Ege için 48'inci adım

Türkiye ile Yunanistan arasında, 2000 yılından beri, başta Ege olmak üzere anlaşmazlık konularının ele alındığı istikşafı (keşif amaçlı) görüşmelerin 48'incisi, yarın Yunanistan'ın başkenti Atina'da gerçekleşiyor. İki ülke Dışişleri Bakanlığı'na bağlı üst düzey bürokratların yürüttüğü temaslar, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın mayısta yaptığı ziyaretin ardından hız kazanmıştı. Temasların 47'ncisi Bodrum'da ekimde gerçekleşmişti. Görüşmelerin içeriğinin gizli tutulması konusunda ise en başta ilke kararı alınmıştı.

  1. Haberler
  2. Gündem
Pazartesi 06.12.2010 ABONE OL
ANKARA PERSPEKTİFİ
Ne onunla, ne de onsuz... Bu söz Türkiye ve Yunanistan için söylenmiş olsa gerek. Onlarınki bitmeyen bir aşk... Birlikte açıldılar Ege'nin serin sularında. Sirtaki yapıp, harmandalı oynadılar. Sofrayı hazırladıklarında ise ana yemek hiç değişmedi. İlla ki çipura yediler... İlk tartışma da böyle başladı aslında. Yunanlı ve Türk balıkçılar Ege'ye açıldığında. Attıkları ağlar birbirine karıştığında ekmek kavgasıydı onların mücadelesi... Sonunda devreye 'diğerleri' girdi. Balıkçıların tutuklanmasının sonu gelmedi. Sorunlarını Ege'nin iki yanındaki akrabalar da pekiştirdi. Bir yanda İstanbul Rumları ve Patrikhane diğer yanda Batı Trakya Türkleri ve müftüler vardı. Dinlerini, kültürlerini yaşamak istiyorlardı ama farklı tınıları seçiyorlardı.

SORUN TANIMLARI FARKLI
İşte böyle bir ortamda esti yeniden umut rüzgârı Ege'de... Tarih 8 Mayıs 1959'u gösteriyordu. Dönemin Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis, Dışişleri Bakanı Averof ile birlikte Başbakan Adnan Menderes'in konuğu olarak Ankara'ya geldiğinde iki ülke arasında Kıbrıs sorunu yoktu. Şubat-1959'daki Zürih Anlaşması'yla Kıbrıs Cumhuriyeti için ilk adım atılmıştı. Menderes ve Karamanlis arasında bahar havası yaşanıyordu. Çözecekleri en temel sorun balıkçıların kavgasını önlemekti. İki lider kısa sürede tekrar buluşmak üzere ayrıldı. Bu esintiyi bozansa, Menderes'i idam eden zihniyet oldu. İşte bu tarihten sonra yarım asır sürdü bir Başbakanı yeniden Ankara'da ağırlamak. Ama artık sorunlar beşe katlanmıştı bile. Ege'de işler iyice karmaşıklaşmış, Yunanistan, "Sadece kıta sahanlığı sorunu var" derken, Türkiye, "Hava sahası, karasuları, adaların silahlanması, FIR hattı ve bir de ihtilaflı bölgeler var" diyordu. Yunanistan'daki askeri rejim, 15 Temmuz 1974'te Enosis taraftarı olarak bilinen EOKA'cı Nikos Sampson önderliğinde Makarios'u devirip Kıbrıs'ta Türkleri temizleme hareketine geçti. Bunu Barış Harekâtı izledi. Artık ada bölünmüştü...

