Cumhurbaşkanı Erdoğan: Cumhurbaşkanı gücünü partisinden alacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kanal 7 - Ülke TV ortak yayınında Mehmet Acet'in sorularını yanıtladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Cumhurbaşkanı gücünü partisinden alacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'de Esed rejiminin kimyasal silah saldırısına ilişkin açıklamalarıyla ilgili, "Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten icraat ortaya konulursa, biz de Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa, biz bunu yapmaya hazırız. Biz bundan asla çekinmeyiz, kim olursa olsun çekinmeyiz. Biz Amerika başta olmak üzere, tüm koalisyon güçleri bir araya gelelim. Ben Sayın Putin'le de konuştum ama Sayın Putin hala 'bu işin arkasında Esed var mı yok mu?' Bunu hala iki gündür, üç gündür anlamıyorsa bu bizim için de üzücüdür. Bunları süratle bizim aşmamız lazım, kararımızı vermemiz lazım. Dost kimdir, düşman kimdir, bölgedeki virüs kimdir, bunu artık lütfen öğrenelim, ona göre de artık adımımızı atalım." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Görüntüler bir baba olarak dünyamı paramparça etti

Erdoğan, Kanal 7 ve Ülke Tv ortak yayınında, Mehmet Acet'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

İdlib'teki kimyasal silah saldırısına değinen Erdoğan, İdlib'te doğu Halep'ten taşınmasına vesile olunan muhacirler bulunduğunu ifade ederek, bunların Suriye'nin vatandaşları olduğunu, klor gazıyla kimyasal saldırı neticesinde 100'ü aşkın, çoğu da çocuk olmak üzere insanların öldürüldüğünü, şehit edildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Trump'ın açıklaması lafta kalmasın

Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırı sonrası manidar tablolar olduğunu, bir babanın kucağında ikiz yavrusuyla görüntüsünü, bir baba olarak eşiyle izlediğinde tüm dünyalarını paramparça ettiğini vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, bu saldırıya ilişkin açıklamalarına bakılınca sanki bir müdahale yapılacak gibi bir intiba oluştuğu, böyle bir müdahale olursa Türkiye'nin tutumunun ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, 6 yıllık süre içerisinde her şeyden önce Obama'nın ne yazık ki ne Suriye'de ne Irak'ta üzerine düşen görevi yapması gerektiği şekilde yerine getirmediğini ifade etti.

Erdoğan, bunları onlarla da çok konuştuklarını dile getirerek, "Trump, Obama'nın adeta bıraktığı o tabloyu devralmış durumda. Bunu hangi kadroyla, nasıl yapacak? Gördüğüm kadarıyla elinde tabi Obama'nın bıraktığı kadro var. Henüz kendi kadrosu A'dan Z'ye duruma hakim değil." ifadesini kullandı.

Trump'ın Dışişleri, Milli Savunma bakanlarını değiştirdiğini ama henüz Genelkurmay Başkanının aynı olduğunu belirten Erdoğan, bunların icrai noktadaki kişiler olduğunu söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Türkiye'ye geldiğinde kendisine "Siz henüz Suriye'de yoksunuz" dediğini hatırlatarak, "'Rusya Suriye'de var. Ha siz şöyle Suriye'de varsınız, PYD'ye, YPG'ye silah, mühimmat bu tür yardımları yapmakla varsınız. Eğer bu böyle devam edecek olursa bilesiniz ki, buradaki bu cinayetler, bu terör esintileri devam edecek.' Çünkü şöyle bir zihniyet var. Önce ABD'nin bunu değiştirmesi lazım. Yani 'bir terör örgütünü, biz başka bir terör örgütüyle yok edelim, elimizde sıcaktan soğuğa değmesin.' Bu olmaz." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"'Biz teklifimizi Sayın Obama'ya da yapmıştık. Şimdi size de yapıyorum' dedim. 'Gelin Türkiye, koalisyon güçleri beraber olalım DEAŞ denilen terör örgütünü beraberce oradan temizleyelim. Buna siz hala olumlu cevap veremiyorsunuz.' Kendilerine bunu söyledim. İleteceğini söyledi. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya baktığımızda, 'Suriye'de kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu masum insanları hedef alan bugünkü menfur kimyasal saldırı uygar dünya tarafından gözardı edilemez.' Beşer Esad rejiminin bu hain eylemleri önceki yönetiminin zayıflığının ve kararsızlığının bir sonucudur. Barak Obama 2012'de kimyasal silah kullanımına ilişkin kırmızı çizgisinin olduğunu söyledi. Ardından hiçbir şey yapmadı. ABD bu kabul edilemez saldırıyı kınama noktasında dünyadaki müttefikleriyle bir arada durmaktadır. Şimdi bu St. Petersburg'da yaptığımız toplantıda bu konunun üzerinde özellikle durduk. O toplantıda tamamen bu konu Suriye üzerindeydi. "

