Erdoğan FAO'da delegelere hitap etti

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Mars'ta bilimsel araştırmaların yapıldığı, Ay'da su bulunduğu, 3 G iletişim teknolojisine geçildiği, atom parçacıklarının çarpıştırıldığı bir dünyada, açlığı, kıtlığı, çatışmaları, savaşları, katliamları ve terörü gizlemek, daha da önemlisi belli sınırlar içinde tutmaya çalışmak çağın özüne aykırıdır'' dedi.

Başbakan Erdoğan, ''Yaşama hakkı, eğitim, sağlık, mülkiyet hakkı veya ifade özgürlüğü gibi konular nasıl insanın en temel hakkıysa yeterli ve dengeli ölçüde gıdaya erişim de temel bir insan hakkıdır'' diye konuştu.

Erdoğan, FAO 36'ncı Konferansı'nda delegelere hitap etti.
FAO'nun 36'ncı Genel Kurulu'nun, küresel bir ekonomik krizin içinden geçilen bir dönemde gerçekleştirildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''2006 yılında yaşanan gıda krizinin ardından, 2008 ve 2009 yıllarını etkisi altına alan finansal kriz, gıda ve gıda güvenliği noktasında sınırları daha da zorlamaya başladı. Bakınız, ekonomi biliminin vicdanı olarak kabul edilen Nobel Ödüllü Amartya Sen'in şu ifadelerine dikkatlerinizi çekmek istiyorum: 'Dünyada apolitik gıda problemi diye bir şey yoktur' diyor. Amartya Sen diğer bir deyişle gıda konusunu, gıda güvenliği konusunu, politikanın dışında, politikanın çerçevesi haricinde ele almak mümkün değildir.
Dünyadaki açlık sorunu, kıtlık sorunu, gıda krizi altını çizerek ifade ediyorum, iktisadi olduğu kadar, siyasi bir sorundur, insani bir sorundur. Bugün yaşadığımız durum, politikadan bağımsız olmadığından çözüm de yine öncelikle siyasetçiler tarafından üretilmek durumundadır.''

''ETİYOPYA'DA 25 YILDA 1 MİLYON KİŞİ AÇLIKTAN...''

Erdoğan, geçen ayın sonlarında, Etiyopya Hükümeti'nin, çok ciddi bir gıda krizi içinde bulunduklarını ifade ettiğini ve çok acil olarak 6,2 milyon Etiyopyalı için gıda yardımında bulunulması çağrısı yaptığını anımsatarak, şöyle devam etti:
''Yayınlanan raporlara göre Etiyopya'da son 25 yılda maalesef 1 milyon kişi, kıtlıktan dolayı hayatını kaybetti.
Sadece Etiyopya değil, bugün, başta Afrika ve Asya olmak üzere 5 kıtada açlık ve kıtlık, ölümlere, savaşlara, çatışmalara temel neden teşkil ediyor, dünya güvenliğini ciddi şekilde tehdit altında bulunduruyor. 2005 yılında 850 milyon olan aç insan sayısı, bugün 1 milyarın üzerine çıkmıştır. Hepimizin bildiği, hepimizin gördüğü ve eminim ki hepimizin farkında olduğu zıtlıklar, paradokslar yaşıyoruz.
Dünyanın bir ülkesinde, markete girip, dilediğiniz kadar yiyecek alabiliyorsunuz. Öte yandan, bir avuç pirinç için bir tam gün çalışması gereken ciddi bir çoğunluk bulunuyor. Dünyanın bir kısmında çocuklar sağlıklı, güvenli, geleceğe ilişkin imkan ve fırsatların içine doğarken bir kısmında çocuklar açlığa, ölüme, emniyetsiz, sağlıksız bir yaşama adım atıyorlar. Bu tabloyu daha da vahim yapan, küreselleşme ve iletişim çağında her iki kesimin de birbirini anbean izliyor olmalarıdır.''

''BUĞDAY, MISIR HAYVAN YEMİ OLARAK KULLANILIYOR...''

Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerinde, buğday, mısır, yağlı tohumlar temel tarım ürünlerinin, hayvan yemi olarak kullanıldığını ve biyoenerji kaynağı olarak değerlendirildiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Araçlarında biyoenerji yakıtı kullananlar, 'çevreyi kirletmiyoruz, iklimin dengelerini bozmuyoruz' diyerek övünürken onların araçlarını çalıştıracak yakıtın ham maddesine, gıda olarak ihtiyaç duyan milyonlarca insan bulunuyor. Bu tabloya, nükleer silahları, kitle imha silahlarını, kimyasal silahları, su sorununu, iklim değişikliği tehdidini de eklediğiniz zaman, ortaya çok daha iç karartıcı bir manzara çıkıyor.
Gıda güvenliği esasen, insan onurunun, yaşamının ve gelişiminin temel gereğidir. Yaşama hakkı, eğitim, sağlık, mülkiyet hakkı veya ifade özgürlüğü gibi konular nasıl insanın en temel hakkıysa yeterli ve dengeli ölçüde gıdaya erişim de temel bir insan hakkıdır.
Zira bugün, açlık ve yetersiz beslenmenin maliyetini, göç, sosyal gerilimin artması, şiddet ve savaş olarak tüm dünya ödüyor.''

''REFAH DA KÜRESELLEŞMELİ''

Erdoğan, bu tablonun sürdürülebilir olmadığının açık olduğuna işaret ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Karamsar bir tablo çizmek niyetinde değilim. Umutsuz bir manzara ortaya koymak arzusunda değilim. Tam tersine, bu fotoğrafın tersine çevrilebileceğine, dünyanın bu gidişatının olumlu bir istikamete yönlendirilebileceğine inanıyor ve buna dair çok güçlü umutlar taşıyorum.
Türkiye olarak, başta G20 Zirveleri olmak üzere, her platformda, bu tabloya dikkat çekiyor, bu tablonun sürdürülebilir olmadığını ifade ediyor ve dayanışma çağrısı yapıyoruz. Küresel finans krizinin çıkış nedenleri, açık bir şekilde israf olmuştur, sınırsız tüketim olmuştur, yüksek kar elde etme hırsı olmuştur.
Krizi aşmak için dayanışmaya ihtiyacımız olduğu kadar, bu ve benzeri krizlerin tekrar yaşanmaması için de dayanışmayı sürdürmek, empati kurmak, dünya fotoğrafının tümünü görmek zorundayız. Şu hususun özellikle altını çiziyorum, sermaye küreselleştiği kadar refah da küreselleşmelidir.''
Dünya genelinde ve hayatın her alanında adaletin tesis edilmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan,''Dünyamız küçük bir köye dönüşürken bu köyün tüm sakinleri, yaşamlarını refah ve huzur içinde sürdürebilecek imkanlara kavuşmalıdır. Aksi takdirde, bugün alarm veren küresel ekonomi, yarın telafi edilemez, geri dönülemez noktalara gelecektir'' diye konuştu.

''TÜRKİYE UYARIYOR''

Her fırsatta, her platformda, bu acil duruma ilişkin uyarıları yaptıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Küreselleşmenin nimetlerine olduğu kadar, ortaya çıkardığı risklere de dikkatleri çekiyor ve tedbirlerin alınması noktasında girişimlerde bulunuyoruz.
Bakınız, ben, değerli dostum İspanya Başbakanı Sayın Zapatero ile birlikte 'Medeniyetler İttifakı Girişimi'nin eş başkanlığını yürütüyorum. Birleşmiş Milletler çatısı altında başlattığımız bu girişim, sadece farklı dinlerin, farklı kültürlerin değil, Kuzey ile Güney'in, Doğu ile Batı'nın her yönden birbirini anlaması, birbirini ötekinin yerine koyması çabasına dikkatleri çekiyor.
Şu hususu burada bir kez daha vurgulamak durumundayım. Dünyanın bir noktasında, bir ülkesinde, bölgesinde meydana gelen olumsuz gelişmelere duyarsız kalmak, tepkisiz kalmak, görmezden gelmek artık imkansız hale gelmiştir.
Mars'ta bilimsel araştırmaların yapıldığı, Ay'da su bulunduğu, 3 G iletişim teknolojisine geçildiği, atom parçacıklarının çarpıştırıldığı bir dünyada, açlığı, kıtlığı, çatışmaları, savaşları, katliamları ve terörü gizlemek, daha da önemlisi belli sınırlar içinde tutmaya çalışmak çağın özüne aykırıdır.
Etiyopya'da açlıktan ölen çocuklar topyekun bizim çocuklarımız. Bangladeş'teki umutsuz insanlar topyekun bizim insanlarımız. Gazze'de katledilen, sağ kalanların da umutsuzluğa terk edildiği toplum, bizim toplumumuz.''

