Model Türkiye ama yeni anayasa laik olmayacak

Tunus'ta Arap baharı sonrası kurulan hükümetin genç Dışişleri Bakanı Refik Abdüsselam, "Biz ne şeriat ne de laiklik istiyoruz. Devlet tarafsız olmalı. Ne dini ne de laikliği zorla uygulamalı. Devletin görevi vatandaşların özgürlüklerini korumaktır" dedi

Ennahda'nın doğal zaferi
Tunus'ta 23 Ekim sonrası siyasi tabloya baktığımda, Mısır'daki gibi laik-demokratların dağınık olduğunu gördüm. Seçimlerde siyasi parti enflasyonu yaşandı. 100 parti katıldı ve 17'si Meclis'e girdi. Laik-demokratların dağınıklığı karşısında Ennahda doğal bir zafer kazandı. 1989'da da seçimlere katılıp yüzde 15 oranında oy aldıkları için Bin Ali kaçtıktan sonra süratle organize oldular. Ayrıca halkın gözünde de diktatörlüğe laiklerden daha fazla direnen hareketti. Ennahda'nın zaferindeki diğer önemli bir faktör de kaynağına ilişkin soru işaretleri olan parasal gücüydü. Seçmenlerin yüzde 52'sinin sandığa gitmeyişi Ennahda'yı daha da avantajlı bir konuma oturttu. İslamistler sandığa giden 2,5 milyon seçmenin 1,5 milyonunun oyunu rahatlıkla toplayıp Meclis'teki 178 sandalyeden 89'unu kazandı. Tunus'a, 20 yıl önce Yaser Arafat'ın dünyadan sakladığı genç ve güzel karısıyla ilk röportajı yapmak için gitmiştim. Arafat'ın Beyrut'tan sürüldüğü günlerdi. Arafat'a kapılarını açan Arap ülkesinin lideri Bin Ali'ydi. Arafat'ın ölümünden sonraysa eşi Suha Arafat'a bir kez daha kapılarını açan yine Bin Ali oldu. Suha ile Leyla çok yakın arkadaştı. Hatta Suha,10 milyon dolar yatırıp Leyla Bin Ali ile birlikte bir okul açtı. Ama kısa sürede kavga ettiler ve Leyla 10 milyon dolara el koyup Arafat ile kızını Tunus'tan attı. Bin Ali ile karısına gelince, Bin Ali en son Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin cenazesinde görüldü ama yanında Leyla yoktu. Çünkü kocasını terk edip Birleşik Arap Emirliklerine yerleşmişti. İslamistleri yıllarca hapislerde süründüren Bin Ali şeriatın kalesi sayılan Suudi Arabistan'a nasıl sığındı derseniz, yine Amerikan parmağı var sanki. Anlatılanlara göre, Bin Ali önce Mısır'a kaçtı. Kalamayacağını anlayınca ABD'den yardım istedi ve Washington devreye girip Kralı ikna etti. Kısacası diktatörlerin domino taşları gibi devrildiği ülkelerde yeni bir dünya kurulmaya başlandı ama bölgedeki eski oyuncular da sahnedeki yerini koruyor.

