Başbakan Erdoğan'dan çarpıcı konuşma

Başbakan Erdoğan bu yıl sekizincisi toplanan Avrasya İslam Şurası'nda tüm dünyaya böyle seslendi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batı ve Doğu kültürlerinin özelliklerini taşıyan Avrasya coğrafyasının, küreselleşen dünyamızda giderek daha merkezi bir konum kazandığını belirterek, ''Bizler ortak bir coğrafyayı paylaşan halklar olmanın ötesinde, aynı zamanda, ortak bir tarihi geçmişe, ortak dini referanslara ve duygulara da sahip bulunuyoruz. Bu avantajlardan, geleceğe dönük ortak bir barış ve refah vizyonu oluşturmak amacıyla faydalanabiliriz. Bunun için de her şeyden önce, Avrasya'daki uyuşmazlıkların ve çatışmaların çözümü doğrultusunda bir anlayış ve işbirliği zemininin tesis edilmesi gerekiyor'' dedi.

Erdoğan, ''Gelenekten Geleceğe Avrasya'nın İslam Ufku'' ana temasıyla Hilton Oteli'nde düzenlenen 8. Avrasya İslam Şurası'nın açılışında yaptığı konuşmada, bundan 17 yıl önce Avrasya İslam Şurası ilk kez toplandığında, Avrasya coğrafyasındaki halkların on yıllar süren baskıcı rejimlerin hakimiyetinden yeni kurtulduklarını; bu halkların uzun yıllar boyunca din ve vicdan hürriyetlerini kullanmalarını engelleyen sistemin sona erdiğini kaydetti.

Uzun bir dönem boyunca uygulanan yıldırma ve sindirme politikaları sebebiyle din hizmetleri ve din eğitiminde ciddi sorunlar bulunduğunu dile getiren Erdoğan, şunları söyledi:

''Bugün ise aradan geçen süre zarfında, Avrasya İslam Şurası'nın da önemli katkılarıyla, bu sorunların önemli bir kısmının aşıldığını görüyoruz. Avrasya İslam Şurası, Balkanlardaki Türk ve Müslüman topluluklardan, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki akrabalarımıza, Kafkasya'dan Rusya Federasyonu'ndaki, o bölgedeki din kardeşlerimize kadar, bu devasa coğrafyada yaşayanların önemli bir istişare platformu haline geldi.''
Erdoğan, bu yılki şuranın da, din adamı ve düşünürlerin katılımıyla yapılacak tartışmalar sayesinde, bu coğrafyadaki sorunlara ışık tutacağını, çözümlere kapı aralayacağını ümit ettiğini belirtti.

''TÜRKİYE, ÇATIŞMALARIN BARIŞÇIL YOLLARDAN ÇÖZÜMÜ İÇİN YOĞUN ÇABA SARF EDİYOR''

Dünyada siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda iç içe geçmiş bir değişim süreci yaşandığına değinen Erdoğan, demokratik ideallerin gerçek anlamda evrensel düzeyde sahiplenildiği, halkın meşru talep ve beklentileri hilafına yönetim anlayışının geride bırakıldığı bir dönemden geçildiğini belirtti.

Erdoğan, jeopolitik ve stratejik dengeleri alt üst eden bu süreçte, kritik coğrafyaların kavşak noktasındaki Avrasya bölgesinin öneminin, her zamankinden fazla artığına işaret ederek, şöyle devam etti:

''Batı ve Doğu kültürlerinin özelliklerini taşıyan bu coğrafya, küreselleşen dünyamızda giderek daha merkezi bir konum kazanıyor. Gerçekten de bu bölgede, enerjiden ulaşıma, ticaretten güvenlik ve siyasi diyaloğa kadar sayısız alanda karşımızda önemli işbirliği imkanları bulunuyor. Hepsinden önemlisi, aynı hissiyatı paylaşan, yürekleri aynı özlem ve hasretle yanan insanlar olarak, beşeri boyutta önemli bir avantaja sahibiz.
Zira, bizler ortak bir coğrafyayı paylaşan halklar olmanın ötesinde, aynı zamanda, ortak bir tarihi geçmişe, ortak dini referanslara ve duygulara da sahip bulunuyoruz. Bu avantajlardan, geleceğe dönük ortak bir barış ve refah vizyonu oluşturmak amacıyla faydalanabiliriz. Bunun için de her şeyden önce, Avrasya'daki uyuşmazlıkların ve çatışmaların çözümü doğrultusunda bir anlayış ve işbirliği zemininin tesis edilmesi gerekiyor.
Çünkü bu sorunlar, bölgenin gelişimine engel teşkil ediyor, refah ortamının ortaya çıkmasına mani oluyor. İşte Türkiye olarak biz, bu anlayışla, çatışmaların barışçıl yollardan çözümü için Avrasya bölgesinde yoğun çaba sarf ediyoruz.''

