Ankara, 'büromuzdan sorulur'

Mesleğin zirvesinde olanlarla zirve tırmanışına doğru yerden başlayanların buluştuğu yerdir SABAH Ankara Bürosu... Haber atlamaya dayanamayan kaptanları Okan Müderrisoğlu'nun da etkisiyle 10 dakikalığına çıkıp, manşetle dönenlerin, TBMM'yi avucunun içinde tutanların merkezidir...

Dünyanın her yerinde iyi gazetecilik başkentlerde yapılır," denir. Ve her başkent için 'sıkıcı' olduğu iddiası vardır. Ama başkentler, "Sorun kadar çözüm de üretir." Eğer sabahları yazı işlerine dünyanın en önemli olayıymış gibi anlattığınız bir haberi öğleden sonra siz bile unutuyorsanız, muhtemelen Ankara'da çalışıyorsunuzdur. Mesleğin zirvesinde olanlarla, zirve tırmanışına doğru yerden başlayanların buluştuğu yerdir SABAH Ankara Bürosu. İşte bu büronun, bitmeyen bir tempoyla çalışan kahramanları:

Okan MÜDERRİSOĞLU:
Büromuzun kaptanı... 'Dert babası'dır. Kapısı her zaman açık olsa da odasına girdiğinizde ya telefon başındadır ya haber yazıyordur ya da Nihal'i arayıp 'filancayı bağla' diyordur. Anlattığınız konunun ilk cümlesinden aklına, araştırılması gereken yeni bir haber gelir ve o sırada sizden 'buna da bakmanızı' isteyebilir. Haber toplantılarında övgüyü ihmal etmez ama atlanılan haberler için ince mesajlarla muhatabını gömebilir.

Mutlu ÇÖLGEÇEN:
Ay kaybolurken uyur ama büroya herkesten önce gelir. Haber müdürlüğü performansının yanı sıra, bir bakmışsınız "10 dakikalığına dışarı çıkıyorum," deyip, manşetle döner. Büroda muhabir başına düşen kapris sayısı, haber sayısından fazla olduğu anlarda, "Bundan sonra farklı müdür göreceksiniz!" der ama ertesi sabah onu yine sevecen haliyle bulursunuz.

Can GAZALCI: Bir bilgiyi ona getirmeniz yeterlidir. Kelimelere dans ettirir. Masası dağınık, gömleği dışarı çıkmışsa zamana karşı yarışıyordur. Öykü-roman tarzı son kitabıyla edebiyat dünyasında yeni çığır açması beklenmektedir. Bugünlerde baba olma heyecanıyla doludur.

Zübeyde YALÇIN: Politika kazanının merkezindeki TBMM'yi avucunun içi gibi bilir. Siyasi 'nabız metre' gibidir. "Bugün kavga çıkabilir," veya "Sakin geçer," türü tahminlerinde isabet oranı yüksektir. Formula 1 tutkunudur. Zamanı tersine çevirerek güzelleşmiştir!

Ergun AKSOY: Büronun 'ağır ağabeyi'dir. Kulislere hakimiyeti yüksektir. Üst düzey bir toplantıda da olabilir, nargile kahvesinde buluşan vekillerin yanında da. Oğlu Mir Aras ise vazgeçilmezidir. Yaşar ÖNEL: "How are you everybody?" diyerek büroya girdiğinde akşamın yaklaştığı anlaşılır. Geceleri çıkardığı işlerle, son dakikalarında sahaya sürülüp gol atan oyuncuları hatırlatır.

Şenol ATEŞ: Sabahları, "Evet arkadaşlar, günaydın," deyişinin bir büyüsü vardır. Deniz Baykal'a istediğinde ulaşabilen nadir gazetecilerdendir. Büronun Şenol'a ilgisinde, hafta sonu kahvaltılarına getirdiği, eşi Nurcan Hanım'ın nefis kekinin etkisi olduğu rivayet edilmektedir.

Hülya KARABAĞLI: 'Kalabalığın' olduğu yerlerden değil, şeytanın gizlendiği ayrıntılardan haber üretir. Kadın ve çocuk dosyalarının gündemde kalmasında payı büyüktür. Haberini gazetede görmedi mi, o gün yanına yaklaşılması önerilmez.

Ersan ATAR: Yargıyla ilgili hayranlık uyandıran manşetler çakmasıyla ünlüdür. Hassas hukuki olayları çözmesiyle bilinir. Uzun haberinden tek cümle çıksa, "Eksik verilmiş," diye söze başlar, lakin masadakiler 'iddianame ayrıntısındaki' haberleriyle boğuşur durur.

Hazal ATEŞ: Ekibin karıncasıdır. Ekonomi ve siyaset haberlerinin manşetine taliptir. Duygu ile giriştiği 'yüksek sesle telefonla konuşma' yarışmasının galibi belirlenememiştir. Müdürün odasına sinirli şekilde girip, birkaç dakika sonra gülerek, yeni haber projesiyle çıkar.

Duygu GÜVENÇ: İki telefonu idare ederken makyaj yapıp, arada kahve içerken haber yazabilir! Diplomaside yaprak kıpırdasa haberi olur. Bomba haberleri sakince anlatarak önce haber yönetimini ardından rakiplerini heyecanlandırır. Çiğ köfte krizlerinden ise Dilaver'in siparişiyle kurtulur.