Erdoğan, Türkiye'nin, terörle mücadele eden bir ülke olduğunu belirterek, ''Fakat terörün şöyle altını bir karıştırdığımız zaman, altından yoksulluk çıkmaktadır. Dünyada terör dikkat ederseniz, yoksulları kullanıyor'' dedi.

Erdoğan, FAO 36'ncı Konferansı dolayısıyla delegelere hitap etti. Artık hiçbir şeyin uzakta olmadığını, hiçbir şeyin uzakta kalmadığını belirten Erdoğan, ''Mars'ın bile yakınlaştığı bir dünyada, Kampala (Uganda'nın başkenti) uzağımızda olamaz, Adisababa uzağımızda olamaz, Dakka, Gazze uzağımızda olamaz. Komşusu aç yatarken artık hiç kimse huzur içinde olamaz. Bugünün küresel köyünde, sadece komşunun değil, köyün en uzağındaki ev açlık içindeyken hiç kimse başını yastığa koyup rahatça uyuyamaz'' dedi.

72 milyon nüfusuyla Türkiye'nin, temel besin maddeleri bakımından kendi kendine yetebilen bir ülke olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, son yıllarda alınan bir takım tedbirler sayesinde tarımsal üretimde verimliliği önemli ölçüde arttırmayı başardıklarını söyledi.

Tarımsal gayri safi milli hasılanın 2008'de 57 Milyar dolara ulaştığını, tarımsal ihracatın da yine 2008 sonunda 11 milyar doları aştığını belirten Başbakan Erdoğan, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) aracılığıyla, ulaşılabilinen her noktaya gıda yardımı yapmaya devam ettiklerini anımsatarak şöyle devam etti:
''Bu kuruluşumuz vasıtasıyla sadece 2008 yılında yaptığımız resmi kalkınma yardımları, 780 milyon doları bulmuştur. Bunun dışında yine TİKA'nın katkılarıyla Afrika, Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinden gelen teknik uzmanlara Tarım ve Köyişleri Bakanlığımıza bağlı araştırma enstitülerinde çeşitli konularda eğitimler veriyoruz.
TİKA ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığımızca ortaklaşa olarak Afrika Tarımsal Kalkınma Programı'nı hazırladık. FAO Reform Programı çerçevesinde 2006 yılında Ankara'da açılışını yaptığımız ve finansal açıdan desteklediğimiz FAO Orta Asya Alt Bölge Ofisi vasıtasıyla da ofisin görev alanına giren ülkelerde uygulanacak gıda güvenliği projeleri için önemli kaynak ayırdık.''
Başbakan Erdoğan, bu kapsamda, önümüzdeki dönemde 9 adet projenin uygulanmaya başlanacağını ifade ederek, ''Bu arada, uluslararası kuruluşların yanı sıra bölgesel kuruluşlarla da gıda güvenliği konusunda çalışmalar yürütüyoruz. Bunlardan en önemlisi, FAO'nun dahil olduğu Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Gıda Güvenliği Bölgesel Programıdır'' diye konuştu.

Diğer ülkelerin de uygun bulması durumunda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının bu programın koordinatörlüğünü üstlenmesini arzu ettiklerini bildiren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bu kapsamda, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerde önümüzdeki dönemde bir dizi proje uygulayacağımızı umuyorum. Bugün düşünmemiz gereken en önemli konu, 2050 yılına kadar artan dünya nüfusunun gıda ve giyinme ihtiyacının nasıl karşılanacağıdır. Nüfusun hızla arttığı ve ekilen alanların da önemli oranda azaldığı göz önüne alındığında, tarımda verimliliğin arttırılmasının zorunlu olduğu anlaşılıyor.
Tarımsal verimliliği arttırırken de bunun çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkileri de göz önünde bulundurularak buna uygun stratejiler geliştirmeli ve gelecek nesillere, bu anlamda yaşanabilir bir dünya bırakmayı hedeflemeliyiz. Aynı şekilde, büyük oranda tarım sektörü tarafından kullanılan su kaynakları konusunda yeni tedbirlerin alınması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Küçük ölçekli çiftçileri ve kırsal kalkınmayı hedefleyen yatırımların teşvik edilmesi ve tarımda verimliliğin geliştirilmesi, tarımı karlı bir sektör haline dönüştürürken yoksulluğu da azaltacaktır. Bu bağlamda, çiftçilerimizin gübre, tohum, hayvan yemi gibi girdileri makul fiyatlarla temin etmelerini sağlamamız büyük önem arz ediyor.''

