Farklı sesler bir arada

HASAN BÜLENT KAHRAMAN
Dönüşümün gazetesi
Türkiye'de, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, her dönem bir gazeteyle bütünleşilir. Modern tarihin başladığı Tanzimat adeta bir gazeteler cumhuriyeti gibidir. Kurtuluş Savaşı'nı biraz da Hakimiyet- i Milliye kazanmıştır. Tek Parti döneminin Ulus'u ve Cumhuriyet'i sonuna kadar CHP'li olacaktır. DP dönemi kendi gazeteleriyle gelir. Türkiye, 1975-80 arasında cereyan eden adı konmamış çok kanlı, çok ölümlü iç savaştan da, onu bitirdiği iddiasında bulunan 12 Eylül faşizan askeri darbesinden de çok yorulmuştur. 1977 sonrası sadece kanlı bir iç savaşla, Çorum'da, Maraş'ta devam eden kitlesel katliamlarla damgalanmakla kalmaz. Tıpkı 1950'lerin sonunda olduğu gibi elektrik, yağ, petrol ve daha nice şeylerin yanında para da bulunmamaktadır. Türkiye, yorgun, yaslı, yoksuldur. Bu dönem 1983'te yeniden ekonomik kurtuluşun mimarı Turgut Özal'ın sandıktan çıkmasıyla kapanır. Özal, Türkiye'ye yepyeni bir hava getirir. İçine kapalı, Sovyetler Birliği'ndeki modelin farklı bir versiyonu olan ve 1930'lardaki Avrupa faşizmlerinden çok etkilenmiş Türkiye modelini dönüştürmeye başlar. Bunun ilk hamlesi 'dışa açılma'dır. Ağır bir hastalıktan kalkan çocuğun hayata yeniden renkli oyuncaklarla tutunması gibi Türkiye de renkli, pırıltılı bir dünya içine girer. 'Çikita muz', 'Papatyalar' dönemin simgesi olur. Sadece Türkiye değil dünya da değişmektedir. Elektronik devrim, kitle iletişim araçlarında görülen gelişmeler, yeni modeller kapıdadır. Yazılı kültür yerini hızla görsel kültüre bırakmaktadır. Dönem 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla kapanacaktır ama zaten 'glasnost' ve 'perestroyka' kapıdan içeri girmiştir. SABAH bu dönemin gazetesidir. Bu atmosferde başlamıştır. Değişik, yeni, Türkiye'nin tanımadığı bir dünyayı ona göstermeyi hedeflemiştir. Yeni hamleler içindedir. Yerleşik ama anlamsız olana karşı isyan içindedir. Mesela bayram günlerinde gazete yayımlanmaz kuralını yıkar. SABAH, yeni bir duyarlılığın içinde biçimlenir. Sonra el değiştirir, yönetim değiştirir, çok zor dönemlerden geçer. Nihayet bugüne erişir. Ben kişisel olarak daima arkadaşlarım ve dostlarım aracılığıyla kulislerinde bulunduğum, daima içinde olduğum SABAH'ta yazmaya 2007 Mayıs ayında başladım. Zor bir dönemdi. Belirsizlik bir zelzelede ağrı ve geniş hareketlerle iki yana esneyen çok büyük bir gökdelene benziyordu. O dönem atlatıldı. SABAH çok daha güvenli, sakin, istikrarlı bir limana çekildi. Bütün bu dönemlerde SABAH kendisi olmasını bildi. Benim ilgimi çeken SABAH'ın bütün bu dönemler boyunca halk tarafından desteklenmesi, sahiplenilmesidir. Bu, Türkiye gibi değişken ve nihilizan bir toplumda akıl almayacak bir şeydir. SABAH'ın buna cevabı ise her dem yenilikçi, aydınlık, hızlı bir gazete olmasıdır. SABAH değişimin gazetesi olarak doğdu. Değişim durağan, biten bir şey değildir. Bu, SABAH'ın daha yürüyecek çok yolu olduğu anlamına gelir. Ona heyecanını kazandıran, onu öncü yapan da galiba bunu bilmesidir.

