Çoksesliliğin temsilcileri

YAVUZ DONAT
Zaman tünelinde bir gezinti
25 yıl önceydi. Dinç Bilgin ve Çetin Gürel, benimle yemek yemek için Ankara'ya geldi. Dinç Bey, 'SABAH Projesini' anlattı. "Yeni bir gazete çıkarıyorum, birinci sayfada senin yazmanı istiyorum," dedi. Kendisine önce yemekte sonra da bir mektupla teşekkür ettim, "Tercüman'dan ayrılmayacağımı,'' söyledim. Daha sonra Tercüman zor bir döneme girdi. Zafer Mutlu '"Artık bize (SABAH'a) gelmen gerekiyor," dedi. Ancak Aydın Bey'e (Doğan) sözüm vardı. Milliyet'e geçtim. Milliyet'in bir ara Korkmaz Yiğit'e satılması söz konusu oldu. Sonra da satılmadı. Yine Aydın Bey'e kaldı. İşte o süreçte Zafer Mutlu ile maçta karşılaştık. Ankara'da Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçında. Maçtan sonra da baş başa yemeğe çıktık. Gaziosmanpaşa'da Washington restorana... Zafer Mutlu, "Bize (SABAH'a) gel," dedi. Ve o gece, orada anlaştık. Tarih ekim 1998. O gün, bugün 'haftada 7, yılda 365 gün' SABAH'tayım. Bir sabah Diyarbakır'da, bir sabah Konya'da, bir sabah Çanakkale'de, bir sabah Ardahan'da...

DÜN, BUGÜN, YARIN
Türk okuyucusu Süleyman Demirel'den sonra, Çankaya'ya kimin çıkacağını SABAH'tan öğrendi. Hatta Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer bile... Çankaya için aday isimleri havada uçuşurken, SABAH'ın birinci sayfasında: "Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı'na aday gösterileceğini" yazdık. Düzce ilçesinin 'il olması' ilk kez, SABAH tarafından gündeme getirildi. 12 Kasım akşamı Düzce sarsıldı. 13 Kasım sabahı Düzce'deydik. Okan Müderrisoğlu'nun Düzce' de yaşayan anne ve babası' da "Deprem çadırındalardı...'' Düzce'nin hali "yürekler acısıydı..." Oturduk ve yazdık. "Düzce'nin yarasını sarmak için bu güzel ilçe derhal il yapılmalı" önerisinde bulunduk. "Bakanlar Kurulu ilk toplantıda bunun kararını almalı" önerisinde bulunduk. Hükümet önerimizi benimsedi. Konu Bakanlar Kurulu'na geldi. Ve Düzce 'il oldu'. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, yakın dostumuzdu. Diyarbakır'a gidişlerimizde bizi uçağın kapısından alacak kadar. Bir gün akşama doğru telefonum çaldı. Arayan Gaffar Okkan'dı. Sohbet ettik, en kısa zamanda buluşmak üzere sözleştik. Aradan 15 dakika ya geçti, ya geçmedi. Gaffar Okkan'ın öldürüldüğü haberi geldi. Acımızı içimize attık, o gece Ali Kırca'ya "Gaffar Okkan'la son konuşmamızı" anlattık. Türkiye "Derin devletin olup olmadığını" konuşuyordu. Ömrünü Devlet'te geçiren Süleyman Demirel, "Derin devletin olduğunu" ilk kez bize açıkladı. Olayı dizi halinde SABAH'ın manşetinde verdik. Sonra Kenan Evren yine bize konuştu. "Evet, derin devlet var, Demirel'in söylediği doğru" dedi. 1983'te çok kişi "Askerlerin güdümündeki Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni favori gösterirken..." Tercüman'da "Turgut Özal'ın tek başına iktidara geleceğini" yazmıştık. 2002'de SABAH'ta "Recep Tayyip Erdoğan geliyor... Çuvallar dolusu oyla geliyor... Gümbür gümbür geliyor... Büyük farkla geliyor" diye yazdık. Yıllar işte böyle su gibi akıp geçiverdi. Hepsini sizlerle birlikte yaşadık. Seçimlerde bazı liderlerden daha fazla dolaştık. Dolaşmaya devam ediyoruz. Zira Mevlana'nın dediği gibi: "Dün dünde kaldı." Bugün ise biz yine yollardayız. Yine meydanlardayız. Yaşayacağız, size aktaracağız.