O toplantıda uzun uzadıya bir konuşma yaptığını, Türkiye'nin Suriye'ye 911 kilometre sınırının olduğunu söylediğini dile getiren Erdoğan, herkesin durumdan vazife çıkardığını, şu anda tehdit altında olan ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

- "NETİCESİ ÖLDÜRMEK OLAN BÜTÜN SİLAHLAR AYNIDIR"

Erdoğan, sürekli olarak kimyasal silahlardan bahsetmenin yanlış olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Çünkü bana göre kimyasal silahlarla konvansiyonel silahlar arasında hiçbir fark yok. 'Niye?' derseniz, neticesi ölüm olan, neticesi öldürmek olan bütün bu silahlar aynıdır. Kimyasal silah gayri insanidir. Konvansiyonel silah insani değil, o çok açık, net vurur, bitirir. 'Biz şu tarihte kimyasal silahlarla ilgili böyle bir karar alalım, bundan dolayı buna karşı tavır belirlememiz gerekir' diyorsanız beni o çok ilgilendirmiyor. Ben şu anda konvansiyonel silahlarla burada o zamanlar 200 bin civarında insan öldürülmüştü. Kimyasal silahlarla ne kadar insan öldürüldü? 3-5 bin insan öldürüldü. 3-5 bin insanı mı konuşacağız yoksa 200 bin insanı mı konuşacağız. Şimdi buyurun bu ölüm sayısı belki de 1 milyona yaklaştı. Bu 1 milyona yaklaşan ölüm sayısı kimyasal silahlarla değil, ağırlıklı konvansiyonel silahlarla. Varil bombalarıyla, gökten yağdırdıkları bombalarla Suriye halkını öldürüyorlar. Bunu görmek zorundayız."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump'ın son açıklamalarının yer aldığı haberi okuyarak, şöyle devam etti:

"Suriye'deki kimyasal saldırıya karşı sorumluluğum var. Dün yapılanlar benim için kabul edilemez.' ifadesini kullandı. 'Ürdün Kralı 2. Abdullah'la düzenlediği ortak basın toplantısında söz konusu saldırıya da değinen Trump', burası önemli, 'böylelikle benim için birçok çizgi aşıldı.' dedi. 'Trump Suriye Devlet Başkanı Başer Esad'a yönelik tutumunun değiştiğini de belirterek, kadın çocuk ve bebeklere yönelik salı günkü saldırının üzücü ve korkunç olduğunu ifade etti. Trump Esed rejiminin insanlığa yönelik bu iğrenç eylemlerine göz yumulamayacağını söyledi.' Teşekkür ederim ama lafta kalmasın. Eğer bu hakikaten icraat ortaya konulursa, biz de Türkiye olarak, bize ne düşüyorsa, biz bunu yapmaya hazırız. Biz bundan asla çekinmeyiz, kim olursa olsun çekinmeyiz. Biz Amerika başta olmak üzere, tüm koalisyon güçleri bir araya gelelim. Ben Sayın Putin'le de konuştum ama Sayın Putin hala 'bu işin arkasında Esed var mı yok mu?' Bunu hala iki gündür, üç gündür anlamıyorsa bu bizim için de üzücüdür. Bunları süratle bizim aşmamız lazım, kararımızı vermemiz lazım. Dost kimdir, düşman kimdir, bölgedeki virüs kimdir, bunu artık lütfen öğrenelim, ona göre de artık adımımızı atalım."

