydeden Ertosun, çağdaş ve modern yerler olduğunu hizmete girmeleri ile cezaevlerine ilişkin bir çok sorunun ortadan kalktığını anlattı. Ertosun, F tipi cezaevleriyle getirilen yenilikler ve bunların sonuçlarını anlattı. HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONU ''Hayata Dönüş Operasyonu'' hakkında da bilgi veren Ertosun, ''Özellikle ve önemle belirtmek gerekir ki Hayata Dönüş Operasyonu cezaevleri sorunu had safhaya ulaştığı dönemde Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından da değerlendirilerek alınan kararlar doğrultusunda uygulamaya konulmuştur. Bu karar salt benim kararım değildir. Hükümetin kararıdır, Milli Güvenlik Kurulu'nun kararıdır, öz olarak devletin kararıdır'' dedi. Ertosun, şöyle devam etti:

''Hayata Dönüş Operasyonu sonrasında, cezaevlerinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 399. maddesi uyarınca infaza ara verme ve Anayasamızın 104/2. maddesi gereğince Cumhurbaşkanımız tarafından affedilenlerle ilgili olarak, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporlarla aramda bağlantı kurulması, hiçbir insaf ölçüsüyle bağdaşmamaktadır. İnfaza ara verme yetkisi, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına, af yetkisiyle doğrudan Cumhurbaşkanımıza ait olup, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün bu süreçte rolü bulunmamaktadır. Adalet Bakanlığı'na bağlı olan Adli Tıp Kurumu'nu da benim Genel Müdür olarak etkilemem, yönlendirmem mümkün değildir.''

DUYAR İLE İLGİLİ İDDİALAR

Ertosun, Mustafa Duyar'ın öldürülmesine ilişkin olarak da kendisine yönelik iddialar olduğunu ifade ederek, Duyar'ın cezaevinde öldürülmesinden sonra şahsına yönelik yapılan yayınlar üzerine bizzat dilekçe vererek, kendisi hakkında inceleme ve gerekirse soruşturma yapılmasını istediğini hatırlattı. Ertosun, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişlerinin yaptığı incelemede, ''soruşturmaya geçilmesine gerek olmadığına'' karar verildiğini anlattı.

Aynı incelemenin Afyon Cezaevindeki görevliler hakkında da yapıldığını belirten Ertosun, şöyle devam etti:
''Oraya giren tabancanın ikinci müdür tarafından sokulduğu belirlenmiştir. Bu kişi ve birinci müdür hakkında gereken tedbirler uygulanmış, gereken davalar açılmıştır.

Bir diğer iddia da Mustafa Duyar'ı öldürenlerin benim tarafımdan nakillerinin Afyon Cezaevine yapıldığıdır. Duyar, kendi isteğiyle adı geçenin öldürülmesine karışan asıl failler ise Kırklareli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın istemi üzerine afyon E Tipi Kapalı Cezaevi'ne 1997 yılında, yani benim Genel Müdür olmamdan önce nakledilmişlerdir. Ben, 16 Kasım 1998 tarihinde Genel Müdürlük görevine başladım. Bu nakiller benden önce gerçekleştirilmiştir.''

''DUYAR, PARA İSTEDİĞİ İÇİN DÜNDAR İLE GÖRÜŞTÜRÜLMEDİ''


Gazeteci Can Dündar'ın 6 Ocak 1999 tarihinde dönemin Adalet Bakanı Hasan Denizkurdu'na dilekçe vererek, Afyon Cezaevinde tutuklu bulunan Duyar ile Sabancı suikastının yıl dönümü dolayısıyla söyleşi yapmak için izin istediğini ifade eden Ertosun, Duyar'ın tutuklu olması ve yargılamayı etkileyebileceği düşüncesiyle bu talebi uygun bulmadığını belirtti. Ertosun, buna rağmen, Duyar'ın rızasının alınması koşuluyla görüşmeye Bakan Denizkurdu tarafından izin verildiğini, durumun Duyar'a iletildiğini, ancak Duyar'ın Genel Müdürlüğe gönderdiği 8 Ocak 1999 tarihli dilekçesinde görüşmeyi para karşılığında kabul etmesi nedeniyle görüşme talebinin reddedildiğini, konunun aynı gün Can Dündar'a bildirildiğini anlattı.