NAZLI ILICAK
SABAH özgür bir platform
SABAH Gazetesi'nde, Ağustos 2007'den beri yazıyorum. Eski dönemlerini pek bilmiyorum ama gene de, olaylara özgürlük penceresinden bakmayı alışkanlık haline getiren o birikim, hâlâ yazı işlerine hâkim. SABAH, bana göre, ideolojik saplantıları olmadan gündeme yaklaşıyor. Halkın dilini konuşmaya gayret ediyor. Geniş bir yazar kadrosuna sahip. Bu yazarlar, farklı fikirleri seslendirebiliyor. Öyle ki, zaman zaman birbirleriyle fikir mücadelesine girdikleri bile oluyor. Bu sahada kantarın topuzu kaçmıyor da değil. Bir bakıyorsunuz fikir mücadelesi kan davasına dönüşmüş. SABAH, aydınlık bir okur kitlesine sahip. Tabii, ayrık otları da zaman zaman çıkıyor. Fikir düzeyini düşüren, seviyeyi muhafaza edemeyen... Fakat genelde, saplantılı, dogmatik insanlar değil muhataplarımız. Bu da bizim gibi köşe yazarlarına farklı bir özgürlük alanı sağlıyor. SABAH ayağını yere sağlam basıyor. Çünkü, siyasetin yanı sıra sosyal ve magazin yönüyle de ağırlık taşıyor. Bu durum, çeşitli fırtınalara direnmesinden de belli değil mi? Farklı dönemlerde ortaya çıkan yönetimdeki değişikliklere rağmen, gazetemizin, hâlâ en yüksek tirajlardan birine sahip. Zira hem okuru sadık, hem yazı işleri çalışanları, hem de ekonomi, dış politika, magazin, Ankara gibi bölümlerde görevli arkadaşlarımız tecrübeli, mesleklerini seven, hadiseleri objektif değerlendirmeye çalışan gazeteciler...

ENGİN ARDIÇ
Liberal, demokrat, özgür
25 sene önce bu sıralar... Dünya gazetesinin ölü eşek maaşından bunalmış, dış haberler şefliğini ve köşe yazarlığını sırtımdan gömlek gibi çıkarmış atmış, eski işim olan reklamcılığa dönmüştüm. Bir gün o bitmez tükenmez toplantılardan birine çağırdılar, Dinç Bilgin İzmir'den gelmiş, yeni bir gazete çıkaracakmış... "Geliyor geliyor..." falan diye bir dizi 'teaser' yazmıştık. Benimle birlikte İsmail Uyaroğlu da çalışmıştı, bir de Perihan Mağden! (Perihan'la, ekmek uğruna sevmediğimiz işleri yapmak zorunda kaldığımız mutsuz günlerimiz...) Sonra duyduk, Rahmi Turan "Bana şöyle davullu zurnalı bir şeyler yazın yahu" demiş. Çarçur bir gazete yayımlayacakmış meğer. Fakat SABAH oradan kalktı, müthiş bir değişim geçirdi, 'içi doldu', kısa sürede Türkiye'nin ikinci büyük gazetesi oldu. Çıkışından dört yıl sonra ben de SABAH'a girdim. 37 yaşımdaydım. 'Göbek' tabir edilen orta sayfada yazardım. Sonra araya başka serüvenler de girdi, girmek zorunda kaldı. 1989-1992 arası görev yaptığım SABAH'a 2008'de geri döndüm. Ama o 16 yıllık araya, gürültülü bir televizyon ve hasbelkader iki gazete macerasına hep 'parantez' gözüyle baktım. Benim asıl yerim burasıydı. Çünkü burası liberal bir gazetedir, 'demokrat' bir gazetedir, özgürdür, kelimenin en geniş anlamıyla. Uğradığı bütün haksızlıklara, katlandığı bütün iftiralara, yediği bütün çelmelere, işittiği bütün hakaretlere rağmen dimdik ayaktadır ve öyle kalacaktır. Tövbe, ikinci 25 yılında Türkiye'nin en büyük gazetesi de olacaktır.

