Diktatörlüğe sürüklenmekten korktular

İhtilalin lideri Cemal Gürsel, istifanın eşiğine gelen Bakanlar Kurulu'nun beklemesini istedi. Korkusu radikallerin boşluğu doldurmasıydı

Cumartesi 11.09.2010
ABONE OL
İsmet Paşa'dan Menderes'in eşine: Çılgın gibiler, hiçbiri söz dinlemiyor
15 Eylül sabahı Menderes'in eşi Berin Hanım gazeteleri görür görmez ayağa fırladı. "Gidilecek tek yer var. O da İsmet Paşa" dedi. 11 yaşındaki küçük oğlu Aydın'ı da yanına alarak Pembe Köşk'ün kapısını çaldı. Mevhibe Hanım açtı kapıyı. Paşa salonda bekliyordu. Berin Hanım'ı görünce ayağa kalktı, "Çok üzgünüm" dedi. Berin Hanım'ın kaybedecek vakti yoktu: "Her şeyi biliyorsunuz. Siyaset ayrı ama Adnan'ı da tanırsınız" diye söze girdi. İsmet Paşa "Haklısınız Hanımefendi. Uğraşıyorum. Ama maalesef çılgın vaziyetteler. Hiçbiri söz dinlemiyor" diye yakındı. Gerçekten de Türkiye artık dönüşü olmayan bir yola girmişti...

Aynı akşam Bakanlar Kurulu toplantısında tansiyon çok yüksekti. Bazı bakanlar idamlara şiddetle karşı çıkıyordu. Bunların başında Maliye Bakanı Kemal Kurdaş ile Adalet Bakanı Kemal Türkoğlu vardı. [1] Maliye Müfettişi kökenli olan Kurdaş darbe olduğu zaman IMF'de çalışıyordu. 27 Mayısçılar, onu ekonomiyi bataktan kurtarması için acelacele çağırmıştı. 4 yıldır çalıştığı IMF'yi bırakıp geri dönmüş, 1961 Anayasası'nı hazırlayan Kurucu Meclis'te de görev yapmıştı. Yani darbeden sonra Türkiye'deki anayasal ve ekonomik düzenin mimarlarından biriydi. Ama bir ülkenin başbakanıyla, dışişleri ve maliye bakanını idam etmesinin nasıl bir deprem yaratacağının bilincindeydi. Türkoğlu ise Ankara Hukuk'u bitirdikten sonra Berlin ve İsviçre'de siyaset doktorası yapmıştı. Yassıada duruşmaları sürerken, bakan olmuştu. O da idamların nasıl bir leke olacağının farkındaydı. Hatta idamları durdurmak için Bakanlar Kurulu'nun topluca istifasını bile tartıştılar o gece. Sonra "korkup" vazgeçtiler. Neden mi? Tarihe ışık tutmaya devam edelim...


16 Eylül sabahı... ABD Büyükelçisi'nin Çankaya sırtlarındaki konutuna dönelim. Berin Hanım'ın, İsmet Paşa'yla görüşmesinden ne Dışişleri Bakanı Selim Sarper'in haberi vardı, ne de Amerikan Büyükelçisi Raymond Hare'ın. Ama herkesin çabası aynıydı. Milli Birlik Komitesi'nin toplanmasına 2 saat kalmıştı. Yassıada'dan idam kararları çıkacağının anlaşılmasından beri, dünya liderlerinden "Asmayın" diye mesajlar yağıyordu. Sarper, Bakanlar Kurulu ve Milli Birlik Komitesi arasında mekik dokuyordu... O gece birkaç saatten fazla uyuyamamıştı. ABD Büyükelçisi'ni aradığında oldukça karamsardı. Hare, "Tablo karamsar ama yine de ne yapabiliriz?" diye sordu. Sarper'in cevabı hiç de umut verici değildi. ABD Büyükelçisi'nin 16 Eylül 1961'de, Başkan Kennedy'ye elden verilmek üzere Washington'a gönderdiği mesajdan okumaya devam edelim: "Sarper, eğer bütün sanıklar affedilirse, çok ciddi muhalefetle karşılaşılabileceğini söyledi. Hatta Yassıada'daki gardiyanların bile yönetimi ele geçirme riskinin olduğunu bildirdi. Diğer yandan af çıkartılması için siyasi liderlerden, yabancı ülkelerin hükümetlerinden, özellikle de Amerikan yönetiminden ve hatta bizzat Bakanlar Kurulu içinden bile çok ağır baskı var. Milli Birlik Komitesi tüm bu baskılara bir yere kadar direnebilir. Ama çok fazla da direnemez. Zaten baskılar karşısında 11 İdam cezasını hafiflettiler. Sarper, Komite'nin dört idam cezasını onaylamasına rağmen, yasalarının aksine Bayar'ın idam cezasını müebette hapse çevirerek soylu bir davranış gösterdiği kanısında." [2] '