Ertosun, şunları kaydetti: ''Mustafa Duyar ile görüşme isteminde bulunan Can Dündar'a izin verilmemesinin nedeni Duyar'ın para talep etmesidir. Kaldı ki bu hususu da hakkımda yapılan soruşturma sırasında Dündar bizzat belirtmiştir. İlgili belgeler burada, isteyenlere başvurdukları takdirde verebilirim. Dündar'ın ifadesi alınmıştır, ifadesinde de şahsıma herhangi bir suçlayıcı beyanı olmamıştır. Ancak nedense aradan 10 yıl geçtikten sonra bu konular tekrar gündeme getirilmiştir. Gerçek durumun bu şekilde cereyan etmesine karşın Can Dündar'ın, Sabah gazetesinde 'Duyar konuşacaktı' başlıklı bir yazı kaleme alması ve olayda Susurluk boyutu olduğunu da vurgulaması üzerine adı geçene karşı açtığım manevi tazminat davasını kazandım. Olay, davanın seyri sırasında tüm boyutlarıyla incelenmiş ve irdelenmiştir. Davayı kazandım. Bunu Can Dündar da bilmektedir. Kendisine yöneltilen bir takım sorulara yazıyla cevap vermiş ama maalesef bu söylediklerimi tam olarak sizlere aktarmamıştır.''

Bu tür röportajların yargılama makamlarını etkileyebileceği ve tutukluların mevzuata göre açıklamada bulunma mercilerinin Cumhuriyet Başsavcılıkları ve mahkemeler olduğunu ifade eden Ertosun, bu dikkate alındığında izin verilmemesinin daha doğru olduğunu düşündüğünü vurguladı.

Ertosun, ''Sayın basın mensupları kendilerini bu kişilerin yerine koyup açıklama alamazlar, ifade alır gibi bir takım tutumlara girişemezler. Bunun geçmişte çok büyük mahzurlarını görmedik mi? Basına konuştuktan sonra Savcı ifadeye çağırdığında, aynı beyanların geçmediğini görmedik mi? Yargılama makamları dururken basın organlarına, özellikle sanıkların ve şüphelilerin ifade vermeleri katiyen doğru değildir. Bu bana göre mevzuatımıza aykırıdır'' diye konuştu.

TOPLANTI SALONUNDA GERGİNLİK

Bu arada, Ertosun'un, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladığı sırada gerginlik yaşandı. Güvenlik görevlileri, soru soran bir gazeteciyi, ''gazeteci olmadığı'' gerekçesiyle salondan çıkarmak istedi. Bunun üzerine güvenlik görevlileriyle bazı gazeteciler arasında tartışma yaşandı.

Bu sırada Anadolu'da Vakit gazetesinin Ankara Temsilcisi Serdar Arseven, Ertosun'a yaklaşarak, soru soran kişinin kendi gazetelerinde foto muhabiri olarak görev yaptığını söyledi.

Gerginlik, Ertosun'un olaya müdahale ederek, bu kişinin salona alınmasıyla sona erdi.
Ertosun, gazetecilere, ''Ben sizin sorularınız alacağımı söyledim. Ortada yanlış anlama var. Arkadaşın gazeteci olmadığı söylenmiş. Bu olaylar benim dışımda olan olaylar. Ben basın özgürlüğüne karşı değilim. Bizim irademiz dışında oldu bu olay. Bu olayı bana mal etmeyin. Gerçekten de bir takım istihbarat çalışmaları var. Canlı bomba olduğu, bir takım terör faaliyetleri olacağı söyleniyor. Arkadaşımızın hassasiyetinin buna bağlı olacağını düşünüyorum'' açıklamasında bulundu. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Üyesi Ali Suat Ertosun, ''Türkiye'de maalesef yargı yönetiminin içinde biz yokuz veya dışarı itilmeye çalışılıyoruz. Biz bunun mücadelesini, kurul içerisinde tüm hassasiyetimizle veriyoruz'' dedi.Ertosun, Adalet Bakanlığı Ek Binası Konferans Salonu'nda düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

HSYK toplantıları ile ilgili bir soru üzerine, kurul görüşmelerinin gizli olduğunu ve kendisinin etik değerlere uygun hareket ettiğini söyleyen Ertosun, şöyle konuştu:

''Bu konudaki görüşmeler kurulda kalmıştır. Adalet Bakanlığı açıklaması bence doğru değildir. Biz açıklamadık. Bizim açıklamamız sadece orada görev yapan hakimlere yöneliktir. Hakimlerle ilgili herhangi bir tasarruf olmadığını vurgulamaktır. Böyle bir niyet ve istek olmadığını vurgulamaktır. Onlara güvence vermek için yapılmıştır. Aynı kefeye koymayalım lütfen. Yargılama makamlarını etkilemek kimsenin haddine düşen bir olay değildir. Buna biz de dahiliz.''