- FIRAT KALKANI OPERASYONU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Edoğan, Fırat Kalkanı Operasyonuna ilişkin "Sürprizlerimiz var" şeklindeki ifadesinin sorulması üzerine, "Trump 'Ben nen yapacağımı söylemem' dedi. Şimdi bizim 'sürprizlerimiz var' derken Trump'ın söylediğinin bir başka söylem şeklidir. Bir yerde bir harekat yapıyorsanız, bunun yol izini, izlendikten sonra görürsünüz." dedi.

Ortadaki iki önemli hedefin Münbiç ve Rakka olduğunu vurgulayan Erdoğan, Cerablus'a girilerek DEAŞ'ın silindiğini, ancak kimsenin beklemediği anda silahlı kuvvetlerle Rai'ye de girildiğini anlattı.

Erdoğan, yine Dabık'a da girildiğini ifade ederek, buranın da önemli olduğunu, adeta DEAŞ'ın kutsalı olduğunu aktardı.

Sonrasında hedefin El Bab olduğunu, onlar için önemli merkez olan buranın uğraştırdığını dile getiren Erdoğan, "Orada Özgür Suriye Ordusu'yla birlikte El Bab halledildi. Şimdi güneydoğuya doğru, Münbiç'e yönelmemiz gerekiyor, hedef bu. Şimdi bakıyoruz ki bazıları orada bayrak dalgalandırma gayreti içinde. Zaten Sayın Obama'yla bu işi çözemedik biz. Çünkü Obama maalesef orada PYD'yi ve YPG'yi korumak gayreti içerisinde oldu, bunlara silah yardımı yaptı, çok ciddi silah yardımı yaptı. Kim ne derse desin, elimizde belgeleri var. Biz şimdi bunları Trump yönetimine de söyledik, yani 'bizi ikna edemezsiniz' dedik. 'Elimizde bu belgeler var. Siz PYD terör örgütüne, YPG terör örgütüne bu silahları verdiniz ve onlara bu silah yardımını yaparken bunlardan aynı zamanda DEAŞ da istifade etti.' Şimdi aynı tuzağa yeniden düşmek istemiyoruz. Eğer insani yardım adı altında bir şeyler yapacaksanız gelin bunu beraber yapalım. Rusya da bayrak dalgalandırmak istiyor. Tamam, beraber yapalım ama Münbiç'i gerçek sahiplerine verelim. Münbiç'in gerçek sahibi kim? Araplar, orada Kürt yok." şeklinde konuştu.

ABD'nin vereceği sözü tutacağına dair bir işaret olup olmadığına ilişkin soruya Erdoğan, "Bakalım. 'Ben sizlerden aldığım bu bilgileri kendim için çok faydalı buldum' dedi Dışişleri Bakanı. 'Bunları başkanla konuşacağım' dedi. Önümüzde, savunma bakanımızın da bir Amerika seyahati olacak. Bunları daha yakın temasla inşallah görüşmeye devam edeceğiz. Seçim de olsa biz Suriye'yi bir kenara koyamayız. Çünkü Suriye bizim için bir defa tehdit oluşturan bir yer." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşların kendisine PYD terör örgütünün Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis'e de girip girmeyeceğini sorduğunu dile getiren Erdoğan, "Benim vatandaşım diyor. Kılıçdaroğlu bunu anlamaz. Çünkü Kılıçdaroğlu'nun böyle bir derdi yok. O istediği zaman çağırırlar onu gider Esed'e, onlarla dertleşir, sohbet eder. Biz Esed'i kenara attık. Niye? O zaman böyle değildi ama şimdi artık bizim indimizde devlet terörünü estiren Esed var ve bu bizim için de 911 kilometrelik sınırda tehdit oluşturuyor." dedi.