Ali EKEYILMAZ: Fotoğrafın beyidir. 'Haberci' gözüyle çektiği kareler ders olacak kalitedir. Türkçe'nin esnekliğini kullanarak, kıvrak zekâsıyla 'ters köşeye' yatıran esprileri meşhurdur.

Cengiz UYSAL: Büroda en geniş (!) çevreye sahip olan ismidir. Çemişgezekli de dostu vardır, Ulalı da. Gezilerde hem o güzel kareleri çekip hem de yemek ziyafeti çekmeyi nasıl başardığı muammadır. Tutkuları, kızı Zeynep Banu ve Eskişehirspor'dur.

Uğur BECERİKLİ: Sabahları "Günaydın!" dediğinde, toplantı ya yeni başlamıştır ya da başlamak üzeredir. Telefonu, "Efendiler..." diye açar. Milliyetçi cepheyi izler. İki ayda roman yazar, haberi ise iki saat beklenir.

Hamdi ATEŞ: 'Ulaştırma- iletişim' alanından ekibe yeni katılmasına karşın manşetleriyle dikkat çekmiştir. Sabah toplantılarında konuşurken dudakları oynar ama pek ses gelmez. Bürodakiler, onunla bağlantı kurmak için dudak okuma yöntemi geliştirmektedir.

Göksel ÇAĞLAV: Bürodan çok, dışarıda vakit geçirdiğinden sabah toplantılarına katılımı için "Göksel Çağlaaav..." diye bağıracak bir mübaşir aranmaktadır. Belgeyi getirir masaya bırakır, gerisine karışmaz. Beyaz atkısı, tespihi ve ay yıldızlı rozetiyle bütünleşmiştir.

Mehmet ACAR: Ağır çantasını sırtlayıp güneş gözlüğünü takarken onun Başbakanlık'a değil, turistik geziye gittiğini zannedebilirsiniz. Başbakan'ı izlemekte ustalaşmıştır. Bakanlar Kurulu öncesinde, Mehmet'in karelerine girmek isteyen siyasilerin gizli yarışta olduğu söylenir.

Ceyda KARAASLAN: Şen şakraktır. "Ha ha ha..." diyerek başlayan kahkahasının sonunu, "Ha haayyy..." diye bitirir. Erkeklerin dünyası olan savunma alanında varlığını kanıtlamıştır. Rutinlerde yakaladığı insan hikâyeleri dillerdedir.

Alper SANCAR: Ailemizin yenilerindendir. 'Issız' veya 'sessiz' adam tanımlaması ona uyar. Karmaşık iddialar sorulduğunda, "Bakalım," der. Birkaç dakika sonra ilk bilgileri masaya ulaştırır. Sanat müziği hayranıdır.

Yahya BOSTAN: Büromuza son katılan arkadaşlardan biri olmasına rağmen çabuk uyum sağlamıştır. Sinirlerini aldırmış gibidir. Başbakan ona emanettir. İstanbul özlemiyle yanıp tutuşsa da Ankaralılaştığı kesindir.

Mehmet NAYIR: En gencimiz. Enerji alanı ondan sorulur. Yüzünde ve kollarında çeşitli şekillerde kızarıklıklar oluşur. İddia o ki bu şekillere göre haber yapar. Örneğin şekil reaktöre benziyorsa nükleer, boru hattına benziyorsa doğalgaz haberi yazar.

Ali ERDOĞAN: Sporun Ankara'daki eli ayağıdır. Federasyonların kritik koltuklarında oturan herkesi tanır. Büronun 'ak saçlı'sıdır. Erkenden işinin başına gelmesiyle örnektir.

Serpil KABADAYI: 10 parmak yazıya yeni bir yorum getirmiştir. Televizyona çıkan siyasinin söylediklerini sözcük sözcük not alır, az sonra söyleyeceğini bile yüksek oranda tutturur. Cumartesi kahvaltısını o düzenler. Gündem başlıklarını alırken "Serpiiil!" seslenmelerine karşılık, "Göndeer!" diyerek büroyu çınlatır.

Nihal ÖZÇELİK: Bir yönetici için en önemli şey, iyi bir asistan seçmektir. Hem yapılacakları unutmaz hem de sır küpüdür. Asker yolu beklemektedir. Şık kıyafetlerine yakıştırdığı 14 pontluk ayakkabısıyla nasıl yürüdüğü merak konusudur.

Dilaver DEMİRCAN: Fotoğraf servisi ona emanettir. Bir fotoğrafın iş yapıp yapmayacağını anında söyler. Kızı Dilay aradığında, "Alo baba, telefonu açsana..." sesi duyulur.

Zekeriya ŞENER: Büromuzun fotoğraf sorumlusu. Gece fotoğraflarını geçtikten sonra evine dönmek için sesini ulaştırmanın duymasını bekler.

Canan YILDIZ: Büroda ilk onunla karşılaşırsınız. Telefon trafiğini idare eder. Haftalık müzik aktiviteleri hakkında arkadaşları bilgilendirir. Tek kâbusu, telefonunu açmayan muhabirleri bulması için Mutlu Müdür'ün verdiği talimattır.

BİZE ULAŞIN