MELİHA OKUR
SABAH yolculuğum...
Benim SABAH yolculuğum hiç düşünmediğim bir anda ve çok ani bir kararla başladı. İyi ki başlamış... SABAH'ta yani bağımsız olmaktan dolayı mutluyum. SABAH kentli bir gazete... Özellikle kadınları, gençleri kucaklıyor. Ayrımcılık yapmıyor. Genç oluşu beni dinamik tutuyor. Bu gazete heyecanlı bir gazete. Dinamizmini bu heyecanından alıyor. Ne taraf, ne yandaş... Özgürlükçü... Bizi bırakmayan, bizim heyecanımıza ortak olan ve bize inanan okuyuculara gönül dolusu sevgiler... Türkiye sevmeyi unutmamalı... SABAH, 25. yılında kurumsal gücünü ortaya koyarken özel ekleri, sosyal sorumluluk projeleri ve kampanyalarıyla bir bütün olduğumuzu hatırlatıyor. Ülke olarak en büyük ihtiyacımız geleceği planlamak. Bu 25 yılın devamında SABAH'ı daha büyük sorumlulukların beklediği açık. Bunun için çalışanların daha iyiyi üretmesi, okurların da daha akılcı ve iyi olanı talep etmesi gerekir. SABAH'a 25 yıl boyunca emek veren, hâlâ çalışan veya ayrılmış olan herkesin emeğine sağlık. Aydınlık Türkiye için aydınlık SABAH...

MAHMUT ÖVÜR
Değişim özlemini yakaladı
SABAH'ın yayına başladığı o 80'li yılları iyi hatırlıyorum. Gazeteciliğe henüz başlamış biri olarak, yeni çıkan her gazete bizler için umuttu. Ama SABAH kısa sürede daha fazlası olduğunu gösterdi. Zamanın ruhunu iyi okuduğu için askeri darbe günlerinden çıkmaya çalışan, rahmetli Turgut Özal'la sivilleşme çabaları gösteren, 1989 Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla da korkularından sıyrılıp dünyaya açılan bir Türkiye'de değişimin simgesi oldu. Babıali'de yeni bir gazetenin tutması ve tuttuktan sonra ayakta kalması pek kolay değildi. SABAH değişimci ruhuyla bunu başardı. Yeniliklere imza atan özelliğiyle Türkiye'nin en etkili ve çok okunan gazetesi oldu. 90'ların ikinci yarısından sonra daha da büyüdü ve 2000'lerde derin krizlerle sarsıldı, sık sık yönetimi değişti ama değişimci ruhu hiç değişmedi. Türkiye toplumuyla değişim üzerinden kurduğu ilişki onu hep ayakta tuttu. Bugün de toplumun o değişim özlemini yakalamaya çalışarak yoluna devam ediyor. Bunu, Türkiye'nin yüzyıllık sorunlarıyla yüzleşmek için başlattığı demokratik açılımlara desteğiyle de gösteriyor. Daha da gösterecek. Nice yıllara SABAH...

ŞELALE KADAK
Benim okulum burası oldu
Kapıdan ilk girdiğimde daha üniversite öğrencisiydim. Bir hayli ürkektim. Beni stajyer muhabirliğe kabul eden SABAH Gazetesi'nin o dönemki yayın koordinatörü Can Ataklı'ya bu ürkekliği atmamda çok şey borçluyum. O günlerde staj için girip, kariyerimin büyük bir kısmını bu ismin altında yapacağımı bilmiyordum tabii. Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum. Büyük bir bölümünü Ergun Babahan'ın yönetimde olduğu yıllar içinde çok şey öğrendim ve hâlâ da öğrenmeye devam ediyorum. SABAH Gazetesi'nin doğumuna tanıklık edemesem de uzun yıllar, medyada yaptığı devrimlere bizzat tanık oldum. Bununla da gurur duyuyorum. Bu gazeteden yetişen pek çok arkadaşım, şu anda medyada önemli pozisyonlarda. SABAH bu açıdan bir okul gibiydi hepimiz için... Bir sürü badire atlattı. Çok zor günler de geçirdik hep birlikte. Ama SABAH, hep o badirelerin altından kalkmasını bildi. Kendi aramızdaki en büyük espri konusuydu 'Derin SABAH', çünkü ne olursa olsun ertesi gün o gazete mutlaka hem de iddialı bir manşetle çıktı. Marka kendinden söz ettirdi hep. Yaptıklarıyla da rakip medya kuruluşlarına örnek oldu.