Gerek Balkanlar'da, gerek Kafkaslar ve Orta Asya'da, arabuluculuk faaliyetleri dahil, anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözümü için Türkiye'nin sayısız girişime öncülük ettiğini kaydeden Erdoğan, yakın zamanda Kafkasya bölgesindeki sorunların işbirliği ve diyalog yoluyla çözüme kavuşturulması, bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi hedefiyle başlatılan ''Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu'' girişiminin, bunun örneklerinden biri olduğunu söyledi.

Erdoğan, Balkanlar'da kalıcı barış ve istikrar ortamına katkıda bulunmak amacıyla, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Hırvatistan'ın katılımıyla sürdürülen iki ayrı üçlü işbirliği süreci bulunduğunu; Afganistan ve Pakistan'la birlikte, bölgede barış ve istikrara katkı için başlatılan üçlü işbirliği mekanizmasının da bu yöndeki çabalara güzel bir örnek teşkil ettiğini belirtti.

Sancak'taki dini ve toplumsal bölünmüşlüğün giderilmesine ve bölgenin kalkınmasına yönelik gayretlerin de aynı irade ve kararlılığın ürünü olduğunu vurgulayan Erdoğan, ''Avrasya'nın önde gelen Müslüman din adamları olarak sizlerin de, bulunduğunuz bölgelerdeki ihtilafların çözümüne yönelik olumlu katkılarınızı esirgemediğinizi biliyor ve bu çabalarınızdan dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Bu yöndeki çabalarımızı sürdürmeli, bölgemizde barışı ve refahı kalıcı hale getirmeliyiz'' diye konuştu.

''İSLAMOFOBYA İNSANLIK SUÇU OLARAK KABUL EDİLMELİ"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Biz birbirimizi Allah için sevmek zorundayız, mezhep için değil. Bunu başarmak zorundayız. Suriye'deki bu tehlikenin halen yoğun şekilde görüldüğünü görüyoruz. Esed rejimi, onur mücadelesi veren Suriye halkına karşı yürüttüğü kanlı vahşeti meşrulaştırmak için bu mücadeleye mezhepsel bir nitelik atfetmeye çalışıyor'' dedi.

Etnik kökenine, dinine, inancına bakmadan, insana yönelik her türlü saldırıyı insanlık dışı bulduklarını ve buna karşı mücadele verdiklerini ifade eden Erdoğan, ''Aynı mücadele, islamofobya için de mutlaka verilmek zorundadır. İslamofobya tüm dünyada bir insanlık suçu olarak kabul edilmeli, gerekli tedbirler buna dayalı olarak alınmalıdır. Bizler de, bu doğrultuda hep birlikte mücadele etmeliyiz'' diye konuştu.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu'dan başlayan dönüşümü, Müslüman karşıtlığı gözlüğüyle izleyen ve bunun üzerinden çatışma ve korku senaryoları üretenlerin sayısı hiç de az olmadığını kaydeden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Bu senaryolarla bizzat bölge halklarını da etkilemeye ve süreci farklı yönlere çekmeye çalışanlar da bulunuyor. Gerçekten bölgeye bakıldığında, bir tarafta, özgürlük, demokrasi, hak ve adalet mücadelesinin aydınlattığı ümit dolu bir gelecek beklentisinin, diğer yanda ise mezhepsel, dini ve etnik çatışmaların körüklendiği uzun süreli bir istikrarsızlık ve savaş korkusunun hüküm sürdüğü görülüyor. Ancak unutulmamalıdır ki, geride bıraktığımız yüzyılın bakış açısını yansıtan siyasi, ekonomik, kültürel paradigmalar artık birer birer değişiyor. Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgesindeki halklar, özgürlük, adalet ve eşitlik beklentilerinin karşılanması için geri dönülmez bir süreci başlattılar. Artık bu bölge bundan 10 sene öncesinin bölgesi değil. Yönetimler 10 seneki yönetimler değil. Bu aşamadan sonra çeşitli korku senaryolarıyla bölge halklarını sindirmeye, Allah'ın izniyle kimsenin gücü yetmeyecektir.''

