'Kaddafi iktidar manyağıydı'

Libya'nın yeni lideri Abdülcelil, "Kaddafi'yi devirmek için askeri ve sivil birçok darbe girişimi oldu. Bu kez devrileceğinden emindim. Çünkü bunu Allah istedi. Devrileceğini rüyamda gördüm" dedi

Kaddafi'nin sesi bütün kentte yankılanıyordu
Olaylar hâlâ öylesine canlıydı ki... Sanki, Trablus'un kalbinin attığı dev meydanda Kaddafi'yi dinlediğim geceye döndüm. Osmanlı kalesinin önündeki dev meydan yeşile boyanmıştı. Meydanı saran binalar Kaddafi'nin posterleri ve yeşil bayraklarla süslenmişti. Her yıl olduğu gibi Kaddafi, yine 1969'da Kral İdris'i askeri darbeyle devirdiği 1 Eylül'ün yıl dönümünü kutluyordu. Meydan tıka basa doluydu. "Ya Allah Ya Muammer" sesleriyle inliyordu. Güneş batarken surlarda görünen Kaddafi sağ elini yumruk yapıp kolunu havaya kaldırıyor ve halkı coşturuyordu. Kaddafi o gece konuştu da konuştu. Konuşması bittiğinde gece yarısını çoktan geçmişti. Otele döndüğümde Trablus Kaddafi'nin sessiyle çınlamaya devam ediyordu. Tüm şehre yerleştirdikleri dev hoperlörlerden konuşması yeniden yayınlandı. Ben 24 saat sonra Trablus'tan ayrılırken Kaddafi'nin sesi hâlâ bütün şehirde yankılanmaya devam ediyordu. Aradan yıllar geçti. Kaddafi'nin devrilmesinin ardından yeniden Trablus'da gittim. Bu kez Kaddafi'nin saatlerce konuştuğu surlarının üstüne çıkıp meydana baktığım zaman linç edildiği an gözlerimin önünden geçti. Trablus'ta Kaddafi'nin yağmalanan görkemli karargahına, kaçtığı tünele girdim. Libya'nın kaderini çizecek kilit isimlerle konuştum. Libya dosyasını yeni lideri Mustafa Abdülcelil söyleşimle açıyorum.

Dünya adını Bingazi'de ayaklanma başladığı gün duydu. Ama aslında Amerikan diplomasisi onu 2007'de Adalet Bakanlığı'na atanmasıyla keşfetti. Mustafa Abdülcelil uluslararası insan hakları örgütlerinin ise 2002'de yüksek mahkemeye atanınca dikkatini çekti. İnsan hakları alanında herkezden biraz daha hassas gibiydi. Acımasız rejime karşı ilk ciddi çıkışını ise Ocak 2010'da 300 siyasi muhalifin mahkeme kararı olmadan aylarca hapishanede tutulmasına karşı yaptı. Reformlardan yana olan Kaddafi'nin 39 yaşındaki oğlu Seyfülislam'a yakın olduğu söyleniyordu. Viyana Üniversitesi'nden sonra London School of Economics'de master yapan Seyfülislam da o günlerde Libya'nın Batı'ya açılan yüzüydü. Abdülcelil, Kaddafi ve ailesiyle köprüleri Şubat 2011'de ayaklanmayı kontrol altına almak için gittiği Bingazi'de halka ateş açıldığını görünce Halk Komitesi'nden ilk istifa ederek attı. Kaddafi onu yakalayana 400 bin dolar ödül vaadettti. Aslında Abdülcelil, Arap dünyasının peşinden koştuğu Nasır ya da Saddam gibi karizmatik liderlerden çok farklıydı. Kitleleri arkasından sürükleyecek bir liderden çok, hayatını mahkeme salonlarında geçirip emekliliği için gün sayan yorgun bir hakime benziyordu. Ama herkesi şaşırttı. Uluslararası camiayı ve NATO'yu arkasına alıp Kaddafi'yi devirdi. 59 yaşındaki Abdülcelil'le Trablus'ta karargah olarak kullandığı eski "Devlet Konukevi"nde görüştüm. Mütevazi takım elbisesi ve beyazlaşmış sakalıyla gösterişsiz ama, kafasında yüz tilki dolaşan bir siyasetçi izlenimi verdi bana...

