Başbakan Erdoğan Ulusa seslendi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin uluslararası para fonu IMF'ye borcunun uzun yıllar aradan sonra ilk kez 1 milyar altına düştüğünü belirterek, 'Şu anda 900 milyon dolar borcumuz kaldı. 2013 yılının ilk aylarında yani Şubat ve Mayıs'ta yapacağımız ödemelerle, Türkiye'nin uluslararası para fonu IMF'ye borcunu artık tamamen sıfırlıyoruz' dedi.

Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşmeleri tamamlanan 2012 Merkezi Yönetim Bütçe Tasarısı'na değindi. Bütçe'nin Aralık ayında TBMM Genel Kurulu'nda görüşüleceğini oylanarak yürürlüğe gireceğini anımsatan Başbakan Erdoğan, "Bu vesileyle, 2013 bütçesi üzerinde yoğun mesai sarf eden Plan ve Bütçe Komisyonumuza, Komisyonun tüm üyelerine şahsım, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'na da, Bütçe ile ilgili yapacakları çalışmalardan dolayı şimdiden teşekkür ediyorum" dedi.

2013 yılı bütçesinin, AK Parti hükümet olarak hazırladıkları ve uygulayacakları 11'inci bütçe olacaklarını belirten Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Tıpkı önceki 10 bütçe gibi, 11'inci bütçeyi de ülkemizin gerçekleriyle örtüşen, büyük ama ulaşılması mümkün hedefleri gözeten, özellikle de sosyal harcamaları yine güçlü şekilde destekleyen bir bütçe olarak tasarladık. En önemlisi de, 2013 bütçemizi, hazırladığımız ve başarıyla uyguladığımız diğer bütçeler gibi, büyük bir ülkeye, büyük bir millete, iddialı hedefleri olan bir devlet vizyonuna uygun şekilde planladık. 2008 yılı sonunda başlayan, tüm dünyayı etkisi altına alan, bugün dahi birçok ülkede etkisi ağır şekilde devam eden küresel finans krizinin, bütçe dengelerimizde ve bütçe hedeflerimizde etkisi son derece kısıtlı oldu. Hatırlarsanız geçmişte, en küçük bir ekonomik krizde dahi, fatura derhal halka çıkarılıyor; bedel çalışanlara, ücretlilere, dar gelirli kesimlere ödetiliyor; hiçbir hatası, hiçbir kusuru olmayan vatandaşımız en büyük bedeli ödemek zorunda bırakılıyordu. Artan vergilerle, artan enflasyonla, sürekli zamlarla, karşılıksız para basmak suretiyle, her ekonomik krizin yükü, krizde hiçbir dahli olmayan milletimize yükleniyordu. Biz, geride bıraktığımız 10 yıl boyunca, ekonomide aldığımız çok güçlü tedbirler sayesinde, öncelikle krizleri ülkemizden uzak tuttuk, küresel krizlerin etkisinin asgari seviyede olmasını temin ettik. Küresel kriz dünyayı etkisi altına aldığında biz, ülkemiz üzerinde oluşan kısmi etkileri çalışanlara, ücretlilere, dar gelirli kesimlere, yoksullara yüklemek gibi bir kolaycılığın içine asla girmedik. Bu görevi devraldığımızda, 2002 yılının sonunda, Merkez Bankamızın kasasında sadece 27,5 milyar dolar vardı. Şu anda, Merkez Bankamızın kasasında, tüm zamanların rekor seviyesi olan, tam 117 milyar 165 milyon dolarımız var. Bu güçlü rezerv, bizi ekonomik krizlere karşı korunaklı hale getirdiği kadar, muhtemel dalgalanmaları da vatandaşımıza hissettirmeden aşmamız için önemli bir araç niteliğini taşıyor. Burada sizinle, siz aziz vatandaşlarımla, hepimizi sevindirecek önemli bir gelişmeyi, önemli bir müjdeyi de ilk kez paylaşmak istiyorum. 2002 yıl sonunda, Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu'na borcu 23,5 milyar dolardı. Biz, ödeye ödeye, bu yılın Ağustos ayında Uluslararası Para Fonu'na olan borcumuzu 1,3 milyar dolara kadar düşürmüştük. Kasım ayı içinde, Uluslararası Para Fonu'na yeni bir dilim ödeme daha yaptık. Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu'na olan borcu, uzun yılların ardından ilk kez 1 milyar doların altına düştü ve şu anda 900 milyon dolar borcumuz kaldı. İnşallah, 2013 yılının ilk aylarında yani Şubat ve Mayıs'ta yapacağımız ödemelerle, Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu IMF'ye borcunu artık tamamen sıfırlıyoruz. Bu güzel gelişmenin de ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum. 2008 krizi başladığında, Türkiye'nin IMF ile yeni bir Stand By anlaşması yapması, IMF'den yüksek faizle borç alması gerektiğini söyleyenler olmuştu. Çok güçlü ekonomilere sahip birçok ülke IMF önünde sıraya girerken, biz yeni bir borç anlaşmasını reddettik.Küresel kriz sürecinde IMF'den yeni borç almak yerine, var olan borcumuzu ödedik. Hatta orada kalmadık, IMF'ye 5 milyar dolar borç verme konusunda müzakereleri başlattık; IMF'den borç alan ülke konumundan, IMF'ye borç veren ülke konumuna yükseldik. Dün alan el idik, bugün veren el oluyoruz. İnşallah, Türkiye'yi bu şekilde, istikrar içinde, güven içinde büyütmeye devam edeceğiz. 2013 yılında da, hedeflerimizi kararlı şekilde takip edecek, disiplinden taviz vermeden, güven ve istikrarın bozulmasına müsamaha göstermeden büyümeyi sürdüreceğiz. Artık 2023 hedeflerimize sadece 10 yıl kaldı.
Bu istikrarla, bu güvenle, bu kararlılık ve azimle devam ettiğimiz sürece, 10 yıl sonrasının hedeflerini tutturmak bizim için hiç ama hiç zor olmayacak.
Millet olarak birbirimize güvenecek, dayanışmamızı güçlü şekilde devam ettireceğiz. Millet ile devlet arasına asla güven bunalımı sokmayacak, ortak hedefler doğrultusunda, birlikte geleceğe yürüyeceğiz. Bizi bu hedeflerimizden saptırmak isteyenlere, bizim kararlılığımızı bozmak, istikrar ve güven ortamını zedelemek isteyenlere, milletçe birlikte karşı duracak, aramıza fitne, aramıza nifak sokulmasına asla izin vermeyeceğiz."