BARUT KOKUSU EKSİLMEDİ

Ege'de barut kokusu eksilmedi. Kimi zaman umursamadıkları bir Kardak Adası için savaşın eşiğine geldi. Sorunlara önce ASALA, sonra PKK da eklendi. Yunanistan, 1995'te Ege'de karasularını 12 mile çıkarttığında, TBMM'nin 'savaş nedeni' (casus belli) kararı geldi. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Ege'de Barış Süreci'ni başlatmak için adım attığında iki ülkenin flörtü hemen başlamadı. Barış çabası sırasında Türkiye, 1999 Marmara depremi ile sarsıldı. Ve yanında Yunanistan'ı buldu. Yıllardır unutulan Ege tadları yeniden keşfedildi, acıyla birlikte. Bugünkü Yunanistan Başbakanı Papandreu, 2000'de Dışişleri Bakanı'ydı. Türk muhatabı da rahmetli İsmail Cem... İki bakan, Ege'ye birlikte açıldı. Kuşadası'nda rakı içtiler, Sisam'da sirtaki yaptılar. Mönü ise aynıydı. Çipuradan vazgeçen olmadı. Yarın 48'incisi yapılacak istikşafı görüşmelerin seyri ise şöyle oldu:
BİRİNCİ EVRE: Ege'deki Güven Artırıcı Önlem arayışını, 2002'de iki ülke bakanlarının istikşafı (keşif nitelikli) görüşmelere başlaması kararı izledi. Türk ve Yunan Dışişleri Müsteşarları 2002-2004 arasında 27 defa buluştu.
İKİNCİ EVRE: Yunanistan'da Karamanlis'in iktidara oturması görüşmelerin hızını da kesti. İlk başlarda ayda bir Atina ve Ankara'da görüşmeler gerçekleşirken müsteşarlar sadece 19 defa buluşabildi.
ÜÇÜNCÜ EVRE:
Papandreu'nun iktidarı üstlenmesiyle birlikte istikşafi görüşmeler yeniden canlandı. Teknokratlar zihin jimnastiklerini farklı seçenekleri de içerecek şekilde tamamladı. Artık adım atılması için siyasi irade gerekiyordu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Yunan mevkidaşı Dimitri Druças ile birlikte bu adımı atmaya söz verdi. Ancak o adım hâlâ atılmadı.
SON EVRE: Bir türlü geçilemedi. Taraflar 47 görüşme yapıp Ege'ye yönelik farklı formülasyonları ele aldı. Bu görüşmelerde henüz 'al-ver' dönemi başlamadı. İki ülke dışişleri bakanları henüz pazarlığa oturmadı. Ege'nin iki yakasında kopan fırtınayı duyan, bilen olmadı. Çünkü gizliydi! Gizlilik, görüşmelerin sürmesi için alınan ilk karardı.

KOMŞU ARTIK 'TEHDİT' DEĞİL

Türk ve Yunanlı bakanlar ortak kabine toplantısında buluşup Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi oluşturulduğunda bu adım, geç kalmış bir hayal gibiydi. Bu adımı Türkiye'nin yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yakın komşularını 'tehdit' olarak tanımlamaktan vazgeçip, komşularla ortalık için koyduğu bakış izledi. Ancak Yunanistan için öncelikler çoktan değişmişti. En büyük korku artık Türkiye değil, ekonomik darboğazdı. Bugün artık Ege sorunları, Kıbrıs sürecine paralel gidiyor. Kıbrıs'taki müzakerelerin mutabakatla sonuçlanması halinde bunun Ege'ye de olumlu yansıması bekleniyor. Ancak AB ile Türkiye arasında adeta duraksama dönemine giren müzakereler, Ege'de özlenen barışı geciktiriyor. Bir sonraki randevu için tarihler çoktan verildi. Yunanistan Başbakanı Papandreu ocak ayında Türkiye'ye gelecek. Ve heyetler ne konuşursa konuşsun yemekte yine çipura olacak...

ATİNA PERSPEKTİFİ
Türk-Yunan ilişkilerinin, gelmiş geçmiş bütün Yunan hükümetlerinin, siyasi partilerin ve Yunan basınının vazgeçilmez konusu olduğu bir gerçek. Öyle ki, Yunanistan'da Türk- Yunan ilişkileri ve Kıbrıs sorunundan başka Türkiye'nin iç siyasetindeki gelişmeler de yakından izleniyor. Durum böyle olunca, Türk ve Yunan Dışişleri bakanlıkları arasında sürdürülen istikşafı görüşmelerde neler olup bittiğine yönelik büyük bir merak var. Ancak Türk ve Yunan yetkililer, mutabakat sağlanana kadar, görüşmelerle ilgili bilgi vermemek konusunda anlaştı. 1974 Kıbrıs harekâtıyla raftan indirilerek Türk-Yunan ilişkilerini daha da karmaşık hale getiren Ege anlaşmazlıkları dosyası son 35 yılda oldukça kabarık hale geldi. 1974'e kadar sadece balıkçılık sınırlarının belirlenmesi gibi masum bir ihtilaftan oluşan Ege sorunu şimdilerde hava sahası, adaların karasuları, kıta sahanlıklarının belirlenmesi, adacık hatta kayacıkların kimlikleri, petrol ve doğalgaz arama ve sondaj haklarının kime ait olduğu gibi birçok başlık içeriyor.