'BU KEZ ALLAH İSTEDİ'
Söyleşimize Kaddafi'nin nasıl 42 yıl devrilemediğini sorarak başladım. Şöyle anlattı: "Aslında Libya'daki değişim 1970'de başladı. Kaddafi'yi devirmek için hem askeri hem de sivil birçok darbe girişimi oldu. İçerde ve dışarıdan. Ama hiçbiri son ayaklanmaya kadar başarılı olamadı. Bu kez devrileceğinden emindim. Çünkü bu kez Allah istedi." "İlk kez ne zaman yolunuzu ayırmak zorunda kalacağınızı düşündünüz?" diye sorduğu Abdülcelil "Ben Adalet Bakanı olduğum zaman bile Kaddafi rejiminin bir parçası değildim" diye itiraz ederek şöyle devam etti: "Ben reformist grubun parçası olarak görülüyordum. Zaten Kaddafi ile sadece iki kez yüzyüze görüşmemin dışında hiç konuşmadım. 2010'daki iki görüşmemde de kendisine bazı bilgiler aktardım. O zaman bazı vatandaşların mallarına el konmuştu. İade ediyorduk. Bazılarına da tazminat ödemek zorundaydık. Hapishanede ölen ya da mahkeme kararı olmadan yıllarca hapiste kalan bazı mahkumlara da tazminat ödüyorduk. Her şeyi Adalet Bakanlığı yürütüyordu. Tazminatın toplamı yaklaşık 2 milyar 700 milyondu."

'RÜYAMDA GÖRMÜŞTÜM'
"Ama Kaddafi rejiminin Adalet Bakanı'ydınız. O zaman hiç bir gün bırakması gerekebileceğini söylemedin i z ? " diye üsteledim. Cevabı çok kısaydı Abdülcelil'in; "La (hayır)." Hep merak etmişimdir; "Hayatı bir suikast korkusuyla geçen ve kendisini Trablus'un göbeğinde bir kaleye hapseden bir diktatör hiç mi devrilebileceğini düşünmez." Yakın ilişkisi olmasa da Abdülcelil'e de merak ettiğim bu soruyu sordum. Yine "La" dedi ve "Çünkü o iktidar manyağıydı" diye ekledi. Verdiği kısa yanıtlardan Kaddafi'yle ilgili çok fazla konuşmak istemediği anlaşılıyordu ama yine de 20 Ekim gününe yani Kaddafi'nin linç edildiği saatlere dönüp "Linç edildiğini duyunca neler hissettiniz?" demekten kendimi alamadım. Abdülcelil bu kez gözlerimin içine bakarak " Rüyamda görmüştüm" deyince şaşırdım. "Ne zaman?" dedim. "Devrimden önce görmüştüm" diye ekledi.

LİNÇ MUAMMASI

O anda televizyonda izlediğin linç sahnesi geldi gözlerimin önüne. Kaddafi'nin linç sahnesini izleyenlerin şoke olduğuna hiç kuşku yok. "Bir hukuk adamı olarak linç sahnesini seyrederken neler hissetmişti acaba? Tutuklanıp uluslararası mahkemede insanlığa karşı işlediği suçlardan yargılanamaz mıydı?" diye sormadan edemedim Abdülcelil'e. Abdülcelil ilk kez biraz farklı bir yorum getirip linç edenlerin devrimciler değil Kaddafi'nin korumaları olabileceğini belirtip şöyle dedi: "Aslında Libya'dan kaçtığını zannediyorduk. Orada yakalanacağını kimse tahmin etmedi. Özellikle Sirte'de. Müttefik uçakları konvoya ateş açtıktan sonra tesadüfen yakalandı. Yakalanınca çok şiddetli çatışma oldu. Nasıl öldürüldüğü anlaşılamadı. Tuvarlar mı öldürdü yoksa korumaları mı belli değil. Olayı bir komite soruşturuyor. Sonucu dünyaya açıklayacağız." Trablus sokaklarında geçerken halkın 42 yıllık diktatöre duyduğu nefreti yaşadım. Belki hala gizli Kaddafi yanlıları olabilir ama, halkın Kaddafi'yi çoktan tarihe gömdüğünü gördüm. Ama Libya'da iktidar kavgası yeni başlamış gibi. Hem de iç savaş bulutları altında. Zaten Abdülcelil de iç savaştan korktuğunu gizlemiyor. fa ederek attı. Kaddafi onu yakalayana 400 bin dolar ödül vaadettti. Aslında Abdülcelil, Arap dünyasının peşinden koştuğu Nasır ya da Saddam gibi karizmatik liderlerden çok farklıydı. Kitleleri arkasından sürükleyecek bir liderden çok, hayatını mahkeme salonlarında geçirip emekliliği için gün sayan yorgun bir hakime benziyordu. Ama herkesi şaşırttı. Uluslararası camiayı ve NATO'yu arkasına alıp Kaddafi'yi devirdi. 59 yaşındaki Abdülcelil'le Trablus'ta karargah olarak kullandığı eski "Devlet Konukevi"nde görüştüm. Mütevazi takım elbisesi ve beyazlaşmış sakalıyla gösterişsiz ama, kafasında yüz tilki dolaşan bir siyasetçi izlenimi verdi bana...

