"İslam'da namus cinayeti yok"

Öldürmenin bir namusu, bir onuru bulunmadığını belirten Kraliçe Rania "Kökeni çağdışı sosyal geleneklere aittir, İslam'a değil" dedi

Pazartesi 28.12.2009
Son Güncelleme: Pazartesi 28.12.2009
ABONE OL
Her yıl namus cinayeti ve şiddetten ötürü birçok kadın ölüyor. Aynı sorun Türkiye'de de var. Kadına karşı şiddet neden bir türlü durmuyor? Kadına karşı şiddet dünyanın neresinde olursa olsun affedilemez. Ancak ne acıdır ki bu evrensel bir durum, her ülkenin mücadele verdiği bir konu. Hiçbir ülke kökünü kazıyamadı. Özellikle namus cinayetleriyle ilgili olarak -birçok kez tekrarladığım gibi- kanunu kendi ellerinize almanın hiçbir namusu yoktur. Öldürmenin de bir namusu/onuru yoktur. Bir kadın, Arap ve Müslüman olarak iğrenç, tiksindirici ve kabul edilemez olduğuna inanıyorum. Namus cinayetleri hem insani hem de insanüstü bir kanunu çiğner. Bunlar çok kötü hareketlerdir. Kökenleri ise artık çağdışı sosyal geleneklere aittir; İslam'a değil.
Ürdün'de durum ne? Bu yüz kızartıcı uygulamayla mücadele ediyoruz. Halk ve yerel kurumlar sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte zihinlerde yer etmiş anlayışları yok etmeye çalışıyor. Yavaş yavaş sonuç veriyor, davranışlar yavaş yavaş değişiyor. Ancak yine de dinlenemeyiz. Tam tersine hızlanmalı, duyarlılığı arttırmak, kültürel anlayışlarla ve artık yaşlanmış beyinlerle mücadele etmek, sorunun çözümünün merkezindedir.
11 Eylül'den sonra dünyada Müslümanlara karşı bir nefret oluştu. Sizce 9 yıl sonra somut adımlar atıldı diyebilir misiniz? 11 Eylül anlatılamayacak kadar büyük bir trajediydi ve sonrasında yaşanan terör saldırılarını unutmamalıyız. Ne yazık ki hem Türkiye hem de Ürdün buna birinci elden tanık oldu. Bu olayların her biri mahvediciydi. Ancak bundan daha sinsi ve uzun vadeli etkisi kaldı: Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki uçurum daha da arttı. Şüphe, bilgi eksikliği ve güvensizlik; zincir reaksiyonu olarak dünyanın birçok toplumu arasında hoşgörüsüzlüğe, derin ayrılık ve parçalanmaya neden oldu. "

SAKALLI VE PEMBE SAÇLI KIZLA KONUŞUN"

Ürdün ve Türkiye'nin çabaları nasıldı? İki ülke; Doğu ile Batı'yı birleştirmeleri ve tüm kültürleri topraklarında ağırlamakla tanınıyor; tabii aynı zamanda kendi geleneklerine sahip çıkarak. Ancak Batı'da bunu yeterli sayıda kişi bilmiyor. Bu nedenle dünyaya hoşgörü ve anlayış yönünde bir mesaj göndermek istedim. Arap ve Müslümanlarla ilgili gerçeği söylemek istedim. İslam'ın güzelliği, barışçıl bir din olduğundan söz etmek istedim. Geçmişlerimiz ne olursa olsun benzer değerlere ve tecrübelere sahip olduğumuzu göstermek istedim
Yararlı oldu mu sizce? İnsanları Müslümanlarla ilgili yanlış anlaşılmalarını paylaşmaları için davet ettim. Çok canlı bir tartışma başlattı. Tabii ki herkesin düşüncelerini değiştirdiğini iddia edemem, ancak en azından birkaçınınkini değiştirdim. Farklı kültürlerden insanlar hakkında daha çok şey bildikçe onları sevme olasılığımız artar. Sakallı adamla konuşun ya da başörtülü bir kadınla; patenli ve düşük bel pantolonlu çocukla, pembe saçlı kızla iletişim kurun. Dış görünüşe bağlı kalarak kurduğunuz önyargılardan kurtulun, yargılarınızı sadece tanıdığınız sürece kurun. Ancak o zaman uluslararası topluma bu denli acı veren bölünmeleri tedavi edebiliriz.

Kasım 2000'de UNICEF Küresel Liderlik İnisiyatifi'ne davet edildi.
Davos'ta Dünya Ekonomik Forumu'nda UNICEF'in "Çocuklar için Acil Avukat" olarak atandı.
BM adına "Kızların Eğitimi İnisiyatifini" başlattı.
2002'de Dünya Ekonomik Forumu'nun kurucu grubuna dahil edildi.
2006'da BM Vakfı Yönetim Kurulu'na katıldı.
Uluslararası Kadın Araştırmaları Merkezi danışma kurulu onur üyesi.
Açık Arap Üniversitesi Eşbaşkanı.