SABAH'la birlikteliğim üzerine çeşitlemeler

Beni SABAH'a çeken şey mürekkebin özgür kullanıldığı ortam olmasıdır. Zaten bu özgürlük sallanmaya başladığı zaman da yollarımız ayrılmıştır

MEHMET BARLAS

SABAH'la benim birlikteliğim çeşitli araları hesaba almazsam 20 yıla yakındır sürüyor. İlk kez 1989'da önce söyleşiler yapmak sonra da köşe yazısı yazmak üzere başladı. Güneş'in genel yayın yönetmeniyken SABAH'la giriştiğim polemiğin de sonuydu bu... Bu polemik karşılıklı davalara dayanmıştı. Yeni ve heyecanlı bir gazeteydi ilk dönemimin SABAH'ı. Mecidiyeköy'deki villadan bozma bir binada çalışılırdı. Herkes eşitti, Dinç Bilgin ise biraz daha eşitti o dönemde. SABAH'la ilk kez yol ayrılığımızın sebebi Turgut Özal oldu. Oğluyla Cem Uzan'ın ortaklığında kurulan Star televizyonunda hemen günlük yorum yapmamı istedi. 1991 genel seçimlerinin eşiğindeydik. "Gazetedeki köşende ne yazıyorsan, onu televizyonda yorum olarak tekrarlasan ne güzel olur," dedi Cumhurbaşkanı Özal. Ertesi gün de ilk özel televizyonun ilk yorumcusu olarak ekrana çıktım. Ertesi gün SABAH'a geldiğimde Zafer Mutlu "Ya bizi ya da Turgut Özal'ı seçeceksin," diyerek karşıladı beni. Ben de "Tabii ki Özal'ı seçiyorum," dedim ve SABAH'tan ilk kez böyle ayrıldım. Bir gün sonraki SABAH'ın ilk sayfasında "Mehmet Barlas'la yolumuzu ayırdık," diye bir haber ve iç sayfada da benim okurlarıma veda yazım vardı.

İKİNCİ BERABERLİK
SABAH'la ikinci beraberliğim Özal'ın ölümü ertesinde 1993'ün mayıs ayında başladı. Hürriyet'te yazıyordum, ama çeşitli nedenlerle mutsuzdum. O sırada Dinç Bilgin'den çok iyi şartlar içeren bir teklif geldi. Hem SABAH'ta yazmamı hem de yeni kurulan atv'de yorumculuk yapmamı istiyordu. Kabul ettim ve Hürriyet'ten istifa edip SABAH'a geri döndüm. Benim için keyifli, meslek açısından heyecanlarla dolu bir dönemdi bu. Ama bu defa da üzerimize 28 Şubat post-modern darbesi geldi. O güne kadar sivilliğin, demokratlığın ve değişimin bayraktarlığını yapan SABAH'ta çok yoğun biçimde Ankara'nın militarist rüzgârları esmeye başlamıştı. Ve 1997'nin eylül ayında bir kez daha ayurıldık SABAH'la... Bir gün hem benim hem de o sırada Yeni Yüzyıl'da yazan eşim Canan Barlas'ın yazıları bir talimatla kesildi. Ankara'da birileri bizi istememiş ve SABAH yönetimi de bu kararı icra etmişti.