Mısır ve Tunus'ta ''önemli merhaleler kat eden'' demokratik süreçlere desteklerini sürdürdüklerini, devrimler sonrasında ''ciddi güvenlik riskleri ve belirsizlikler yaşayan'' Libya ve Yemen'e de her türlü yardımı sağladıklarını ifade eden Erdoğan, ''Arap coğrafyasındaki devrimlerin dini, mezhepsel veya etnik temelli yeni kutuplaşmalara yol açmaması, ülkelerin toprak bütünlüğü ile sosyal huzurunun muhafazası konusunda da hassasiyet gösteriyoruz'' ifadelerini kullandı.

''BİRBİRİMİZİ ALLAH İÇİN SEVMEK ZORUNDAYIZ, MEZHEP İÇİN DEĞİL''

Mezhepçiliğin tarih boyunca bölgede yol açtığı acılar ve yıkımları çok iyi bildiklerini kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Biz, Sünnilik, Şiilik; bu tür bir tabular içinde İslam'ı gölgeleyemeyiz. Bizim için tek belirleyici İslam olmalıdır, mezhepler değil. Mezhepleri tabu haline getirmek suretiyle biz birbirimize düşemeyiz. Şu anda Suriye'deki gidiş ne yazık ki orayadır ve acımasızca Suriye'de yapılan katliamların altında da bu yatmaktadır. Bunu görmek zorundayız. Bizim bu fitneye, başka ülkelerde de düşmememiz gerekir. Biz birbirimizi Allah için sevmek zorundayız, mezhep için değil. Bunu başarmak zorundayız. Suriye'deki bu tehlikenin halen yoğun şekilde görüldüğünü görüyoruz. Esed rejimi, onur mücadelesi veren Suriye halkına karşı yürüttüğü kanlı vahşeti meşrulaştırmak için bu mücadeleye mezhepsel bir nitelik atfetmeye çalışıyor.''

''SURİYE'DE YAŞANANLAR MEZHEPLER ARASI BİR ÇATIŞMA DEĞİL''

Suriye'de tüm bölgeyi bir yangın yerine çevirebilecek tehlikeli bir oyunun oynandığını kaydeden Erdoğan, ''Ancak bugün Suriye'de yaşananlar, mezhepler arası bir gerginlik veya çatışma değil, Baas rejiminin halka rağmen gücü elinde tutmak için kendi halkına karşı giriştiği zulmün yürek yakıcı bir hikayesidir. İşte bu noktada, Orta Doğu'daki gelişmeleri münhasıran mezhepsel çatışma ve din mücadelesi zaviyesinden anlamaya ve anlatmaya çalışanlara karşı verilecek mücadelede, hepimize önemli görev ve sorumluklar düşüyor. İnsanları din ve mezhep temelinde ayrıştırmaya yönelik çabaları bertaraf etmek için elimizden gelen çabayı göstermemiz gerekiyor'' diye konuştu.

Erdoğan, Avrasya bölgesinin yüzyıllardır süregelen çok dinli, çok mezhepli ve çok kültürlü yapısının, farklı din ve mezheplere mensup halkların karşılıklı sevgi, saygı ve dayanışma içerisinde bir arada yaşayabileceğinin en canlı örneği olduğunu ifade etti.

İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu bütün bu problemler, özgürlükçü bir bakış açısıyla, geleneğin ve aklın rehberliğinde, ilim ve müşavereyle çözülebileceğini kaydeden Erdoğan, Avrasya İslam Şurası'nın, bu amaca yönelik faydalı bir platform olduğuna inandığını belirtti.