Erdoğan, sınırda güvenlik duvarlarının örülmeye başlandığını, bununla her geçen gün giriş çıkışların kontrol altına alınacağını, milli güvenliğin en ideal şekilde tesis edileceğini belirterek, 350 kilometrelik Irak sınırı da dahil olmak üzere nerede gerekiyorsa bu güvenlik duvarlarını yapılacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni sistemde Cumhurbaşkanının yetkilerine ilişkin, "Tayyip Erdoğan olarak benim böyle bir derdim olması mümkün değil. Bir defa biz beş yılda bir seçim yapıyor muyuz? Beş yılda bir seçimin yapıldığı bir yerde, bir insan kendisi için böyle bir şeyi isteme lüksüne sahip olabilir mi?" dedi.

"Sarıyer'de önce 'evet' sonra da 'hayır' çadırına gitmiştiniz. Dün de Sayın Kılıçdaroğlu Gaziantep'te bir 'evet' çadırını ziyaret etti. Bununla ilgili değerlendirmeniz ne olur. Size bir misilleme mi yapmış oldu Kılıçdaroğlu?" sorusu üzerine Erdoğan, misilleme yapılıp yapılmadığı konusuna girmek istemediğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Konutu'nun Tarabya'da yer aldığını, yol güzergahında bulunan 'evet' çadırının yanında bir de 'hayır' çadırının yer aldığını ifade eden Erdoğan, 'hayır' çadırındaki vatandaşlarla yaşadığı diyaloğu şöyle anlattı:

"Önce 'evet' çadırına uğradım. Zaten yolumu sürekli kesiyorlardı. Dedim 'arkadaşlar bir de hayır çadırına uğramak istiyorum.' 'Hayır' çadırına geçtim ve oradaki arkadaşlara şunu söyledim. 'Niye hayır diyorsunuz, öğrenebilir miyim?' dedim. Dediler ki 'Çağdaş bir Türkiye'de yaşamak için hayır diyoruz.'. 'Peki şu anda' dedim, 'Türkiye çağ dışı mı?' Biraz bocaladı. 'Veya çağdaşlıktan ne anlıyorsunuz? Modern bir Türkiye'nin oluşturulması için çok önemli adımlar atıyoruz.' Bulunduğumuz yerden de Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü, onlara anlatmak mümkün. Dedim ki 'Yavuz Sultan Selim Köprüsü şöyle...'

Hemen oradan bir Beyefendi dedi ki 'Niye onun adını Tayyip Erdoğan Köprüsü koymadınız da Yavuz Sultan Selim Köprüsü koydunuz? Bu bölücülük değil mi?' dedi. 'Bak ben buna çok üzüldüm' dedim. 'Sen burada Tayyip Erdoğan ismini koymamakla ne kadar mütevazi olduğumu anlayacaksın. Bunu görmen lazım. Koyabilirdik, koymadık.' Ama Yavuz Sultan Selim kim? Sıradan birisi mi? Osmanlı'nın gelmiş geçmiş en güçlü hakanlarından, padişahlarından bir tanesi. Şimdi biz orada onun adını vererek, onu hem bu nesle hem geleceğe aktarıyoruz. Dört gidiş, dört geliş, modern Türkiye bu. Bir de ortasından hızlı tren geçecek ama buradan geçerken, gidip gelirken, kim Alevi'dir, kim Sünni'dir, kim Türk'tür, kim Kürt'tür böyle bir şeye bakılmayacak. Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm vatandaşları, dışarıdan gidip gelenler, herkes buralardan geçecek. Tüm insanlığa yönelik bir köprü bu. Herkesin hayran kalacağı bir köprü. Çünkü dünya literatürüne giren bir köprü yaptık."

Marmaray Projesi'ne de değinen Erdoğan, üç yılda 200 milyon insanın Marmaray'dan geçtiğini dile getirdi. Avrasya Tüneli ile de otomobillerin denizin altından geçtiğini ifade eden Erdoğan, Osmangazi Köprüsü gibi projelerin, modern Türkiye'nin sinyalleri olduğunu vurguladı.