Mustafa Duyar'ın cezaevinde ölümüyle ilgili bir soru üzerine, Ertosun, kendisinin 16 Kasım 1998 tarihinde göreve başladığını, bu olayın yaklaşık 4 ay sonra meydana geldiğini söyledi.
Devletin o tarihlerde bazı cezaevlerine hakim olmadığını daha önce de söylediğini belirten Ertosun, bunu aşmak için çeşitli reform paketlerinin devreye sokulduğunu ve sorunun çözüldüğünü kaydetti.

''AMAÇ HSYK'YI YIPRATMAK''

Ertosun, ''Bu olaylarla, Sabancı'nın öldürülmesiyle, Mustafa Duyar'ın öldürülmesiyle, benim aramda bağlantı kurulmasını ben şahsen anlayamıyorum. 'Bu konu araştırıldı' diyorum. Tekrar ihbarda bulunun, tekrar araştırılsın. 'Bu konu yargı kararına bağlandı' diyorum, daha fazla ne söyleyebilirim. Faturayı bana çıkartıyorsunuz ama altındaki amaç ne? Altındaki amaç HSYK'yı yıpratmak. Ben bunu da söylüyorum. Acaba bugün o F tipi cezaevleri olmasaydı Türkiye'nin hali nice olurdu? Niye bunun üzerinde durmuyorsunuz?'' diye konuştu.

Kent oteldeki toplantılara başka yüksek yargı mensubunun katılıp katılmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken Ertosun, toplantılara Türkiye'nin sorunlarına duyarlı olan herkesin katılabileceğini, toplantıların herkese açık olduğunu söyledi.

Her görüşten insanın o toplantılarda bulunduğunu, kimseye kapanmadığını ve oraya kendi koruma polisleriyle gittiğini anlatan Ertosun, kendisiyle birlikte, koruma polisleriyle gelen başkalarının hatta eski bakanların da bulunduğunu, bunun hiçbir saklı tarafının olmadığını kaydetti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ''Ergenekon Terör Örgütü olarak adlandırılan'' ifadesini kullandığını hatırlatan Ertosun, ''Ortada terör örgütü olarak adlandırılan var, terör örgütü diye bir şey yok. Bu mahkeme kararıyla ortaya çıkacaktır. Bugünden lütfen insanları mahkum etmeyelim. Yargı hepimize lazım, hukuk hepimize lazım. Önfikirli olmayalım. Bunlar mahkeme kararıyla sabit olur ondan sonra konuşuruz'' dedi.

ERGENEKON SAVCILARININ GÖREV YERİ DEĞİŞİKLİĞİ İSTEMİ

Adalet Bakanlığının dün yaptığı açıklamanın hatırlatılması ve ''Ergenekon'' davası savcılarının görev yerlerinin değiştirilmesi ile ilgili talebin gerekçesinin sorulması üzerine Ertosun, şunları kaydetti:
''Görüşmelerin gizli olduğu çerçevesi içerisinde kalarak cevaplandırmaya çalışacağım. Bizim bakanlıktan çeşitli taleplerimiz oldu. Orada yapılan, insan haklarını ihlal eden bazı davranışlar nedeniyle yargı yoluna başvurulmasını istedik. Bu konuda karar alındı. Bu konudaki kararımız bir taleptir. Biz gerekli duyarlılığımızı gösterdik.

Bu kararlar nelerdir. Kısaca söyleyeyim ben size. Çünkü bunların saklanacak bir tarafı kalmadı. Dinleme konusunda biliyorsunuz Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin Jandarma'nın dinlemesiyle ilgili bir kararı vardı. Biz diğer birimler yönünden de yargı yoluna başvurulmasını istedik.

Diğeri de arama kararlarını vermeye yetkili makam neresidir. İstanbul mudur yoksa aramanın yapılacağı yerlerdeki mahkemeler midir? Yani İstanbul kendi yargı çevresi dışında kalan yerler için arama kararı verebilir mi? Bu konu Türkiye'de tartışılıyor, bunların burada gündeme getirilmesi de iyi oluyor. Hiç olmazsa herkes fikrini söyledi.

Üçüncüsü itirazlar yapılıyor. Bu itirazları kim inceleyecek? Mahkeme mi inceleyecek? Yoksa heyet başkanları mı inceleyecek? Bunun irdelenmesi lazım. Eski kanunda bu konuda bir madde vardı. Ama yeni kanunda bu konuda bir madde yok. Bir yanlışlık varsa düzeltilmesini istedik. Bu konu da Türkiye'de tartışılıyor.''

