'Deniz kokusunu ve çiğköfte yoğurmayı çok özledim'

17 AĞUSTOS Depremi, Urfalı Şükran Salas'ı yatağa mahkûm etti. Salas, tam 10 yıldır yürüyemiyor, çok sevdiği Karamürsel Sahili'nden denizi seyredemiyor. Genç kadın, 73 yaşındaki annesiyle yaşıyor ve "En büyük korkum annemin ölmesi. Bana kim bakar o zaman?" diyor. Salas'ın tek arzusu, yağmur girmeyen sıcak bir ev... Salas ailesi, Urfa'dan gelip Kocaeli'nin Karamürsel ilçesine yerleşmişti. Bir kebapçı açmış, hep beraber işletiyorlardı. Babaları depremden önce geçirdiği kalp krizi sonucu ölmüştü. Tabakhane Mahallesi'nde 8 katlı bir apartmanın 1'nci katında oturuyorlardı. O bina, 17 Ağustos'ta üzerlerine yıkıldı. Depremde enkazın altında kalan Şükran Salas'ın omuriliği zedelendi. Artık yürüyemiyordu... 10 yıldır yatağa mahkûm olan ve evlerinin camından dış dünyayı izleyen Şükran Salas, başucuna astığı eski fotoğrafıyla teselli buluyor. "Nasıl güzelmişim" diyor. "Hâlâ güzelsin" dediğimizde hafifçe gülümsüyor ama içi acıyor. Bir yıldır hiç dışarıya çıkmamış. Temiz havayı, yakan güneşi, yağan yağmuru, iyot kokulu denizi unutmuş.

KARDEŞİM KOLUMDA ÖLDÜ
"
Ben yaşayan bir ölüyüm'' diyen genç kadın, deprem gecesini şöyle anlatıyor: "Aslında herkese küsüm. Çünkü herkes unuttu bizi. 17 Ağustos'ta hatırlanıyor sonra yine unutuluyoruz. Aylar sonra ilk defa siz çaldınız kapımızı. İnsana hasretiz. Deprem gecesi kız kardeşim Fatoş yanımdaydı. Sadece onun sesi var kulaklarımda. "Beni kurtarın" diye bağırıp, yardım istiyordu. Bana sarılmıştı. 7 saat sonra enkazdan çıkarıldık. Kardeşim ölmüştü. Beni hastaneye kaldırmışlar. 3 ay sonra kendime geldim. 3 ay hep uyutulmuşum. Yaklaşık bir yıl Bursa Uludağ Üniversitesi'nde tedavim sürdü. Ve acı haberi verdiler. Omuriliğim zedelenmişti. Artık yatağa mahkûmdum. Hiçbir zaman ayağa kalkamayacaktım.'' Sonra Karamürsel'e döndüğünü ve bir süre prefabriklerde yaşadıklarını anlatan Şükran Salas, "Su bedava, elektrik bedava dediler. 20 bin TL'lik borç geldi. "Depremzedelere yardım edeceğiz" dediler. Üstüne üstlük dolandırıldık" diyor.

AH BİR DENİZİ KOKLASAM...

Deprem olduğunda 27 yaşında olduğunu söyleyen Şükran Salas, "Gençliğim bu yatakta geçti. Yaşlı annem ve ben yaşıyor muyuz, ölü müyüz belli değil. Sakat kaldım diye öleyim mi? En son geçen eylülde dışarı çıktım. Temiz hava kokusunu, yağmuru, güneşi unuttum. Gece yıldızları izliyorum. Eski günleri gözümde canlandırıyorum. Hayalimde yürüyorum, koşuyorum. Gezdiğim yerleri düşünüyorum. En çok da deniz kokusu özlüyorum. Annemin gücü yetmiyor beni yataktan kaldırmaya. Beni tekerlekli sandalyeme koysalar, dışarı çıkarsalar... Kuşları, martıları görsem... Denizi koklasam... Tek hayalim bu" diyor. Karamürsel Kaymakamlığı'nın verdiği yardım parasıyla geçinmeye çalıştıklarını anlatan Şükran Salas, yatağında bir gurur abidesi gibi yatıyor ve "Ağlasam bile gizli gizli ağlıyorum. Annem görür de üzülür diye saklıyorum gözyaşlarımı'' diye konuşuyor.

İBRAHİM ABİ'YE ÖZENİYORUM
Deniz kokusu kadar çiğköfte yoğurmayı da çok özlediğini anlatan Şükran Salas şöyle devam ediyor: "Urfalıyız biz. Çiğköfteyi kendi ellerimizle yapmazsak aynı tadı alamayız. Ama ben artık yoğuramıyorum. İbrahim Tatlıses'i bazen mangal başında görüyorum. Çok özeniyorum. Televizyonun karşısından ona sesleniyorum, 'İbrahim Abi, bir zamanlar ben de senin gibiydim. Kendi ellerimle pişirir, kendi ellerimle yedirirdim' diyorum. Kaderimiz benzemesin. O yapıyor ya Allah razı olsun. Ben yapmış, yedirmiş kadar oluyorum."

SICAK YEMEK, SICAK EV
"Et yemeyi çoktan unuttuk" diyen Şükran Salas, meyve ve sebzeyle beslendiklerini söylüyor. Şükran sözlerini şöyle noktalıyor: "Sıcak bir evimiz olsa, başka bir şey istemem. Annem ve ben güvende olalım yeter. Yağmur yağdığında her yerden su giriyor eve. Rutubet içinde. Beni yıkarlarken çok üşüyorum. Dişlerim birbirine vuruyor. Bazen hayat insana çok acımasız davranabiliyor. Ama şükrediyorum."

BİZE ULAŞIN