"BİZ BAŞ ÖNE EĞİK DURAMAYIZ''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze saldırısını ''savaş'' diye niteleyerek, "Egemen güçler nerede? Batılı güçler nerede? Hiç birisinin 'ne yapıyorsun' dediği yok. Kim? İsrail olduğu için'' dedi. Erdoğan, ''Sudan'dan Myanmar'a, Filistin;den Bosna-Hersek'e bütün bu bölgede birçok yerde, ya mevcut sorunlar derinleştirilmek, ya da yeni çatışma tohumları atılmak isteniyor'' dedi. Erdoğan bunun son örneğinin İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısı olduğunu belirterek şunları söyledi:

''İşte şu anda gündemde İsrail Filistin, yani Gazze arasındaki sürekli olarak gündemde olan artık buna çatışma demiyorum, savaş, bakınız dördüncü beşinci gününde ne halde geldi.

İşte bu sabah itibariyle Gazze'deki son durum, maalesef bugün 17 kişi daha şehit edildi ve sayı 94 oldu. 700'den fazla yaralı var. Egemen güçler nerede? Batılı güçler nerede? Hiç birisinin 'ne yapıyorsun' dediği yok. Kim? İsrail olduğu için. Ve görüştüğümüz liderlerin yaklaşımı çok enteresan. 'İsrail savuna hakkını kullanıyor' diyor. Saldıran o, 'savunma hakkını kullanıyor' dedikleri de o. Bu nasıl adalet? Bu nasıl adil yaklaşımdır? Bunu bu şekilde ifade edebilmek mümkün mü? Atılması gereken adımlar var değerli kardeşlerim. Bu dayanışmadır. Bu kardeşlik bağlarımızın çok daha güçlü hale gelmesidir. Bunun mayasını olgunlaştıracak olanlar birinci derece sizlersiniz, din bilginleridir"
''Soğuk Savaş'ın bitimiyle ortaya atılan 'Medeniyetler Çatışması' senaryoları, ardından da 11 Eylül saldırıları, maalesef dünyada İslam ile terör ve şiddetin haksız bir şekilde yan yana anılmasına yol açtı'' ifadesini kullanan Erdoğan, ''Bu süreçte, son derece kasıtlı bir biçimde, Müslüman ve yabancı düşmanlığı beslenerek, yeni bir şüphe, ön yargı ve kutuplaşma iklimi oluşturuldu. Günümüzde ise, Batı;da ve özellikle Avrupa;da giderek ağırlaşan ekonomik ve sosyal şartlar, bu gibi aşırı eğilimlerin sistem içindeki yerlerini güçlendirmelerine yol açıyor. Avrupa;daki Müslümanları hedef alan söylemlerin, aşırı grupların yanı sıra, bizzat sistem partilerince de kullanılmaya başlanması özellikle endişe vericidir. Irkçılığın yeni bir tezahürü anlamına gelebilecek bu akım, artık tüm dünya için ciddi bir tehdit niteliğine büründü. İnsanlığı dini ve kültürel temelli fay hatları çerçevesinde bölmeye çalışan bu gayretlerin, küresel barış ve istikrar açısından da olumsuz yansımaları oluyor. Bugün Amerika;dan Asya;ya, Avrupa;dan Afrika;ya kadar insanlar din ve kültür farklılıkları temelinde birbirlerine yabancılaştırılmaya çalışılıyor'' diye konuştu.

''Gündeme getirilen yersiz suçlamalar ve haksız uygulamalarla, İslam dünyası adeta köşeye sıkıştırılmaya ve kışkırtılmaya çalışılıyor'' diyen Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizlere düşen görev, şüphesiz ki tahriklere kapılmayacağız, İslamın barış ve hoşgörüye yönelik temel mesajlarından güç alarak, bu fütursuz çabalara karşı öz güvenli, vakur, ancak bir o kadar da kararlı ve bilinçli bir duruş sergilemek zorundayız. Sağduyunun hâkim olabilmesi için sağduyuyla hareket etmemiz, İslam;ın gerçek anlam ve misyonunu, hem söylem hem uygulamalarımızda açıkça ortaya koyabilmemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.