REFİK ERDURAN
Tartışmak iyidir
Ben SABAH yazarlarının ne en akıllısı ne de en yeteneklisiyim. Ama en yaşlısıyım galiba. O deneyim dağarcığıma dayanarak konuşayım. Kamuoyumuzda sorunlar tartışılırken hiçbir zaman doğru çözümlere ulaşılamadı. Ama hiç değilse doğru sorular soruldu ara sıra. Başarılı sayılabilecek sonuçlara da öyle dönemlerde yaklaşıldı. Son yıllarda havanda su dövülüyor. Kavgalara hayıflanmakta değilim. Terslik gerçek dertlerin üstüne gidilmeyip, sanal 'hırgür' konuları yüzünden gırtlak gırtlağa gelinmesi... Basının en önemli görevi kamplaşmayı önlemek değil, tartışma konularını akılcı çizgiye çekmektir. SABAH'ın bunu sağlamaya çalıştığını gördüğüm için onu seçtim uzun bir aradan sonra yorumculuğa yeniden başlarken. Yanılmamışım. Neredeyse bir yıl oluyor. Düşündüğümü dilediğim gibi yazmaktayım. Değişik açılardan, kimi zaman karşıtı olduğum yönlerde yazan meslektaşlarla birlikte yaptığımız yorum birikiminin kamuoyumuzu sağlıklı tartışma çizgisine yaklaştırmakta yararlı olduğu kanısındayım. Mutluyum.

ŞEREF OĞUZ
İlklerin gazetesi olmaya devam
Her insanın hayatında o hayata şekil veren kurumlar vardır. Kiminde okul, kiminde ordu, kiminde işidir bu kurum. Benim hayatımda SABAH, böyle bir etkiye sahip oldu. 39 yıl önce henüz bir liseliyken kapısından içeri girip işi öğrenmeye başladığım gazetenin adıydı SABAH. Siyah beyaz, kurşun ve antimon kokuları arasında geçen mesleğin ilk yılları... Sonrasında SABAH, hızlı toplumsal değişim ve teknoloji kırılmalarıyla damga vurdu hayatıma. Bir sabah, Mecidiyeköy'deki evimin karşı penceresinde buldum SABAH'ı. İzmir'den gelen gazeteci dostlarımız, İstanbul'da SABAH'ı yeniden soktular hayatımıza. SABAH benim için hep ilklerin gazetesi oldu. Mesleğin erken dönemlerinde seçtiğim ekonomi gazeteciliği, hem tahsilimle hem de ilgi-bilgi alanımla örtüşüyordu. Ekonomiyi ayrı bir gazete gibi düşünmek ve pembe renkli kâğıda basmak, ilk masaüstü yayıncılık teknolojileri ve diğerleri... Çeyrek asırdır siz değerli okurların hayatında müstesna bir yer edinen SABAH'ın savunduğu davalar ve sahip çıktığı sorunlar, onun neden "Türkiye'nin en iyi gazetesi" olduğunu anlatır. SABAH'ın, nice çeyrek asırlar var olması ve toplum hayatına 'ilklere imza atarak değer katmayı sürdürmesi' dileğimdir.

YAVUZ BAYDAR
Sahibi okurlarıdır
Bu 25 yılın arka planında, değişen ve şehirleşen Türkiye'nin yenilik tutkunu kitlelerinin; dünyaya, modernliğe ve heyecana açık okur taleplerinin çok önemli bir payı var. Bunu çok iyi okuduğu ve sahiplendiği için çeyrek yüzyıl gibi hayli kısa bir zaman diliminde perçinlenmiş bir markadan söz edebiliyoruz. Gazetecilikte 'marka' oluş özen ister, ilke ister, duyarlılık ister, açık toplumun gereklerine saygı ister. Toplumsal hayat bir süreç ise 'marka gazete'nin varlığı da titizlik üzerine kurulu bir süreçtir. SABAH'ın hayatı, insanı tüm renkleriyle izleyen haberciliğinin, farklı notalar üzerinde sesi çoğalan köşelerinin ötesinde, 'marka'lığına değer olarak eklenen bir özelliği daha var: Türkiye'de hiçbir gazetenin yanına yaklaşamadığı bir içtenlikle, dünyadaki en saygın gazetelerle yarışacak ölçüde, kendisini eleştiriye, hesap vermeye açması. Haberciliğindeki eksik ve yanlışları, hata ve ihmalleri okurun şikayetlerine açması. Bunları, bağımsız Okur Temsilcisi aracılığıyla, her hafta, yine açıksözlülükle okurlarıyla paylaşması. SABAH, okurlarının da sahip olduğu, sahiplendiği bir gazete. Beşinci yaşını dolduran Okur Temsilciliği'ne gelen 10 binlerce okur mesajı, bunu somut biçimde kanıtlamakta.

BİZE ULAŞIN