Diyarbakır Cezaevi'yle yüzleşme vakti geldi!

12 Eylül'de zulümlerin en acısının yaşandığı Diyarbakır Cezaevi'nde işkence görenler o günleri ilk kez düzenlenen sempozyumda anlatacak. 25-26 Eylül'de Diyarbakır'da yapılacak sempozyuma, hukukçular, adli tıpçılar, akademisyenler de katılacak. Buradan çıkacak sonuca göre, yeni yasaların ışığında dava açılması için düğmeye basılacak

Perşembe 23.09.2010
Son Güncelleme: Perşembe 23.09.2010
ABONE OL
Diyarbakır Cezaevi denince akla, 12 Eylül döneminde yaşanan zulmün katmerlisi geliyor. Çünkü, 'Dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi' arasında yer alan Diyarbakır Cezaevi, 1981 ve 1984 arasında 34 kişiye mezar oldu. Kendini yakarak intihar edenlerin yanı sıra onlarca kişi de gördüğü işkenceden ruhen ve fiziken sakat kaldı. Şimdi Türkiye, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da kapatılmasını istediği Diyarbakır Cezaevi gerçeği ile yüzleşmeye hazırlanıyor. 25-26 Eylül'de, Diyarbakır'da düzenlenecek sempozyumda, cezaevinde işkence görenler söz alacak ve yaşadıkları kabusu anlatacak. Sempozyumu, çeşitli meslek gruplarından 50 kişinin, 2 yıl önce kurduğu Diyarbakır Cezaevi Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu düzenliyor. Komisyon üyelerinden biri de 78'liler Vakfı'ndan Nimet Tanrıkulu... Çalışmalarını özetleyen Tanrıkulu, "Bu cezaevinde 7 bin kişinin yattığı söyleniyor. Komisyonumuz bunların yüzde 10'uyla konuştu. 465 kişi, orada neler yaşadığını anlattı. Bunları belgesel haline getirdik. Şimdi bu sempozyumda onlar konuşacak. Gerçekleri anlatacak. Raporlar sunulacak. Ve bundan sonra Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili izleyeceğimiz yol haritası ortaya çıkacak" diyor.

YAŞAYANLAR KONUŞACAK

Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da, komisyon üyesi olarak Urfa ve Mardin bölgesinde cezaevinin 40 tanığıyla yüz yüze görüşmeler yaptığını anlatarak, şunları söylüyor: "Sempozyumda Diyarbakır gerçeğini yaşayanlar konuşacak. Ardından onlarla değişik alanlarla görüşmeler yapan 15 profesyonel izlenimlerini anlatacak. İnsan hakları savunucuları, kendi tanıklıklarını aktaracak. Orada ne yaşandı? Geleceğe dönük neler yapılabilir? Bu insanlar için, onarıcı adelet noktasında hangi adımlar atılacak? Bunlar anlatılacak" dedi.

KİMLİĞİ KIRMAK İÇİN İŞKENCE

Fincancı, Urfa ve Mardin bölgesinde yaptığı görüşmeleri şöyle aktarıyor: "Çok ciddi etnik ayrımcılık, bir etnik kimliği yok etmeye yönelik eylem görüyorsunuz. Her işkence buna yönelik yapılmış. Sindirmeye, baskılamaya yönelik yapılmış. Bu insanlar genç. Anne babaları görüşe geliyor, Türkçe bilmiyor. Kürtçe konuşmalarına izin verilmediği için bir söz söyleseler işkence görüyorlar. Konuşamıyorlar. Bu anlattıklarım burada yaşananların sadece minik bir parçası. Ama çok önemli bir parçası. Fiziksel işkence amacını gösteren bir yöntem. Dövülmesi, ırza geçilmesi, aç bırakılması, sussuz bırakılması, kimliklerini kırmaya yönelik." Fincancı, sempozyumdan sonra tanıkların ifadeleriyle belki de dava açma yoluna gideceklerini söyleyerek, "Hukukçu arkadaşlar planlıyor. Zaman aşımı ifadesi var. Ancak, insanlığa karşı suçlar kapsamında zaman aşımı kavramı yok. Eknik ayrımcılık da insanlığa karşı suçlar arasında yer alıyor. Hukuki süreç başlatılabilir. Önce iç hukuk yollarını tüketeceksin. Sonra uluslararası bir mahkeme oluşturabilir. Kamu vicdanında da yargılama yapılabilir. Yargı organları aracılığıyla süreç işletmediğinde sivil, uluslararası mahkemeler kurulabilir" diyor.