'BU KEZ ALLAH İSTEDİ'
Söyleşimize Kaddafi'nin nasıl 42 yıl devrilemediğini sorarak başladım. Şöyle anlattı: "Aslında Libya'daki değişim 1970'de başladı. Kaddafi'yi devirmek için hem askeri hem de sivil birçok darbe girişimi oldu. İçerde ve dışarıdan. Ama hiçbiri son ayaklanmaya kadar başarılı olamadı. Bu kez devrileceğinden emindim. Çünkü bu kez Allah istedi." "İlk kez ne zaman yolunuzu ayırmak zorunda kalacağınızı düşündünüz?" diye sorduğu Abdülcelil "Ben Adalet Bakanı olduğum zaman bile el konmuştu. İade ediyorduk. Bazılarına da tazminat ödemek zorundaydık. Hapishanede ölen ya da mahkeme kararı olmadan yıllarca hapiste kalan bazı mahkumlara da tazminat ödüyorduk. Her şeyi Adalet Bakanlığı yürütüyordu. Tazminatın toplamı yaklaşık 2 milyar 700 milyondu."

'RÜYAMDA GÖRMÜŞTÜM'
"Ama Kaddafi rejiminin Adalet Bakanı'ydınız. O zaman hiç bir gün bırakması gerekebileceğini söylemediniz?" geldi gözlerimin önüne. Kaddafi'nin linç sahnesini izleyenlerin şoke olduğuna hiç kuşku yok. "Bir hukuk adamı olarak linç sahnesini seyrederken neler hissetmişti acaba? Tutuklanıp uluslararası mahkemede insanlığa karşı işlediği suçlardan yargılanamaz mıydı?" diye sormadan edemedim Abdülcelil'e. Abdülcelil ilk kez biraz farklı bir yorum getirip linç edenlerin devrimciler değil Kaddafi'nin korumaları olabileceğini belirtip şöyle dedi: "Aslında Libya'dan kaçtığını zannediyorduk. Orada yakalanacağını kimse tahmin etmedi. Özellikle Sirte'de. Müttefik uçakları konvoya ateş açtıktan sonra tesadüfen yakalandı. Yakalanınca çok şiddetli çatışma oldu. Nasıl öldürüldüğü anlaşılamadı. Tuvarlar mı öldürdü yoksa korumaları mı belli değil. Olayı bir komite soruşturuyor. Sonucu dünyaya açıklayacağız." Trablus sokaklarında geçerken halkın 42 yıllık diktatöre duyduğu nefreti yaşadım. Belki hala gizli Kaddafi yanlıları olabilir ama, halkın Kaddafi'yi çoktan tarihe gömdüğünü gördüm. Ama Libya'da iktidar kavgası yeni başlamış gibi. Hem de iç savaş bulutları altında. Zaten Abdülcelil de iç savaştan korktuğunu gizlemiyor.

YARIN: ABDÜLCELİL NEDEN İÇ SAVAŞTAN KORKUYOR?

BİZE ULAŞIN