'TÜRKİYE, HERHANGİ BİR REJİMİN YANINDA VEYA KARŞISINDA DEĞİLDİR, TÜRKİYE HERHANGİ BİR ÜLKENİN DÜŞMANI, HASMI DA DEĞİLDİR'

Suriye ve Gazze konularına da değinen Başbakan Erdoğan, bu konuda yapılan eleştirilere yanıt verdi. Erdoğan, "Gerek yurtiçinde, gerek yurtdışında bazı çevreler, zihinleri bulandırmaya yönelik girişimlerde bulunarak, Türkiye'nin dış politikasıyla ilgili soru işaretleri oluşturuyor, bu soru işaretlerini ısrarla gündemde tutmak istiyorlar.'Türkiye Suriye ile neden bu kadar ilgileniyor' diyorlar. 'Türkiye Gazze ile neden bu kadar ilgili' diye soruyorlar. 'Bize ne Suriye'den, bize ne Gazze'den' diyenler çıkabiliyor. 'Türkiye gözünü kapatsın, oralardaki gelişmeler karşısında tepkisiz kalsın, tarafsız kalsın' diyenler var. Biz Türkiye olarak, hem Suriye'deki gelişmelerle, hem Gazze'deki gelişmelerle, kaçınılmaz olarak ilgilenmek zorundayız. Biz, oralardaki gelişmelerle, öncelikle insani gerekçelerle mutlaka ama mutlaka ilgilenmek zorundayız. Ayrıca biz, siyasi olarak, iktisadi olarak da bu gelişmelerle ilgilenmek zorundayız. Biz bu bölgeyle insani olarak ilgilenmek zorundayız: Zira oralarda bizim öz be öz kardeşlerimiz yaşıyor. Orada yaşayan kardeşlerimizle ortak bir tarihimiz, ortak bir kültürümüz, ortak inançlarımız var. Biz bu bölgeyle insani olarak ilgilenmek zorundayız; zira biz, her zaman hakkı savunmuş ve bu konudaki kararlılığını her zaman ortaya koymuş bir ecdadın torunları, onların mirasını yüklenmiş bir milletin evlatlarıyız. Çanakkale şehitliklerine gidip oradaki isimlere, oradaki memleketlere bakarsanız, bizim 81 vilayetimizle birlikte, orada Gazze'den, Kudüs'ten, Şam'dan, Halep'ten gelen Filistinli kardeşlerimizin de isimlerini görürsünüz. Nasıl ki bizim Filistin'in her karışında, Suriye'nin her köşesinde şehitlerimizin kanı varsa, şehitliklerimiz varsa, orada hatıralarımız varsa; burada, Türkiye'de, Edirne'den Kars'a kadar birçok şehitliğimizde, Suriyeli ve Filistinli kardeşlerimizin kabirleri var. Kudüslüler, Gazzeliler, Şamlılar, Halepliler, Çanakkale için, Erzurum için, Kars için, Edirne için nasıl koşup geldiler ve bu topraklarda Türkiyeli kardeşleriyle birlikte kahramanca şehit oldularsa, bugün de bizim, zor zamanlarında onların yanlarında olmamız, insani bir gerekliliktir, insani bir zorunluluktur' dedi.
'Kendi öz tarihini dahi bilmeyenler, kendi öz tarihine, kendi ecdadına dahi yabancılaşanlar, bizim Suriye ve Gazze'ye olan ilgimizi anlamıyor olabilir' diyen Erdoğan, 'Ancak bu millet ali cenaptır. Bu millet, kendisine yapılan iyiliği asla unutmayacak bir millettir. Bu millet, ahde vefada herkesi geride bırakacak kadar cesur ve cömert bir millettir. İşte onun için, herkes sırtını dönse de, biz Filistin'e sırtımızı dönemeyiz. Herkes Suriye karşısında sessiz ve tepkisiz kalsa da, biz millet olarak sessiz ve tepkisiz kalamayız. İnsani gerekçelere ek olarak biz, bu bölgeyle siyasi