Erdoğan Müslümanlara yönelik çifte standartlı yaklaşımlara da dikkat çekerek, ''Az önce Diyanet İşleri Başkanımız'ın ifade ettiği ve işte Kafkaslar o bölgede şehit edilen hocalarımız var, din bilginlerimiz var, ama hala faili meçhul. Fakat o bölgenin insanlarından bu tür faili meçhuller olduğunda kıyamet koparılıyor. Tıpkı İsrail'den öldürülen 3 kişi için dünya '3 bin kişi' diyor. Ama öbür taraftan şehit edilenler için 5 bin kişi olsa '5 kişi' diyor. Bütün bunlar karşısında biz baş öne eğik duramayız. Bizim başımız öne eğik durmayacak. Tam aksine dik duracağız. Omurgalı olacağız" dedi.
Fetih Suresi'nin 3. ayetini okuyan Erdoğan, ''Biz bu yardımın bizimle beraber olduğuna inanlardanız ve bu yardımın yakın olduğunu da biliyoruz. Öyleyse kararlı bir şekilde bu işin üzerine gitmek zorundayız. Özellikle bu dayanışmanız, şuradan çıkacak ortak kararlar çok önemli. Biz hala İslam dünyasında bayramlarımızı beraber, aynı günde yapamıyoruz.
Birçok meselede bakıyorsunuz hükümlerde çok farklı bir durum var. Niye? Çünkü kaynaklar çeşitlendiriliyor, öyleyse bizim kaynağımız, kitabımız Kur'an ve onun yanında sünnet ortada. Biz niçin böyle darmadağınık durumdayız, niçin savrulmuş durumdayız? İnsanların savrulmasından öte fikrin, düşüncenin savrulması çok tehlikelidir. Bunu toparlamamız lazım. Eğer bilgide bilimde bunu toparladığımız anda, işte o zaman sırat-ı müstakim üzere oluruz. Aksi takdirde olamayız. Bunu başarmamız lazım'' diye konuştu.

Son dönemde, İslam;a ve Hz. Peygamber'e hakaret içeren filmin, yol açtığı infial ve sonrasında meydana gelen istenmeyen hadiselerin, "acı bir ders" olduğuna inandığını belirten Erdoğan, "Nefret ve kışkırtma oluşturmak için provokatif amaçlı olarak hazırlandığı açık olan bu film, İslam karşıtlığını yaymayı misyon edinmiş aşırı çevrelerle mücadelenin, artık daha yapısal ve yasal bir zeminde sürdürülmesi gereğini de açıkça göstermiştir. Bu tür kışkırtma çabaları, İslam karşıtlığı ve islamofobyanın ne ilk ne de son örneğidir. Bu kıyamete dek devam edecek, bunu bileceğiz, ama buna karşı da biz hazırlıklı olacağız. Biz bunun örneklerini daha önce 2006 yılında Hazreti Peygamber'e hakaret içeren karikatürlerin fütursuzca yayınlanması sürecinde de, mukaddes kitabımız Kur;an-ı Kerim;in sayfalarının yakılması olayında da gördük. Bu itibarla, insanlar tarafından kutsal kabul edilen inanç ve değerlere hakaret edilmesini gerek milli, gerek milletler arası planda önleyecek yasal çerçevenin bir an önce oluşturulması için elimizden gelen çabayı göstermemiz gerekiyor" şeklinde konuştu.

''BM'YE GÜVENMİYORUM''

"Biz, öncelikle Birleşmiş Milletler'in bu doğrultuda bir çalışma başlatmasını, ülkelere bu konuda yol gösterecek olan gerekli hukuki alt yapıyı bir an önce oluşturmasını bekliyoruz diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şunu söyleyeyim, uluslararası toplantılarda gündeme getiriyorum, bundan sonra da getireceğim, burada da söylüyorum. Peki BM'ye ne kadar güveniyorsun, dediğiniz zaman onu da söyleyeyim, güvenmiyorum. Çünkü savaş şartlarının oluşturduğu bir yapının bugünkü tezahürü adil değildir. Yapı adil değildir. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri içinde halkı Müslüman olan bir ülke yok. Ve 3 kıtadan sadece malum inanç gruplarının temsil edildiği bir yapı. Bunların bir tanesi 'hayır' dediği zaman iş bitiyor zaten. Bizim lehimize bugüne kadar çıkan bir şey var mı? Yok. İsrail 100'ün üzerinde BM Güvenlik Konseyi'nin ve BM Genel Kurulu'nun vermiş olduğu aleyhinde hiçbir karara bugüne kadar uymamıştır. Yaptırım var mı? Hayır. Nerede adalet? Şimdi ben diyorum ki biz adaleti arıyoruz"