- "VATANDAŞLARIMDAN, BUNUN BİR MUHASEBESİNİ YAPMALARINI İSTİYORUM"

Erdoğan, Mersin'de geçen gün hastane açtıklarını hatırlatarak, "Özellikle Sayın Kılıçdaroğlu'nun o meşhur SSK Genel Müdürlüğü yaptığı dönemdeki hastanelerin halini biliyorsunuz. Ne durumdaydı o hastaneler? Ne rezil hastanelerdi. Onlar çağdaş hastaneler miydi? 'Hayır' eğiliminde olan vatandaşlarımdan bunun bir muhasebesini yapmalarını istiyorum." dedi.

Yayında, daha sonra 1998 yılında gazeteci Savaş Ay'ın yaptığı programda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun SSK Genel Müdürü olduğu dönemdeki hastanelerin durumu ekrana getirildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "10 yıl önce diyor 'İstanbul'un nüfusu şu kadar ama bugün üçe beşe katladı. Dolayısıyla hastanelerde nüfusa göre bir gelişme kaydedilmedi.' Tamam da senin görevin ne? SSK Genel Müdürüsün. Bağlı olduğun bakanınla oturacaksın, konuşacaksın, ona göre yeni yeni adımlar atacaksınız. Keşke elinizde şu anda imkan olsa da Balıkesir'de, Mersin'de, Yozgat'ta, Isparta'da açtığımız hastaneleri bir görüntüleyebilsek. Onlar modernitenin, zirve yapmış hali. Hijyense hijyen. Vatandaş parası var, yok. Hiç böyle bir şey yok." diye konuştu.

Bir kış mevsiminde seçim kampanyası için Tokat'a giderken, Bolu'da Kargasekmez virajında arabayla kaydıklarını ve 5 arkadaşıyla birlikte kaza geçirdiklerini anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Arabanın içinde 5 arkadaşız. Döne döne bariyerlere vurduk. Karşıdan Urfa Cesur Otobüsü geliyor. Otobüse bindirdik, kaldık. Tabii bizi hemen aldılar önce Düzce'ye götürdüler ama almadılar. Ambulans yok. Bizi bir minibüsün içine koydular, açık arkası. Yaralı arkadaşlarımdan biri bizim serumları tutuyor. Hemşire de vermediler.

O halimizde Bolu'ya gittik. Bolu'da devlet hastanesinde emeklilere bakan yere götürdüler. Soru şu; 'Bunlar memur mu, sigortalı mı?' Dediler ki 'yok.' İş adamı var aramızda. Ben de o zaman işçiyim. Dediler 'alamayız.' 'E ne olacak?' 'SSK hastanesine götürüleceksiniz.' Yine ambulans yok, yaralıyız, kan gidiyor, kırıklar var. SSK hastanesinde filmler falan derken, yatırdılar. Ben bile bunu yaşadım. Biliyorum. Onun için de geldiğimizde hep şunu söyledim arkadaşlarımıza; 'Türkiye'yi dört temel direk üzerinde yükseltmemiz lazım, eğitim, sağlık, adalet, emniyet.' Bu dört temel direk üzerinde yükselen Türkiye'nin ardından biz ulaşım, enerji, gıda-tarım bunlarla da bu işi yaygınlaştırmalıyız. Bu alanda ilk adımı attık."

- "SORUMLULUK MAKAMINDA OLAN İNSAN, SORUMLULUĞUNUN GEREĞİNİ YAPACAK"

Eğitimde, sağlıkta yaptıkları dev reformla bunları başardıklarını dile getiren Erdoğan, bütün hastaneleri birleştirdiklerini anımsattı.