ve iktisadi gerekçelerle de çok yakından ilgilenmek durumundayız. Zira bölgenin istikrarı, doğrudan doğruya bizim, kendi ülkemizin, Türkiye'nin istikrarıyla alakalıdır. Bölge ne kadar güven ve huzur içinde olursa, Türkiye de o kadar güven ve huzur içinde olur. Bölge ne kadar refah içinde olursa, Türkiye de o kadar refah içinde olur. Yanı başımızda savaşlar yaşanırken, yanı başımızda katliamlar yaşanırken, bizim ülke olarak bunlardan uzak kalmamız, bunların etkisinden uzak kalmamız mümkün değildir. Dikkat ederseniz, Filistin sorunu, neredeyse 1 asırdır devam eden bir sorundur. Filistin sorunu tam olarak çözülmeden, ne bu bölgeye, ne de, Türkiye dahil bölge ülkelerine, tam olarak huzur, istikrar ve güven ortamının yerleşmesi mümkün değildir. Filistin yandıkça, Filistin kanadıkça, Filistin'de silahlar konuştukça, bölgedeki hiçbir ülke güvenlik içinde değildir ve olamaz. Biz Türkiye olarak, gerek bölgenin, gerek Türkiye'nin istikrar, huzur ve refahı için, Filistin sorununun barışçıl yollarla çözülmesi için her zaman samimi mücadele verdik. Bu sorunun artık aşılması, suhuletle çözülmesi, bölgeye barış ve huzur gelmesi için her fırsatta barışa, diyaloğa, uzlaşmaya vurgu yaptık. Bugün de biz bölgede sadece ve sadece barış istiyoruz. Hem bölgede yaşayan kardeşlerimiz, hem kendi ülkemiz adına, bölgenin bir barış iklimine kavuşmasını arzuluyoruz. Türkiye, herhangi bir rejimin yanında veya karşısında değildir. Türkiye, herhangi bir ülkenin düşmanı, hasmı da değildir. Türkiye sadece ve sadece barıştan, dayanışmadan, dostluk ve kardeşlikten yanadır. Bugünkü çabalarımız da, işte bu arzularımızın, bu isteklerimizin, barış taleplerimizin gerçekleşmesi doğrultusundadır. Şunu da ifade etmeliyim ki biz, Türkiye olarak, büyük bir devletiz, büyük hedefleri olan bir milletiz. Biz, 2023 yılında ülkemizi dünyanın en büyük 10 ülkesinden biri olarak görmek istiyoruz. Bu büyük hedefe ulaşabilmek için, biz büyük bir devlet gibi davranmak, öyle hareket etmek zorundayız. Komşularına, bölgesine, dünyaya kayıtsız bir ülkenin büyük devlet olma iddiası olamaz. Yanı başında insanlar katledilirken, yanı başında masumlar kan ağlarken susan, görmezden gelen bir ülkenin büyük idealleri, büyük hedefleri olamaz. Ne yazık ki Türkiye, on yıllar boyunca, kendi iç meseleleriyle uğraşmaktan, içine kapanmaktan, dünyaya ilgisiz, kayıtsız kalmaktan dolayı, zincirlerini kıramamış, kabuğunu aşamamış, güçlü ve kararlı şekilde büyüme imkanına kavuşamamıştır. Bizim ise bugün çok büyük ve iddialı hedeflerimiz var. Bu hedeflere, bölgesel barışı tesis ederek, küresel sorunlarda inisiyatif alarak, söz söyleyerek ulaşacağız. Biz, yeniden içine kapanıp küçülmeyi değil, dünyaya açılarak büyümeyi tercih ettik ve edeceğiz. Büyük bir vizyonla, milletimizin, sizin vizyonunuzla yola çıktık; bu vizyonla ve bu misyonla inşallah Türkiye'yi daha da büyüteceğiz" diye konuştu.