Adalet müfettişlerinin talepleri üzerine dinleme kararları verildiğini bunun yasal olup olmadığının irdelenmesini istediklerini ifade eden Ertosun, Bunların devam eden bir davaya müdahale olup olmadığının sorulması üzerine, ''Bunlar müdahaleyse bundan sonra yorumu da ona göre yaparsınız'' dedi.

''AÇILIM YAPIYORUZ''

Şüphelilerin ve sanıklarını zabıta ve cumhuriyet savcılığındaki ifadelerine ilişkin tutanaklarının kendilerine ve müdafilerine verilmesinin gerekip gerekmediği konusunun da tartışıldığını söyleyen Ertosun, ''Biz moda tabiriyle açılım yapıyoruz. Hukuku açmaya çalışıyoruz. İnsan haklarının üst noktaya çıkarılmasını istiyoruz'' diye konuştu.

Mahkemenin tutanakların verilmeyeceğine ilişkin kararı bulunduğunu hatırlatan Ertosun, ancak tutanakların verilmesi gerektiğini söyleyenler de bulunduğunu kaydetti. Ertosun, şöyle devam etti:
''Biz dedik ki, bu konulara kim karar verecek? Türkiye'deki yargı birliğini kim sağlayacak? Yüksek Yargıtay. Yüksek Yargıtay'a konuyu götürün dedik. Bunda ne var? Arama ve yakalama kararı isteniyor. Sadece arama kararı veriliyor, insanlar yakalanıp götürülüyor. 'Bunlar yasal mı değil mi?', 'Cumhuriyet savcıları kendi alanları dışına gidip ifade alabilir mi?' dedik.Bunlar birer açılım değil mi, bakın bizim açılımlarımızın içi dolu. Boş değil.

'Yapılan soruşturmayla ilgili hukuki ve fiili bağlantısı olmayan kişi ve olaylarla ilgili suçlamaların aynı kapsamda değerlendirilmesi yasal mı değil mi?' dedik. Bu ülkede yıllarca PKK ile ilgili, DHKP-C ile ilgili soruşturmalar yapıldı. Hepsi bir dosyada mı birleştirildi? İstanbul, İstanbuldakileri, Ankara, Ankaradakileri gördü. Bunların irdelenmesini istiyorsak, kurul olarak bunlarla biz ilgilenmeyeceğiz de kim ilgilenecek?''

Bunların dışında bir takım bilgilerin yayın organlarına verilmemesini, insanların peşinen suçlu ilan edilmemelerini, şüphelilere haklarındaki suçlamaların somut olarak bildirilmesini, şüphelilerin savunma hakkının kısıtlanmamasını istediklerini ifade eden Ertosun, ''Bunları istemişsek, bunların ardında ne aranabilir? Lütfen söyleyin. Bunlar açılımdır. Avrupa Birliği müktesebatında bizden istenen açılımlardır. Bunların kamuoyunda, özellikle bilim çevrelerinde tartışılması gerektiğini düşünüyorum'' dedi.

Konular Yargıtay'a gidip, karar çıktıktan sonra herkesin karara uyacağını belirten Ertosun, Türkiye'de yargı birliğini Yargıtay'ın ve Danıştay'ın sağlayacağını söyledi.

''SANIKLARLA, OLAYLARLA, DAVALARLA, SUÇLARLA İLGİMİZ YOK''

Mahkeme kararlarının ''kanun yararına bozma'' konusu yapılmasının mümkün olduğunu hatırlatan Ertosun, şunları kaydetti:

''Bizim sanıklarla, olaylarla, davalarla, suçlarla ilgimiz yoktur. Biz Türkiye'deki yargının yönetiminden sorumlu idari bir mekanizmayız. Bir yerde hata görmüşsek bu hataya değinmek, bu hatayı gidermek bizim görevimizdir. Ama, Türkiye'de maalesef yargı yönetiminin içinde biz yokuz veya dışarı itilmeye çalışılıyoruz. Biz bunun mücadelesini, kurul içerisinde tüm hassasiyetimizle veriyoruz. Gelin bu konuları birlikte tartışalım. Biz size açıkladık, herkes açıklasın. Türkiye'de yargı hakkında ne isteniyor? Yargının idareye bağımlı olması mı isteniyor? Biz bunu istemiyoruz.''