Arap dünyasındaki siyasal İslam'ın birkaç modeli var. Suudi Arabistan'da, sınırlı yumuşama gösterse bile 'katı şeriat' modeli. Katar da şeriata dayanıyor ama Emirin karısı Şeyha Mozah ile daha ılımlı bir imaj çizmeye başladı. Ancak Arap baharıyla birlikte ikisinden de ayrılan demokratik İslam modeli ortaya çıktı. Modelin lideri ise Raşid Gannuşi. Yani 24 yıl sürgünde kaldıktan sonra binlerce Tunuslu'nun "Allahü Ekber" sesleriyle karşıladığı İslami Hareket'in efsanevi lideri. Gannuşi sadece Tunus'un değil Arap baharının da kilit isimlerden biri oldu. Çünkü siyasal İslam'ın fikir babalarından biri olarak biliniyor. Gannuşi, Kahire Üniversitesi'nden ziraat mühendisi olarak çıktıktan sonra Şam'da felsefe okuduğu yıllarda Atatürk devrimlerini model alan Burgiba'ya karşı bayrak açtı. Gannuşi, ilk seçimde gücünü kanıtladı ama ne Cumhurbaşkanlığı istedi ne de Meclis Başkanlığı. Ruhani lider olarak kalmayı tercih etti. Hareketini İran devrimiyle de ayırdı. Hatta "Humeyni değilim" dedi. Tunus'a gittiğimde ülke dışında olduğu için ideolojisini Gannuşi'den dinleyemedim. Ama Gannuşi'ye yakın iki isim var. İlki 11 yıl hücrede kalan 63 yaşındaki Enerji Mühendisi Başbakan Hamadi Jebali, diğeriyse 43 yaşındaki damadı Refik Abdüsselam. Yeni hükümette Dışişleri Bakanı olan Abdüsselam, Gannuşi ile birlikte 16 yıl sürgünde kaldığı yıllarda kızıyla uluslar arası ilişkiler okurken tanışıp evlendi. "Din, laiklik ve demokrasi", "Sert ve yumuşak güç arasında kalan ABD" ve "İslami Reformlar ve çağdaşlık" başlıklı kitapları var. Abdesselam ayaklanmalar başladığı zaman El Cezire'nin Araştırma Bölüm Başkanı idi. Abdüsselam'la Dışişleri Bakanlığı'ndaki odasında bir saat konuştum. Hem de Fransız ve Alman Dışişleri bakanlarının Tunus'ta olduğu gün. Ne sorarsam sorayım yüzündeki gülümseme de hiç bozulmadı. Sanki tüm dünyayı ikna etmeye çalışıyor gibiydi.

FIS - ENNAHDA FARKI

Sohbetimize "Cezayir'de de sandıkta çıkış yapan İslami FIS partisi ve Ennahda aynı ideolojiyi mi paylaşıyor?" sorusuyla başladım. Abdüsselam "Ennahda FIS'ten farklı. Cezayir'deki durum da tümüyle farklıydı" diye anlatmaya başladı: "FIS de tek partinin tekeline ve sosyalist devletin başarısızlığına tepkiydi. Bizde de halk Bin Ali'den nefret etti. Ezilmeye karşı çıktı ama Ennahda hem yoksul halktan hem de orta sınıftan destek aldı. Halk, siyasi programına güvendi. Kendisine yakın yeni bir model olarak gördü." "Ama ikisi de İslami idelojiye dayanmadı mı?" diye üstelediğimdeyse Abdüsselam, "İslam faktör oldu ama İslam'ın farklı yorumları var. Ennahda'nın yorumu çok ılımlıdır" diyerek 10 yıl orduyla savaşan FIS'le yollarını "Terörden yana değiliz" dercesine kalın bir çiziyle ayırıp şöyle dedi: "Ganuşi, İslam ve demokrasinin uzlaştırıcı ve barışçı karakterini ısrarla vurgular. Demokrasi yönetim mekanizmasıdır. Güçler arasında kontrol ve dengeyi oluşturan pragmatik (akılcı ) bir sistemdir. Kadın hakları da dahil halkın haklarını koruyan İslam'ın ılımlı bir yorumudur."

