'1960 yılında Kürdoloji Enstitüsü önermiştim'

Halil İnalcık, 1960'taki Kürt açılımını anlattı: Milli Birlik Komitesi toplantısında Kürdoloji Enstitüsü kurulmasını önerdim. Kanun tasarısı hazırlayıp Meclis'e sunduk. Kanunlaşsaydı, yarım asır önce önlemlerimizi almış olurduk

Hocam biraz da son günlerin en tartışılan meselesinden Kürt meselesi ve beraberindeki açılımdan bahsetmek istiyorum... Son günlerde gelişmeleri izliyorsunuz, sizin bu konudaki görüşleriniz neler? İlkin Osmanlı, Doğu'daki aşiretlerin yapısını bozmadan devlete bağlılıklarını sağlamış bulunuyordu. İkincisi, Osmanlı devrinde Kürtlerin yaşadığı bölge sınırlı bir bölgeden ibaretti. Kürt aşiretleri Osmanlı, resmi defterlerinde 'Karaulus' adı altında kayıtlıdır. Hayvancılıkla uğraşan bölge kuzeyindeki Türkmen aşiretleri ise 'Bozulus' genel adıyla anılıyordu. Türkmenler ve Kürtler Doğu Anadolu'nun yüksek yaylalarında hayvancılık yaparlar, kışlak için kuzey Suriye ve Kuzey Irak'a giderlerdi. Kışlak bölgeleri bugünkü Irak'ın ve Suriye'nin kuzey bölgeleriydi. Kürtlerin bugün orada yerleşmiş olmalarının nedeni, bundandır. Göçerlerin yaylak kışlak arasında gidiş gelişlerinde vergi Murat suyu üzerinde (Palu) bir köprüde, her hayvandan bir akçe vergi olarak alınırdı. 16. yüzyıla ait bir resmi kayıtta Türkmenlerin 1 milyon koyunu geçmiş. Aslında Doğu Anadolu, sosyal yapı ve kültür bakımından çok çeşitli grupları barındıran bir bölgedir. Meselâ Diyarbekir şehri çok karışık bir etnik grubu barındırıyordu, Mardin, Gaziantep ve öteki şehirlerde semitik menşeden akraba kavimler yaşamaktadır. Kürt aşiretleri daha çok hayvancılıkla uğraşıyordu. Gaziantep'le Diyarbekir arasındaki şehirler tekstil sanayinde çok gelişmişti; Halep üzerinden Marsilya'ya Büyük ölçüde tekstil ihraç edilmekteydi. Bölgenin zenginliği refahı bu pamuklu sanayiine dayanıyordu. Bölge, bir yandan Basra'dan Bağdat-Nusaybin üzerinden gelip Halep'e giden yol üzerindeydi. Bu yol Hint mallarının geçtiği yoldu, öte yandan İran ipeğini Tebriz üzerinden getiren İpek yolu Diyarbakır, Urfa, Mardin üzerinden geçmekte idi (15.-18. yüzyıl arasında). Özetle, bölgede Kürtlerle birlikte Türkmenler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler önemli bir nüfusa sahipti.

LİBERAL KORUYUCULUK SAYESİNDE
Özetle Doğu Anadolu, etnik yapı, ekonomik hayat, kültürel kimlik bakımından tarihte hiçbir zaman toptan bir Kürt yurdu olmamıştır. Fakat son yüzyıl içinde Kürtler, bölgede ve Anadolu'nun içerilerine doğru hızla yayılmışlardır. Maraş tarihte gerçek bir Türkmen şehriydi, Antep'in nüfusu Arap ve Türkmendi, kırsalda Kürtler ve Ilbeyli Türkmen aşîreti yaşıyordu. Bugün Mersin'de, Antalya'da, İzmir'de, İstanbul'da yüz binlerce Kürt vatandaşımız yaşamaktadır. Demek ki, Türk devletinin liberal koruyuculuğu altında bugün Kürtlüğün geniş bir nüfus yayılışı karşısında bulunuyoruz. Türk devleti ve kanunları sayesinde meydana gelen gelişmeler bunlardır. Bilkent Üniversitesi'nde öğrencilerimden Kürtlerin tarihi üzerinde master yapmış öğrenciler vardır. Bölgeye ait meseleleri tarihi belgelere göre genişliğine tespit etmeye çalışıyoruz.

KÜRDOLOJİ ENSTİTÜSÜ ÖNERDİM
1960'ta 27 Mayıs darbesinden sonra Milli Birlik Komitesi orada valilik yapmış kimseleri ve bölge üzerinde tarihi araştırma yapanları bir toplantıya çağırdı, Kürt sorununu masaya yatırdı. Orada uzun uzadıya konuşuldu. Ben de toprak tarihi üzerinde araştırmalarım dolayısile oradaydım. Toprak meselesi, yarıcılık meselesi üzerinde konuştum. Aşîret toprak ağalarının o bölge sosyal hayatındaki önemini belirttim. Valiler birtakım projeler öne sürdüler. Benim ileri sürdüğüm proje, herşeyden önce Kürt kimliğini ve bölgedeki sosyal ve kültürel yapıyı araştırıp tanımanın gereği üzerindeydi. İlkin sosyal, ekonomik, kültürel sorunları araştırma konusu yapmak gerektiğini söyledim. Bunun için bir Doğu Anadolu veya Kürdoloji Enstitüsü kurulmasını önerdim.

'KARANLIĞA ADIM ATILMAZ'
ANKARA Üniversitesi rektörlüğüyle işbirliği yapıp bir kanun tasarısı hazırlayıp Meclis'e sunduk. Fakat Devrim Meclisi kendini feshetti. Seçimler yapılıp TBMM teşekkül edince bu kanun rafa kaldırıldı. O zaman ileri sürdüğüm teklif kanunlaşsaydı, oradaki sorunları yarım asır önce tespit etmiş ve önlemlerimizi almış olurduk. Bölge ve sorunlarını tanımak için ilkin bilimsel metotlarla incelemek gerekir' dedim ve şu tabiri kullandım: "Karanlığa adım atılmaz..." Yarım yüzyıl sorunlara, onun aydınlatılmasına ve reformlara sırtımızı çevirmişiz...

BİZE ULAŞIN