"Siyasetçi adaleti tesisle mükelleftir" ifadesini kullanan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"BM Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu, kalkıp beş ülkenin liderinin dudakları arasına 7 milyarlık insanlığı mahkum edemezsiniz. Buna hakkınız yok. Öyleyse buranın reforme edilmesi lazım. Biz ne Almanya gibi bizi de oraya alın diyoruz, ne Japonya gibi bizi de daimi üyelerin içine alın diyoruz. Biz ne diyoruz? Biz diyoruz ki burada daimi ve geçici üye ayrımcılığı olmasın. On mu olacak, 15 mi olacak daimi üyelerin sayısı belirlensin, herkes daimi üye olsun. Her kıtanın bu daimi üyeler içinde temsilcisi olsun, inanç gruplarının daimi üyeler içinde temsilcileri olsun ve bu dönemlik, değişimli olsun. Yani aynı ülke orada ilanihaye kalmasın. Bir yıl süreyle mi kalacak? Bir yıl süreyle kalsın. Bir yıl sonra aynı kıtadan bir başka ülke orada temsil edilsin. Dönem başkanlıkları şu anda olduğu gibi 1 ay olur, 3 ay olur, 6 ay olur, bunlar oturulsun müzakere edilsin. Çünkü birbirini sürekli olarak denetleyen bir anlayışın orada yönetimde olması lazım. Bu olmadığı sürece orada işte balkıyorsunuz şu anda Suriye'de insanlar katlediliyor. 50 bini bulan insan orada öldürüldü. Şu ana kadar yaralı sayısı belirsiz. Sadece bizim ülkemizde şu anda 170 bin göçmen var. Bunun 120 bini yaklaşık konteynerlerde, çadırlarda barınıyor, diğerleri de kiraladıkları evlerde oturuyorlar. Böyle bir yapı var. Peki BM Güvenlik Konseyi ne yapıyor? Sadece seyrediyor, sadece nasihat ediyor. Netice var mı? yok. Peki bu kurum niye kuruldu? Dünya barışını tesis için. Dünya huzuruna katkıda bulunmak için. Eğer bunu başaramıyorsa, bunu sağlayamıyorsa, o zaman lağv edelim. Ama bazı ülkelerin liderlerinin bu işine gelmez. Niye çünkü o koltuklara oturan orada kalmak istiyor. 40 yıl alınan neticeler ortadadır. Bunun başarılması gerekiyor. Onun için bu konuda da uluslararası toplumun işbirliği içerisinde hareket etmesi, küresel barış ve istikrarı tehdit eden islamofobya tehlikesine karşı artık kararlı bir duruş sergilemesi gerekiyor"

"İSRAİL BİR TERÖR DEVLETİDİR"

"Bir dinin mensupları tarafından yapılan hataların, bütün bir dini, o dinin mensuplarını bağlamayacağını biz çok iyi biliyoruz ve bu konuda da hassasız" diyen Erdoğan şunları kaydetti:

"Bosna Hersek;te, yıllar süren savaş boyunca, masum insanlar katledilirken, kadınlara en ağır işkenceler yapılırken, çocuklar öldürülürken, ne biz Müslümanlar ne de dünya kamuoyu, Hristiyan ve Terör kavramlarını yan yana getirmedi. Aynı şekilde, Gazze periyodik olarak bombalanırken, Gazze;de insanlar bir açık hava hapishanesinde yokluğa, yoksulluğa, yalnızlığa mahkum edilirken, ne biz ne dünya kamuoyu, Yahudilik ile Terör kavramlarını yan yana getirmedik. Myanmar;da, şu anda dahi Müslüman;la karşı toplu katliam girişimleri yaşanırken, ki yönetim de şu anda bunu kabul etti, biz de dünya da, Budizm ile terör kelimelerini elbette yan yana anmadık, anmıyoruz. Biz, İslam dininin mensupları olarak, Hazreti İsa'yı da, Hazreti Musa;yı da kendi peygamberlerimiz olarak gören, onlara hürmette kusur etmemeyi kendimize şiar edinen insanlarız. Ancak, aynı hürmetin, aynı dikkatin, aynı hassasiyetin, Müslümanlar'dan ve Müslümanlar'ın kutsal değerlerinden esirgenmesini, küresel vicdan ve küresel adalet adına çok çok büyük bir çifte standart olarak görüyoruz. Müslümanları terörle yan yana ananlar, Müslümanlar toplu olarak katledildiğinde bunu görmezden geliyorlar. Kendi ülkelerinde Müslümanlara yönelik ayrımcılığı görmezden gelenler, Gazze;de masum çocukların vahşice katledilmesi karşısında gözlerini yumuyorlar. İşte İsmail Haniye kardeşimizin kucağındaki yavruyu gördünüz. Bu yavruyu katleden anlayışın bu dünyada adaleti olabilir mi, insanlıktan nasibini aldığı söylenebilir mi? İşte onun için diyorum ki İsrail bir terör devletidir.
Çünkü bu estirilen terör. Kendileri için demokrasiyi, temel insan hak ve hürriyetlerini doğuştan gelen bir hak olarak görenler, mesele Müslümanlar olunca, mesele Filistinliler, Suriyeliler, Myanmarlılar olunca, bu hakkı onlardan esirgemek gibi bir tutarsızlığın içine giriyorlar."