'EMPOZE EDENLER BAŞARISIZ'
"İslam büyük bir dindir. Diğer dinler gibi" diyerek konuşmasını sürdüren Ennahda'nın genç lideri "İslamı nasıl yorumladığınız çok önemli. Ya din iyi olur ya da kötü. Ennahda İslamı iyi yorumluyor" diye ekledi. "Peki İslam ve demokrasi nasıl uyum sağlayacak?" sorumaysa Abdüsselam, gülümseyerek şöyle yanıt verdi: "Bence bu stratejiyi Türkiye başlattı. İslam dünyasında laisizm de İslamizasyon da başarısız oldu. Ne laikliği ne de dini, devlet mekanizmalarıyla empoze etmek işlemedi. Din kişiseldir. İnsanlar istediği dini seçerler. İslam'ın iyi yorumu aslında demokratikleşmeye yardım eder. 19'uncu yüzyılın başında da reformist liderler İslam ve demokrasinin uzlaşıcı karekterinde ısrar etti. İslamda Şûra konsepti, siyasi çoğulculuk insan ve kadın hakları gibi. İslamla demokrasi arasında böyle bir bağ var. Demokrasiyi insanların haklarını koruyan pragmatik bir sistem olarak görüyoruz. Demokrasiyi İslami çerçeveye alabiliriz. Türkiye'de başladı. Tunus'ta da yapıyoruz."

'DEVLET TARAFSIZ OLMALI'
"Siz de Türkiye gibi laik Anayasa yapacaksınız" dediğimde ise Abdüsselam "Hayır ne şeriatı ne de laikliği uygulamak istiyoruz" diye yanıtlayarak hedeflerini şöyle açıkladı: "Bence devlet tarafsız olmalı. Ne dini zorla kabul ettirmeye ne de laikliği zorla uygulamaya çalışmalı. Kişisel tercihler kişiye ve toplum gruplarına bırakılmalı. Devletin görevi vatandaşların bireysel ve toplumsal özgürlüklerini korumak, devletin güvenliğini istikrarını ve vatandaşların refahını sağlamaktır. Ben ideolojik devlete inanmıyorum. Ne din adına ne de laiklik adına." "Demokrasiyle laiklik arasında da bir bağ yok" diyen Ennahda'nın genç lideri, demokratik laikliğin de despotik laikliğin de olabileceğini vurguladı. Örnek olarak da Stalinizmi verdi. Ya da yumuşak laik demokrasiye örnek olarak da ABD ve İskandinav ülkelerini gösterdi. Abdüsselam "ABD Anayasası laiktir ama halkın yüzde 50'den fazlası kiliseye gider" dedi. İngiltere'nin ise laik sayılamayacağını, Kraliçe'nin hem devletin hem de kilisenin başı olduğunu ama yine de en demokratik bir ülke olduğuna dikkat çekerek, "Yani iyi laiklik de kötü laiklik de var. Aynen iyi İslam ve kötü İslam olduğu gibi. Hepsi sosyal ve siyasi konsepte ve laikliği ya da dini yorumlamanıza bağlı. Kesin bir model yok. Demokratik, laik, despotik de olabilir. Aynen demokratik olduğunu söyleyen İslam da despotik olabileceği gibi" dedi.

'GÜVEN CE AKT İF SİVİL TOPLUM'
"Peki İslam'ın baskı rejimine dönmesini nasıl engelleyeceksiniz ?" şeklindeki ısrarlı sorum üzerine Abdüsselam şöyle devam etti: "Tunus özel bir model. Anayasa ne dine ne de laikliğe dayanıyor. Güvence aktif sivil toplumdur. Devletle toplum arasında kurulacak dengedir. Tabii demokratik mekanizmaya ihtiyacımız var. Farklı siyasi partiler ve örgütler olacak. Güvence vatandaşların hürriyeti olacak." "Ya kadınların korktuğu gibi İslami kuralları uygulamak için baskı olursa?" dediğimdeyse "Ilımlı olmalıyız" dedi Abdüsselam. Tunus'ta kadının toplumdaki güçlü yerini vurgulamak için parlamentoya ilk kez giren 15 kadın milletvekilini örnek göstererek, "Kadınlar toplumun çok aktif bir parçası. Onlara evde oturun siyasi ya da toplumsal rol oynayamazsınız diyemezsiniz" diye konuştu.

YARIN: BAŞBAKAN ERDOĞAN, İSLAM DÜNYASININ DOĞAL LİDERİ Mİ OLDU?

BİZE ULAŞIN