AÇLIK VE YOKSULLUK


Erdoğan, ''Açlık ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasında, tarım ürünleri ticaretinin adil ve gelişme yolundaki ülkelerin kalkınma ihtiyaçlarını dikkate alan bir yaklaşımla düzenlenmesinin önemi açıktır. Her ülkedeki hassas grupların yeterli gıdaya, makul yol ve fiyatlardan erişimi sağlanırken zincirdeki zayıf ve kırılgan halkalar güçlendirilmelidir'' diye konuştu.

Açlığın ortadan kaldırılmasında yöresel, bölgesel, topyekun ülke kaynağının harekete geçirilmesinin esas alınması gerektiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Öte yandan, tarım sektörünün, insan emeği yanında büyük oranda iklim koşullarına bağımlı olduğunu da asla unutmamalıyız. Kuraklık veya beklenmedik bir anda ortaya çıkan bir su baskını, çiftçinin bir yıllık emeğini bir anda yok edebiliyor. Bu olumsuz şartların büyük ölçüde iklim değişikliğinden kaynaklandığını hepimiz kabul ediyoruz. O nedenle, hükümetler olarak, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini hafifletmeye yönelik çalışmalara da ağırlık vermemiz gerekiyor. İklim değişikliği, yeni ve yüksek verimli çeşitler geliştirilmesi gibi konularda yapılacak araştırma faaliyetleri için daha fazla kaynak ayırmalıyız.''

''GÖZ BEBEĞİMİZ OLAN GAP''

''Benim göz bebeğim'' sözleriyle ifade ettiği ve Türkiye'nin her zaman gurur duyduğu Güneydoğu Anadolu Projesi'nden de bahsetmek istediğini delegelere belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bakınız, Güneydoğu Anadolu Bölgemiz, ülkemiz topraklarının yüzde 10'una tekabül ediyor. Bunun yanında bu bölge, ekonomik olarak sulanabilir alanların yüzde 20'sini teşkil ediyor. Bu bölgeden geçen Fırat ve Dicle ırmakları, Türkiye'nin toplam su potansiyelinin yüzde 28'ini oluşturuyor. Bu topraklar aynı zamanda, buraya dikkatinizi çekiyorum, tarihte tarımın ilk kez yapıldığı topraklar olarak da biliniyor. Ne yazık ki yıllar boyunca buradaki sularımız, boşa akıp gitti. Gerek topraklarımızı suyla buluşturmak gerek sudan enerji elde etmek için Güneydoğu Anadolu Projesi adı altında, uluslararası ölçekte çok büyük bir proje başlatıldı. Ancak, çeşitli sebeplerden dolayı proje hedeflenen tarihte bitirilememişti.
2008 yılı Mayıs ayında 'GAP Eylem Planı' adında yeni bir planı devreye aldık, ödeneklerini ayırdık ve 2013 yılına kadar bu büyük projeyi tamamlama hedefini önümüze koyduk. 2013 yılına kadar, 1 milyon 60 bin hektarlık sulama inşaatlarını tamamlayacağız. Bu süre içinde 800 bin hektara yakın bir tarım alanını sulamaya açacağız. Proje tamamlandığında bölgede kişi başına milli gelir 2 kat artacak, yaklaşık 3,8 milyon kişiye de iş imkanı sağlanacak.
Sadece tarım boyutuyla değil, eğitim, sağlık, ulaştırma gibi birçok alanda bölgeye yatırımlarımızı artırıyor ve altını çizerek ifade ediyorum, bu bölgeyi, sadece Türkiye'nin, sadece bölgenin değil, dünyanın bir gıda üssü, bir gıda ambarı haline getiriyoruz. Bu devasa proje tamamlandığında, sadece Türkiye'ye değil, tüm Orta Doğu bölgesine, Afrika'ya, tüm dünyaya fayda sağlayacak sonuçlar doğuracak.''
GAP ile bir başka büyük proje olan Doğu Anadolu Projesi'nin de hızla ilerlediğini anlatan Başbakan Erdoğan, oldukça verimli topraklara sahip Konya Ovası'nı suyla buluşturmak için yürütülen projeyi de yeniden ele aldıklarını söyledi. 17 kilometrelik mavi tünel inşaatının şu anda 3 kilometresini tamamladıklarını, tünelin bitmesiyle birlikte ovanın su sıkıntısının giderileceğini ve 645 bin hektarlık bir alan sulanabileceğini ifade eden Erdoğan, ''Bu projeler, sadece enerji üretimine, toprakların sulanması, tarımda verimliliğin artmasına değil, tüm bölgenin sosyo-ekonomik olarak çehresinin değişmesine de vesile olacaktır'' dedi.

