Dağda kişilik, duygu, düşünce ve yeteneğimi yitirdim

"Şiddet olgusu" araştırması kapsamında görüşülen eski PKK'lı Sakık, "Örgüte katılanlar, benim gibi dışlanmış, ailesinden ve çevreden şiddet görmüş insanlardı" dedi

Terör örgütü PKK'nın elebaşılarından biriyken yakalanan Şemdin Sakık, ülkedeki farklılıklar üzerinden siyaset yapılmaması gerektiğini belirterek, "Bu ülke bölünemez'' dedi. Mardin Bilge köyünde, 44 kişinin öldürüldüğü katliama ilişkin, Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği'nin organizasyonunda hazırlanan rapor kapsamında, Dernek Başkanı Adem Solak, Diyarbakır E Tipi Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunan Şemdin Sakık ile "şiddet olgusu'' üzerine bir görüşme yaptı. Görüşmede Solak'ın "İnsanın neden şiddete ve teröre eğilim gösterdiği''ne ilişkin bir sorusu üzerine Sakık, çoğu Doğulu, Güneydoğulu çocuk gibi kendisinin de şiddet görerek büyüdüğünü belirterek, şöyle konuştu: "Hem de şiddetin her türlüsüyle. Ama beni, annemi ve kardeşlerimi yoksulluğa ama daha önemlisi yoksunluğa düşüren babamdı. Babam Muş'un o zamanki zenginlerinden olduğu halde ikinci eşi olan annemi, beni ve kardeşlerimi dışladı, ortada bıraktı. Birinci ve üçüncü eşi ve onlardan olan üvey kardeşlerim bolluk, refah içinde yaşarken biz karnımızı doyurma, kışı donmadan geçirebilme mücadelesi veriyorduk. Böyle bir durumda kendi acılarından çok annenin, öz kardeşlerinin sefaletine öfke duyuyor insan.''

CİP ÖFKESİ

Eğitimini sürdürememesinin sebebinin parasızlık olduğunu anlatan Sakık, şöyle devam etti: "Üvey kardeşlerimin, özellikle Sırrı Sakık'ın günlük hovardaca harcamaları bizim terk edilmiş aile olarak aylık geçim bütçemizden fazla idi. O altında 300- 400 bin liralık pahalı ciplerle gününü gün ederken biz karnımızı doyurmak için ekmek bulamıyorduk. O günlerin bilinçaltı öfkesidir ki Sırrı Sakık ile ilgili ne zaman bir TV programına rastlasam bindiği uçağın parçalanmasını ve onun da yok olmasını hayal ederim. İşte çocukluğumda bütün hücrelerimin şiddet dolu hale gelmesine sebep olan tablo." Sakık, şiddete ilişkin bir soru üzerine de "Ben 18 yıl dağda kaldım. Örgüte katılan herkesten, önce geniş bir öz geçmiş alıyordum. Güçlü bir aşiretten, zengin bir aileden, mutlu bir ortamdan gelip örgüte katılan hiç kimseye rastlamadım. Örgüte katılanlar, benim gibi dışlanmış, ailesinden, çevreden şiddet görmüş insanlardı'' dedi. Sakık, annesinin, dağa çıkmasının kendisine bir yarar getirmeyeceğini söylediğini belirterek, şunları ifade etti: ''Dağa çıktıktan sonra, kişilik, duygu, düşünce ve yeteneklerimi yitirdim. Geride, özüme aykırı bir maske yerleşmiş olarak kaldı yüzümde, kaşlar çatık, surat asık, gözler dumanlı ve boşlukta asılı kalmış, saç-sakal karışmış, her tarafı kirli bir maske. Şiddet ortamının yarattığı maske.'' Şiddet sorununun kendisinin ve çözümünün karmaşık olduğunu da belirten Sakık, "Şiddet döngüsünden nasıl kurtulabileceğiz? Sorun karmaşık olduğu gibi, çözümü de karmaşıktır. Bu soruya birkaç cümleyle cevap vermek mümkün değildir, ancak atılması gereken ilk adımlar bellidir. Bir taraf 'bölünme fobisi'nden, diğer taraf ise 'bağımsızlık hayali'nden kurtulmalıdır. Bu ülke bölünemez. Ülkedeki farklılıklar üzerinden siyaset yapılmamalıdır.''

'KARABULUT CİNAYETİ'
SAKIK, İstanbul'da bıçaklanarak öldürülen Münevver Karabulut cinayeti konusunda ise şunları anlattı: ''Karabulut'u da birilerini yoksun bırakarak palazlanan, kendinden geçmiş zenginlerin şımarık çocukları bıçaklayarak, boğazını keserek öldürdüler. Yetmedi, doğranmış cenazenin yanı başında seviştiler. Bazı yorumcular, bu vahşi eylemleri insanların bireyselleşmesine bağlıyorlar. Böyle yaklaşımlara, 'hayır' diyorum. Bu olaylar insanların bireyselleşmesinden değil, ötelenmesinden, yoksunlaşmasından kaynaklanıyor.''

BİZE ULAŞIN