'EŞİTLİK VE ADALET TEMELİNDE HER AY ADIM ADIM ŞEHİRLERİMİZİ VE ÜLKEMİZİ İMAR EDİYOR, CUMHURİYETİMİZİ GELECEK HEDEFLERİNE TAŞIYORUZ"

Hükümet olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin 780 bin kilometre karesinin tamamına, bu sınırlar içinde yaşayan 75 milyon insanımızın her birine eşit mesafede durduklarını vurgulayan Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bir yere, bir bölgeye, bir şehre hizmet götürürken, hizmet üretirken asla ve asla ayrımcılık gözetmiyor, tüm vatandaşlarımıza eşit ve adil hizmet götürmeyi temel alıyoruz. Eşitlik ve adalet temelinde her ay adım adım şehirlerimizi ve ülkemizi imar ediyor, Cumhuriyetimizi gelecek hedeflerine taşıyoruz. Millete hizmeti Hakk'a hizmet olarak kabul eden, ülkemize, Cumhuriyetimize, demokrasimize, geleceğimize yatırım olarak gören bir anlayışın mensupları olarak, dur durak bilmeden çalışıyor, eserlerimize her gün bir yenisini ekliyoruz.
Hamdolsun, artık sonuna geldiğimiz Kasım ayı içinde de pek çok yatırımı, hizmeti ve eseri ülkemize, şehirlerimize, insanımıza kazandırmanın bahtiyarlığını yaşadık. Bu ay ilk olarak, 2 Kasım'da Ankara'daydık. Ankara'da düzenlediğimiz törenle, Kredi Yurtlar Kurumumuzun Türkiye'nin dört bir köşesinde yer alan 41 ildeki, toplam 40 bin kişi kapasiteli 53 yükseköğrenim yurdumuzun açılışını gerçekleştirdik. Bu 41 ilimiz içinde Bingöl de var, Bartın da var Trabzon da var, Adana da var. Muğla da var, Siirt de var. Kocaeli de var, Kilis de var. İzmir de var, Van da var. Açılışını yaptığımız yurtların dağılımına baktığımızda çok anlamlı bir manzara görüyoruz. Bu tablo, az önce ifade ettiğim gibi, bizim 780 bin kilometrekare içinde yer alan hiçbir bölgemizi, hiçbir şehrimizi, 75 milyon vatandaşımızın hiçbirini ayrım yapmadan kucakladığımızın resmidir. Bu tablonun ardında Türkiye sevgisi vardır; millete hizmet aşkı vardır.
Biz çocuklarımızı, gençlerimizi daha iyi bir geleceğe hazırlamak için, onlara en iyi eğitim imkanlarını sağlamak için çalışıyoruz."
Erdoğan, 41 ildeki 53 yurdun yatırımı için, toplamda tam 882 milyon lira harcandığını söyledi. Konuşmasında ALTAY projesine de değinen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yaklaşık 4,5 yıl önce, 29 Temmuz 2008 tarihinde, ALTAY Projesinin imza törenini gerçekleştirmiş, savunma sanayimiz için tarihi bir adım atmıştık. Bu ay içinde, yani 15 Kasım günü, attığımız o imzanın, verdiğimiz o kararın, adeta ete kemiğe bürünmesine, somutlaşmasına şahitlik ettik. Türkiye, ALTAY Projesi ile ana muharebe tanklarını kendisi tasarlayıp, kendisi üretebilen sınırlı sayıdaki ülkeler arasına girdi. Türkiye bu proje ile dünya savunma liginde üst basamaklara tırmanmaya başladı. Son 10 yılda, savunma sanayimizde ilkleri başardık. Türkiye, yaptığımız yatırımlarla, uygulamaya koyduğumuz projelerle, artık kendi gemisini, uçağını, uydusunu, kendi silahlarını üreten, hatta ihraç eden ülke konumuna yükseldi. ALTAY tankı, milletçe hepimizin göğsünü kabartan yeni bir aşama oldu. Bugün bir kez daha, sizlerin huzurunda, ALTAY ismini verdiğimiz tankın ilk örneğini tasarlayan ve imal eden şirketlerimize, mühendislerimize, teknisyenlerimize gönülden teşekkür ediyorum. İnşallah, zorlu testlerin ardından ALTAY tankımızın seri üretimine geçecek, dünyanın en modern tankını Türk Silahlı Kuvvetlerimize kazandırırken, bunu ihraç edebilen bir ülke konumuna da ulaşmış olacağız."

BİZE ULAŞIN