TERÖRLE MÜCADELE

Bir gerçeği de vurgulamak istediğini belirten Erdoğan, tüm bu adımların terörle mücadelenin önünü kesen adımlar olduğunu dile getirdi.

Erdoğan, şöyle konuştu:
''Biz Türkiye olarak terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Fakat terörün şöyle altını bir karıştırdığımız zaman, altından yoksulluk çıkmaktadır. DÜnyada terör dikkat ederseniz, yoksulları kullanıyor. Yoksulluğu ortadan kaldıracağız ki terörle mücadelede dünyada hep birlikte başarılı olabilelim. Ama bunu kaldıramazsak, terörle mücadelede de başarılı olamayız diye düşünüyoruz, tespitimiz bu istikamettedir. Ben Türkiye deneyiminin, Türkiye tecrübesinin terörle mücadelede karşı karşıya kaldığımız sorunların ve başarıların çok iyi incelenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu noktada GAP, KOP projelerinden beklentim çok ama çok fazla. Geç de olsa terörle mücadelemizde artık, uluslararası destek almaya başladık. Bizim yaşadığımız sürecin, tüm dünya ülkelerine örnek olmasını ve terörle mücadelede, terörü doğuran sebeplerin ortadan kalkması, doğrusu en büyük arzumdur. Avrupa ülkeleri tarafından da bu noktada, teröre, terörizme, teröriste yataklık etmemeleri gerektiğini de hatırlatmayı kendim için bir görev telakki ediyorum. Aksi takdirde bugün bize, yarın onlara olacaktır. Çünkü terörün, dini, milleti, ırkı, vatanı yoktur. Terörist her yerde teröristtir, terörizm her yerde tehlikedir.

FAO'NUN ÖNEMİ

FAO, kuruluşundan bu yana, üye ülkelerin destek ve katkılarıyla önemli sorumluluklar üstlendi, başarılar elde etti. FAO bugün, Birleşmiş Milletler kuruluşları arasında artık etkinliğini, ağırlığını hissettiren bir kurum haline geldi. Ancak değişen şartlar ve ihtiyaçlar karşısında görev tanımı, çalışma usul ve esaslarının gözden geçirilmesi gerektiği düşüncemi de belirtmek istiyorum.

Bu konuda bir çok tanımlar veya birçok yaklaşımlar oluyor ama burada FAO'yu daha etkin hale nasıl getirebiliriz? Bunu konuşmamız lazım. Çünkü böyle bir kuruluşun olmasının biz, gereğine inanıyoruz. Çünkü dünyada, özellikle gıdanın gelişinde, dağılımı, bu noktada geleceğe yönelik GDO gibi şu andaki tehditler karşında ortak tavırlar nasıl alabiliriz, bunu birlikte halletmemiz lazım. GDO konusunda hiçbir ülke, kendi menfaatlerini insanlığın sağlığının daha ilerisinde göremez, görmemelidir diye düşünüyorum. FAO'nun reformunu hem bir fırsat hem de aşılması gereken bir sorun şeklinde müşahede ediyor ve Türkiye olarak, gerek FAO nezdindeki çalışmalara gerekse gıda güvenliği konusundaki uluslararası çabalara verdiğimiz desteği sürdüreceğimizi bir kez daha teyit ediyorum.''

BİZE ULAŞIN