"İİT DAHA ETKİN OLMALI"

"Biz, uluslararası kuruluşlardan, Birleşmiş Milletler;den, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi;nden, Avrupa Birliği;nin tüm kurumlarından, artık bu küresel adaletsizliğe karşı etkili tavır almalarını bekliyoruz" ifadesini kullanan Erdoğan, şunları söyledi:

"Bizim canımız yanıyor. Ama onların canı yanmıyor sa bunu da açık net görmek isteriz. Bu kuruluşlar, dünyanın neresinde olursa olsun, insana yönelik her türlü saldırıyı, her türlü bu noktadaki yaklaşımı, bakıyorsunuz bu noktada her türlü kısıtlamayı, her türlü insanlık dışı muameleyi, ayrımsız, ön yargısız, ön kabulsüz şekilde kınamalı, bunu durdurmak için samimi mücadele vermelidir. Ama hepsinden öte bunun ilk mücadelesini biz vermeliyiz. Hep beraber vermeliyiz. Eğer biz bunu kendi adımıza veriyorsak, dün Mısır'da da bunu söyledim İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çok daha hareketli olması, bu noktada etkin olması lazım. Bu haliyle İİT'nin durumu da içler acısı değil mi, Arap Birliği'nin durumu içler acısı değil mi? Bunların çok daha etkin hale gelmesi lazım, etkin hale geldiğinde durum çok daha farklı olacaktır. Bir ülkede petrol olduğu için, enerji kaynakları olduğu için, o ülkeye karşı son derece hassas tutum sergileyenlerin, Filistin, Suriye, Myanmarlı Müslümanlar karşısında susmasının, insanlık tarihine düşülecek kötü bir not, kara bir leke olduğunu burada herkese hatırlatmak isterim."

İSTANBUL'A ULUSLARARASI İSLAM ÜNİVERSİTESİ

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez'in, İstanbul'da uluslararası bir İslam üniversitesi kurulması yönündeki sözlerini hatırlatan Erdoğan, bu konuda Görmez ile hemfikir olduğunu belirtti. Erdoğan, alt yapısının iyi hazırlanması suretiyle kurulacak bu üniversitenin uluslararası camiya hizmet vereceğine inandığını belirterek, bu konuda her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.

Erdoğan, şuranın bu amaca yönelik faydalı bir platform olacağına da inandığını ifade ederken, katılımcılara ve şurayı düzenleyenlere teşekkür etti.

ERDOĞAN'A HADİS KİTABI

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, konuşmasının ardından Başbakan Erdoğan'a, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 8 yıllık çalışmasının ürünü olan, 7 ciltlik Hadislerle İslam isimli kitabının ilk nüshasını hediye etti. Görmez, eski diyanet işleri başkanlarından Ali Bardakoğlu ile kitap projesinin koordinatörlüğünü üstlenen Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar'a da teşekkür etti.

Hediyeyi çok anlamlı bulduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, imam hatip lisesinden ağabeyi olduğunu belirttiği Ali Bardakoğlu ile projede görev alan 85 öğretim üyesine teşekkür etti. Hadis külliyatından bin adet basıldığını kaydeden Erdoğan, kitabın yeni baskılarının yapılmasını ve farklı dillere tercüme edilmesini de istedi.

BİZE ULAŞIN