KARA SULARI İÇİN FORMÜL

Türk-Yunan ilişkileri 1999'da yaşanan deprem felaketlerinden sonra düzelme yoluna girince, Yunanistan Türkiye'nin AB'ye tam üyelik yolunu açtı. Buna, o dönemin Yunanistan Dışişleri Bakanı ve bugünkü Başbakanı Yorgo Papandreu öncülük etti. Fakat Yunan parlamentosunun, ülkenin 1982'de imzaladığı Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne dayanarak kara sularını 12 mile uzatma hakkını 1995'te onaylaması; aynı yıl, Türkiye'nin bunu "casus belli" yani savaş nedeni kabul edeceği ile ilgili kararının TBMM tarafından onaylanmasına neden oldu. Üzerinde çalışılan bir formüle göre, Yunanistan, kendi kara sularını 12 mile çıkartma hakkını Türk kıyılarına yakın olan Ege'nin doğusunda değil batıda, Girit adasının güneyinde ya da İyon Denizi gibi Türk kıyılarından uzak bölgelerde kullanacak. Bunun sonucunda Yunanistan "12 mil hakkını kullanmış" ve Türkiye bunu bir "savaş nedeni" olarak görmekten vazgeçmiş olacak. Böyle bir denklemin içinde doğal olarak Yunanistan'ın Ege adaları üzerinden geçtiğini kabul ettiği, ancak Türkiye ve NATO'nun kabul etmediği 10 millik hava sahası da adaların kara sularına göre eşitlenmiş olacak ki bu da "it dalaşlarının" sonunu getirecek. Basına sızan bilgiler, büyük olasılıkla her iki ülkenin kamuoyunu hazırlamaya çalıştığı izlenimini doğuruyor. Bu konudaki görüşlerini aldığımız Yunan yetkililer, "Evet, bir ilerleme var ancak Ege'deki anlaşmazlıklar karmaşık ve birbirleriyle iç içe geçmiş olduğundan görüşmeler tamamlanmadan hiç bir açıklama yapmamaya kararlıyız" diyor.

İŞBİRLİĞİNE ENGEL 4 FAKTÖR
Geçen hafta Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu, aşırı milliyetçi LAOS partisi Başkanı Yorgo Karacaferis'in Ege konusunda Türkiye ile gizli diplomasi yürütüldüğüne dönük soru önergesini yanıtlarken, Türkiye ile her alanda işbirliği yapmayı arzu ettiğini ancak önce Ege'deki kıta sahanlığının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Papandreu da Türkiye ile niçin henüz işbirliği yapılamadığı gerekçelerini şöyle sıraladı: 1- 'Savaş nedeni' tehdidini henüz kaldırmış değil. 2- Yunan egemenlik hakları savaş uçakları tarafından ihlal ediliyor. 3- Türkiye deniz hukuku anlaşmasını kabul etmiyor. 4- Ege'deki kıta sahanlığı henüz belirlenmiş değil. "İç içe geçen" birçok konunun arasında bir de kıta sahanlığının belirlenmesi var. Yunan tarafında, adaların kıta sahanlıklarının belirlenmesiyle Ege anlaşmazlıklarının otomatik çözüleceği görüşü hâkim. Gel gelelim, Türk tarafı adaların kıta sahanlıklarının varlığını kabul eden 1952 Cenevre Anlaşması'nı imzalamadığı için bunu kabul etmiyor. Ege kıta sahanlığının şu veya bu şekilde belirlenmesi halinde, Türkiye ve Yunanistan'ın, 1987'deki Ege krizinden bu yana petrol veya doğalgaz aramak için kara sularının 6 mil dışına çıkmasını önleyen engeller kalkmış olacak. Belki de petrol arama ve sondaj işlemlerinde işbirliği olanağı doğacak.

DROUTSAS'IN ÇÖZÜM ÖNERİSİ

Bu arada Yunan Dışişleri Bakanı Dimitri Droutsas'ın önceki gün Brüksel'de yaptığı bir açıklama bazı çevrelerde şaşkınlık yarattı. Droutsas, Türkiye'nin Kıbrıs Rum bandıralı gemilere ve uçaklara limanlarını açmadığını, bu nedenle hemen hemen bütün müzakere başlıklarının bloke olduğunu ve AB müzakerelerinin gelecek yıl haziran ayında donacağını açıkladı. Droutsas bunu önlemek amacıyla AB-Türkiye arasında bir zirve önerdi. Papandreu ise AB ile Türkiye arasında yeni bir zirveden yana olduğunu vurguladı, Türkiye'deki genel seçimlerden sonra kurulacak hükümetin, AB yükümlülüklerini karşılama konusunda elinin rahatlayacağını savundu.

BUGÜN NELER OLDU