''ENGİN AYDIN'LA İLGİLİ DAVA GELİRSE BAKMAM''

''Aynı zamanda Yargıtay üyesisiniz. Yargıtay'daki görevinize dönmeniz halinde Ergenekon davası önünüze gelirse bu ihsas-ı rey olmaz mı?'' şeklindeki soru üzerine, Ertosun, ''Bunlar ihsas-ı rey değil. 'Gerekip gerekmediği, yasaya aykırı olup olmadığı' diyorum. Ben bunların sorulmasını istiyorum. Bu davalar benim önüme gelirse, Engin Aydın ile ilgili dava gelirse bakmam. Ama bunun dışındaki sanıklarla ilgili bir dava gelirse niye bakmayayım?'' dedi.

Ertosun, Engin Aydın ile ilgili konunun çok tartışıldığını belirterek, konunun muhatabı olduğunu, bu nedenle davanın gelmesi halinde çekileceğini söyledi.

Birçok bakanın eski sanıklarla, tutuklularla, hükümlülerle bir araya geldiğini, bunlarla ilgili fotoğrafların da gündeme geldiğini ifade eden Ertosun, ''Olay çok farklı ben şu anda yargıç değilim, idari bir görev yapıyorum'' diye konuştu.

''(HSYK toplantıları gizlidir) dediniz. Adalet Bakanlığının dün yaptığı açıklama gizli gündemi açıklamak değil mi? Bu bir suç teşkil ediyor mu?'' sorusuna Ertosun, ''Biz birlikte çalışması gereken bir kuruluz, birbirimizi yıpratmamız doğru değil, yıpratmamamız gerekir'' yanıtını verdi.

Geçmişte de HSYK toplantılarının gizli gündemleri açıklandığı için konuyu dava ettiğini söyleyen Ertosun, ''Bu gizliliği korumak benim görevimdir. Ama kurul kararına bağlanmış konularda gizlilik olmaz. Ben kararları açıkladım, oradaki görüşmeleri açıklamadım. Bazı görüşmeleri açıklıyorlarsa bunun muhatabı da ben değilim'' dedi.

''Açılım yapma yeri HSYK mıdır?'' sorusunu Ertosun, ''Biz yargının yönetiminden sorumlu değil miyiz? Biz bir hata, bir hukuki yanlışlık gördüğümüz zaman bu konuda gereken başvuruyu yapamayacak mıyız? Bizim Yargıtay'a konuyu götürme yetkimiz yok. Biz Sayın Bakan'a, 'Bu konuyu götürün' dedik'' şeklinde yanıtladı.

''Eski DGM'lerde yapılan yargılamalar, hukuka aykırı değildi de bugün aralarında sizin de arkadaşınızın olduğu bir grup insan yargılanırken mi hukuka aykırı geldi?'' sorusu üzerine, Ertosun bu konudaki hassasiyetlerinin her zaman mevcut olduğunu söyledi.
Davalar bittikten sonra incelenmek üzere Yargıtay'a geldiğinde mahkeme kararlarının incelendiğini ifade eden Ertosun, ''Biz burada hakim kararlarının yargıya taşınmasını istiyoruz. Geçmişte yapılmadı diye, şimdi yapılmasın mı? Benim önüme geçmişte gelmedi. Gelseydi aynı şeyi yapmaktan geri durmazdım'' diye konuştu.

Hayata Dönüş Operasyonu'na ilişkin bir soru üzerine de Ertosun, ''Hayata Dönüş Operasyonu keşke ölümsüz olsaydı. Bunun için gerekli her türlü çaba gösterilmiştir. 60. gün operasyona karar verilmiştir. 60. gün kritik gündür, ölümlerin başlayacağı gündür ve şiddetle direnilmiştir. Başka çare kalmadığı için bu operasyon yapılmıştır. Eğer bu operasyon yapılmasaydı dışarıda çok daha fazla sayıda insan ölürdü'' dedi.

''ALLAH HEPİMİZİN ALLAH'I''

Ertosun, şimdi söyleyeceği sözlerin yine polemik konusu yapılacağını ifade ederek, ''Ama, polemik konusu koparsa kopsun. Bazı insanlar var Tanrı'yı yanlarında zannediyorlar ve geri kalan herkese tepeden bakıyorlar. Allah hepimizin Allah'ı. Bu cümle benim değil. Bir romandan aldım. Sadece kendi düşündüğünüzün doğru olduğunu sanmayın veya buna inanmayın. Karşı fikre de değer verin. Bugün cezaevi sorunu çözüldüyse bunda geçmişte yapılan icraatların tesiri olmuştur'' diye konuştu.
BİZE ULAŞIN