EMRE AKÖZ
Yenilikçi ruh!
Kuruluşundan beri geçen 25 yılda, özellikle 1990'lı yılların sonunda, SABAH'ı eleştirdiğim, hatta yerden yere vurduğum dönemler oldu. Siyaset ve ekonomideki savrulmalar, gazeteyi de etkiliyordu. Daha geçenlerde gazetenin kurucusu Dinç Bilgin'in de itiraf ettiği gibi, örneğin 1997'nin 28 Şubat'ında başlayan örtülü darbe sürecinde, hiç de iyi bir sınav vermedi SABAH. Darbecilerin hukuk ve ahlak dışı taleplerine direnemedi. Ama SABAH'ta her zaman takdir ettiğim bir yön vardı: Yenilikçi ruh! Bununla neyi kastettiğimi iki örnekle anlatayım: Okurlar toplum ve siyasetteki yeni kavramları öğrenmek istiyordu. Peki, bu nasıl olacaktı? SABAH hemen Şahin Alpay ile Nilüfer Kuyaş'a 'Entelektüel Bakış' adlı bir bölüm hazırlattı. Böylece aydınların kullandığı kavramlar, fildişi kuleden inip yere bastı. Bir başka ilginç bölümün adı 'Gusto' ('beğeni', 'zevk') idi: Turgut Özal reformlarından sonra ekonomi dışa açılarak büyüyordu. Bunun sonucu olarak halk, artık kemer sıkmak yerine, biraz da tüketmek istiyordu. 'Gusto' bölümü tüketim kültürüne açılan okurlara yön veriyordu. Özetle SABAH, daima değişen toplumun taleplerini anlamaya ve karşılamaya çalıştığı için özgürlükçü ve demokrat özünü korudu. İşte bu yüzden, SABAH'ta yazıyor olmaktan çok mutluyum. Çünkü bizim okurumuz; kendisine gayet ters gelen fikirlerimi bile hoşgörüyle karşılıyor, "Meseleye bir de o açıdan bakalım" diyor. Şahane bir durum bu!

SEVİLAY YÜKSELİR
Türkiye'nin gazetesi
Editörümüz Figen Yanık; "25. yılın şerefine çıkarılan ekte kullanacağız. Mümkünse kısa bir yazıyla SABAH'ın senin için ne ifade ettiğini yazar mısın?" dediğinde, nedense beni bir telaş sardı. Birkaç gün düşündüm... Kısacık bir yazıyla, "Ne yazılabilirdi acaba 25 yılın mükemmel arşivi SABAH için?" diye... Bırakın onun sayfalarına emek vermeyi, yıllardır yaptığı haberlerle kamuoyunu şaşırtmayı kendine düstur edinmiş SABAH'ın iyi bir okuru olarak onu nasıl anlatabilirdim? Acaba, "Kâh yazarken, kâh okurken sayfalarında kendimi en iyi ifade edebildildiğime sonsuz inancım olan benim gazetem," mi desem? Yoksa... "Uykumun son bulduğu anda ilk dokunduğum, bir gün evvelimin raportörü, yeni günümün müjdecisi, her sabah gelen taze ekmeğimin mükemmel koruyucusu," mu? Ya da şey mi desem; "İşini bilenlerin, hafta içi işinde çayını yudumlarken, hafta sonu evinde ailesiyle kahvaltı ederken elinden bir türlü düşüremediği, yeniliğin ve değişimin temsilcisi gazete..." Yok yok... En iyisi mi ben lafı fazla uzatmadan diyeyim ki; "Bildiğiniz gibi işte... SABAH... Türkiye'nin en iyi gazetesi... Ve ben deli gibi seviyorum bu gazeteyi... Onunla huzur buluyorum ve hayata her daim daha umutlu bakmayı başarıyorum..."

BİZE ULAŞIN