BİR AYRILIK DAHA
Benim Yeni Şafak'ta geçirdiğim o dönemde SABAH-Etibank serüveninin ve Dinç Bilgin'in dramının sahnesi oldu. Derken SABAH'a üçüncü geri dönüşüme geldi sıra. Gazete satılmıştı. Yeni sahibi Turgay Ciner'in beni gazetede görmek istediğini Ergun Babahan bana bildirdi. Böylece altı aydır yazdığım Akşam'a veda edip yeniden SABAH'ta yazmaya başladım. Babahan'dan sonra yayın yönetmeni olan Fatih Altaylı'nın isteği üzerine köşe yazımın başlığı da 'Gözlem'den 'Başyazı'ya değiştirildi. Böylece yeniden güzel günlerin geldiğini sanarak mesleki yaşamımızı sürdürürken, bir pazar günü SABAH'a TMSF el koyup, Turgay Ciner'den aldı. İki hafta sonra da istifa ettim SABAH'tan. Bunca yıldan sonra kamu mülkiyetindeki bir gazetede memur-gazeteci olmak istememiştim. İki yıla yakın Aydın Doğan'a ait Posta'da yazdım. Sonra Posta'ya veda etmenin zamanı da geldi, Çünkü SABAH yine özel sektör patronajına geçmişti ve yeni sahip olan Ahmet Çalık benim SABAH'a geri dönmemi istiyordu. Böylece dördüncü kez SABAH'a döndüm. 2008'in mart ayından beridir yazılarımı yine SABAH'ta yazıyorum. "Gazete ile gazetecinin birliktelikleri evliliğe mi yoksa ortaklığa mı benzer?'' sorusuna cevap vermek kolay değildir. Benim bu gazeteden üç kez ayrılıp dört kez geri döndüğüme bakarak, bu soruya asla nihai doğruyu oluşturacak cevabı veremezsiniz. Kestirme yoldan gidip "Bu doğrudan bir işçi-işveren birlikteliğidir," diyemezsiniz. Çünkü gazete ne tam bir sınai üründür ne de sadece fikir ürünüdür. Konvansiyonel bir endüstri işletmesinde ne varsa, bunlar gazetelerde de vardır. Makineler, hammaddeyi oluşturan kâğıt ve boya, müşteriye ulaşımı sağlayan satış ve dağıtım örgütü, vb. Ama ekmek ve bazı besin maddeleri dışında, hiçbir endüstri tesisi üretildiği anda bayatlayan bir ürün üzerinde varlığını inşa etmez.

MÜREKKEBİN İÇERİĞİ
Gazeteci de bu açıdan üretiminin ömrü 24 saat bile olmayan bir emekçidir. Günaydın'da çalıştığım dönemde Haldun Simavi "En başarılı basın patronu kâğıdı mürekkeple en ucuza boyayan ve en yüksek fiyatla satan kişidir," demişti. İşte gazetede işin sırrı Haldun Simavi'nin 'Mürekkep' diye tanımladığı o fiktif maddede gizlidir. O mürekkep haberdir, fotoğraftır, yorumdur, dizidir. Beni SABAH'a çeken şey işte bu mürekkebin özgür kullanıldığı ortam olmasıdır. Zaten bu özgürlük sallanmaya başladığı zaman da yollarımız ayrılmıştır. Gazetenin kurucusu ve eski sahibi Dinç Bilgin verdiği sayısız demeçte, SABAH'ın raydan çıkışının çok acı gerçeklerini, ciddi özeleştirilere dayayarak anlattı. Unutmayalım ki bu gazete son 10 yılda defalarca sahip değiştirdi.

DEĞİŞMEYEN İLKELER
Ama okurlarımız bizim temel değerlerimizin aynı kaldığını gözlemledi ve SABAH hiç sarsılmadan yoluna devam ediyor. Çokseslilik ve özgürlük değişmeyen ilkelerimiz. Ben bu açıdan baktığımda gazete ile gazeteci ilişkisini ortaklığa benzetiyorum. Gazete veya gazetenin sahibi sermayesini, girişim gücünü koyuyor bu ortaklığa. Gazeteci de bilgisini, mesleki birikimini koyuyor... Tabii ki sermayesiz olamaz bir gazete. Ama gazetecisiz hiç olamaz. Bir üçüncü vazgeçilmez de 'okuyucu'dur. İleride Türk basın tarihi yeniden yazılırken 'SABAH Vakası' enine boyuna ve derinine ele alınacaktır. Ben aynı gazetenin değişik dönemleri ve değişik patronajları yaşarken çalışanlarının gazeteyi nasıl ayakta tuttuklarının bu konudaki en çarpıcı nokta olduğunu düşünüyorum.

BİZE ULAŞIN