KENNEDY HER ŞEYİ YAPTIĞIMIZI BİLSİN'

Sarper'in anlattıkları Raymond Hare'ı şaşırtmıştı doğrusu. Yassıada nasıl bir yerdi ki, gardiyanların yönetime el koymasından korkuyordu? Sarper, bir an duraksayınca Hare "Ölüm cezaları uygulandı mı?" diye sordu. Bakan, "Tahmin ediyorum infaz edildi ama kesin bilgim yok" dedi. Belli ki, ikisi de henüz gazeteleri görmemişti. Ya da Sarper görmüştü de bir şey söylemek istemiyordu. Halbuki o sabah gazeteler Zorlu ve Polatkan'ın idam edildiğini manşetten veriyordu. Aslında Sarper'in sabah erken saatlerde Amerikan Büyükelçisi'ni aramasının esas nedeni Cemal Gürsel'in Kennedy'ye mesajını iletmekti. Mesajın gelişinin üstünden 12 saat geçmişti. Ve Gürsel alelacele, Başkan'a cevap veriyordu. Yine ABD Büyükelçisi Hare'ın 16 Eylül'deki gizli mesajından aktarayım: "Sarper biraz önce Gürsel'in yanından geldiğini söyledi. Gürsel ondan derhal beni aramasını istemiş. Başkan Kennedy'ye her türlü çabayı gösterdiğini ve en az hasarla en iyi sonucu almak için elinden geleni yaptığını da aktarmasını istemiş."

İSTİFA ETMEKTEN NEDEN KORKTULAR?

Yeniden 16 Eylül'de kapalı kapılar ardında yaşananlara bakalım. Bakanlar Kurulu'ndaki havayı, ABD Büyükelçisi Hare'ın, Kennedy'ye gönderdiği gizli mesajdan okuyalım: "Sarper mevcut durum karşısında Bakanlar Kurulu'nun istifa noktasına geldiğini söyledi. Anlattıklarına göre, önceki gece güçlü eğilim istifa yönündeymiş. Ancak Gürsel, bakanlardan ertesi sabahki toplantıya kadar kararlarını dondurup dinlenmelerini istemiş. Gürsel'in hissi o ki, İnönü ve diğer parti liderleri de Bakanlar Kurulu'nun istifa etmesini istemiyor. Çünkü böyle bir gelişme halinde radikaller boşluğu doldurup seçimleri erteleyebilirler ve diktatörlüğe gidebilirler. Bundan kaygı duyuluyor." [3] Sarper ordunun geleceğiyle ilgili de kaygılıydı o gün. Hare mesajında, Sarper'in kaygısını şöyle aktarıyordu Başkan Kennedy'ye: "Sarper'e göre, Türk halkı seçimlerin yapılmasını destekleyerek olgunluk gösterdi. Orduya gelince az ya da çok tatmin olmuş görünüyor. Sarper, "Ordunun önceki rejimden şiddetle nefret ettiğini tekrarlamakta bir fayda görmüyorum" dedi. Ama Türk ordusunun esas görevine dönmesinin de zor olacağını söylüyor." [4]