Suskun vicdanlar ayrım gözetmiyor

Kıbrıs'ta yaşananlar Türk, Rum ve Yunanlılar tarafından yıllar sonra dile getiriliyor. Bir Rum anlatıyor: "Kocakaya tepesindeki Türk askerlerini uykuda yakaladık. İki askeri hemen vurdular Yazar Yalçın Küçük: Lefkoşa-Maraş karayolu Rumların aşırı sıcaktan şişmiş cesetleriyle doluydu. Ercan'da sandalyeye bağlı bir kıza iki şarjör boşaltmışlardı. Bunu hiç unutmam

Kıbrıs'ta 1974 ve öncesinde meydana gelen çatışmalarda yer almış ya da görgü tanıklığı yapmış olan Türk, Yunanlı ve Rumlar, 35 yılın ardından anılarını, gördüklerini, çektikleri vicdan azaplarını kaleme almaya başladı. 1974 harekâtına katılan Türk askerleri "şehit, gazi, esir, mübadil" unvanlarını almaya hak kazanmalarına rağmen, adadaki Yunan askerleri Yunan devleti tarafından "yok" sayıldı. Yunanistan Kıbrıs'ta asker bulundurduğunu kabul etmemek için, savaşta -ister istemez- yer alan, kâh Kıbrıslı Rumlarla, kâh Türk askerleriyle çarpışan adadaki Yunan askerleri, Yunan devleti tarafından "yok" sayıldılar. Dolayısıyla Kıbrıs'taki savaş meydanlarında "düşen" ya da "kayıplara karışan" Yunan askerlerinin ailelerine hiçbir maaş bağlanmadı.

RUM ASKERİNİN ACISI

Bu askerlerden birinin geçtiğimiz günlerde Yunan devletine açtığı dava sonuçlandı ve adı açıklanmayan asker, 100 bin euro tazminat almaya hak kazandı. Şimdi çok sayıda Yunanlı askerin, bu davayı emsal göstererek yeni davalar açması bekleniyor. Kıbrıs'taki silahlı çatışmalar süresince vicdan azabı çekenlerin "içlerini döktüğü" kitaplardan, Valisilis Guruyannis'in "Yeşil Hatta Kırmızı" kitabında, savaş suçları üzerine araştırma yapan bir tarih profesörüne konuşan Rum askerlerden biri, 1974'te Türk askerlerinin ele geçirdiği Kocakaya tepesinin Rum askerler tarafından yeniden ele geçirildiğinde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

ESİR ALINAN TÜRKLER

" Türkler bizi Girne'de nasıl uykuda yakaladıysa biz de Türkleri Kocakaya'da öyle uykuda yakaladık. Gece boyunca tırmandığımız Kocakaya tepesine çıktık. Türk askerlerin konuşlandığı kışlaya yaklaştık. Üsteğmenimiz Glences, duvarın ötesinde nöbet bekleyen bir Türk askerini Kalaşnikof silahıyla oracıkta vurarak öldürdü. Aramızdaki bir astsubay, yerdeki askerleri tekmelemeye başladı. O zaman ne olduğunu anladılar ve teker teker kalkmaya başladılar. Üsteğmenimiz Glences koğuşa girdiğinde silahsız bir Türk askeri içeriye giren üsteğmene doğru ilerledi. Üsteğmen herhalde kendisine saldırdığını sandığı Türk askerinin suratına -ne olur ne olmaz misali- silahıyla ateş etti. Askerin kafası marmelat kavanozu gibi patlayarak etrafa saçılmıştı..." Kitapta, savaş suçları üzerine araştırma yapan Tarih profesörünün, olayı anlatan Rum askerine "Peki esir aldığınız askerleri öldürdünüz mü?" sorusunu, Rum askeri şöyle yanıtlıyor: "Tepeyi ilk terk eden ben olduğum için arkamda neler olduğunu bilmiyorum. Dolayısıyla bu sorunuza yanıt vermek istemiyorum... Ben sadece kendi gördüklerimi söyleyebilirim. Koğuşun içindeyken benim de yanımda elleri bağlı bir Türk askeri vardı. Bir an silahımı kaldırıp öldürmek istedim. Ama oğlanın öyle bir bakışı vardı ki; bana gözleriyle sanki 'niçin arkadaş?' diye soruyordu. İşte bu oğlanın gözlerindeki soru işareti içimde uyanan hayvanı ehlileştirdi ve masum ruhların arkasında gizlenen cinayet zevkini bastırdı."

TÜRK TARAFINDAN

Aynı kitapta Rum ve Yunan askerlerinin anılarına paralel olarak Türk tarafında da vicdan azabı çeken anılara da yer veriliyor. Bunlardan biri de yazar Yalçın Küçük. İşte anılarından bazı bölümler: "Türk askerlerinin Kıbrıs'taki genel tutumu, Rum köylerini basmak, yollarını tutmak ve dışarı çıkanları esir aldıktan sonra makineli tüfeklerle taramaktı... Lefkoşa-Maraş karayolu Rumların aşırı sıcaktan şişmiş cesetleriyle doluydu... En büyük vahşeti Ercan'da yaşadım. Ben bir evin bahçesindeki bağın gölgesinde dinleniyordum. Aniden silah sesleri ve bir çığlık duydum. Ardından bir asker, 'vurdum komutanım ben de öldürdüm' diye bağırdı. Kalkıp silah sesinin geldiği odaya girince gördüğüm manzara dehşet vericiydi. Elleri kolları arkadan ve açık bacaklarıyla sandalyeye bağlı bir kızın rahmine iki şarjör boşaltmışlardı. Şişmanca kızın kolları bacaklarına göre orantısızdı.. Özürlü olduğu anlaşılıyordu. Bacaklarının arasından siyah üzüm taneleri gibi boğum boğum pıhtılaşmış kan akıyordu. Bu hayvani cinayeti iki 'şerefli Türk askeri' işlemişti. Aynı anda dışarıda sesi yükselen yüzbaşımız 'harekât zaferle sonuçlanmıştır' diye bağırıyordu. Kıbrıs'ta birçok cinayete tanık oldum ancak bu son anlattığım beni çok sarstı. Hayatımın sonuna kadar asla unutmayacağım."
BİZE ULAŞIN