Erdoğan, bir hocasının "Bizde, Osmanlı tabiridir sevki idare vardır. Yeni kavramla organizasyon. Eğer sevki idareyi başarılı yaparsan, neticeyi yakalarsın, yapamazsan yakalayamazsın." sözünü hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Bu zatın zaten böyle bir derdi yok. Orada o kadar rahat duruyor ki. Rezillik görüntüler. İki tane oradan galoş ve fiyat. O zamanın parasıyla 25 bin lira. Şu anda biz hastadan para mara almadık. Böyle bir şey yok. Her doğan, şimdi sigortalı doğuyor. Bunu biz getirdik. 'Kimseyi kapıdan çeviremezsiniz' dedik. Hepsini alacaksın, gerekli tedaviyi yapacaksın. Bizde şimdi ambulans uçaklar, helikopterler, paletli ambulanslarımız var. Dağlar, tepelere çıkıyor kar kış demeden. Bu bir aşk işi, sevda işi. Dertli olmak gerekiyor. Öyle dertsiz bu adam gibi olursan, bu millete hizmet veremezsin. Orada o kadar rahat. Savaş Ay da ne diyor? 'Bu kadar da rahat olunamaz.' diyor. 10 yıl önce şöyleydi, böyleydi deme hakkınız yok. Çünkü sorumluluk makamında olan insan, sorumluluğunun gereğini yapacak."

- "GENSORULARLA KATLEDİLEN BİR YASAMA ORGANI VAR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Neden bu işe koyuldunuz? Bu anayasa değişikliğini, Tayyip Erdoğan olarak kendiniz için mi yetkilerinizi arttırmak için mi istiyorsunuz?" sorusuna, "Tayyip Erdoğan olarak benim böyle bir derdim olması mümkün değil. Bir defa biz beş yılda bir seçim yapıyor muyuz? Beş yılda bir seçimin yapıldığı bir yerde bir insan kendisi için böyle bir şeyi isteme lüksüne sahip olabilir mi? Çünkü şu andaki yapıda bile 5+5 değil mi? Tekrar aday olabilirseniz ve seçilirseniz. Dolayısıyla bunun nihai süresi nedir? 10 yıl. 10 yıl sonra ne olacak? Her şey bitmiş olacak. Geç onu bir tarafa biz faniyiz. Fani olan bir insanın kalkıp da kendisi için böyle bir şey yapıyor olması bile aslında bizim değerler silsilemize terstir. Bizim derdimiz, bu ülkede öyle bir sistem oturtalım ki bu sistemle ülkemiz gerçekten istikrar ve güveni yakalasın. İstikrar ve güvenle birlikte oturtulan bu sistem üzerinde Türkiye bu yükselişini devam ettirsin. Çünkü şu anki sistem çalıştırmıyor. Örneğin, parlamento çalıştırmıyor. Gensorularla katledilen bir yasama organı var. Biz bundan bir defa yasama organını, yürütmeyi kurtaralım istiyoruz." yanıtını verdi.

Türkiye'de yerel yönetimler ve hükümet etme sistemlerinin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, mevcut yerel yönetimler sisteminin, hükümet etme sisteminden çok daha verimli, çok daha faydalı olduğunu kaydetti.

İstanbul'da 4,5 yıl belediye başkanlığı yaptığı dönemden aldığı birçok esintilerin olduğuna ve faydasını gördüğü konular olduğuna değinen Erdoğan, "Mesela yedek milletvekilliği sistemi. Niye derseniz? İki konuda yedek milletvekilliğinin faydalı olduğuna inanıyorum. Belediyelerde yedek belediye meclis üyeliği var. Yine aynı partiden gelecek. Ölüm olur. Ölüm olması halinde onun yerine yine kendi partisinden yedekte olan kişi kimse o gelir. Parlamentodan birisini bakan yapmaya kalkarsan ne oluyor, milletvekilliği düşüyor. O düştüğü zaman onun yerine yine oradan birisinin gelme şansı var. Bu görüşmeler esnasında buna olumlu bakmadılar. Bu teklifin içinde bu yok ama şu anda belediyelerde bu var. Yönetim sistemiyle olayı kişilere değil sisteme bağlamak. Bunu rahmetli Özal, Demirel, Erbakan Hoca, Türkeş, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu kardeşimiz söylemiştir. Hepsi bu konuları bu şekilde işlemişlerdir." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Parlamento özellikle süreç içinde mesela seçimleri yenileyebilme noktasında böyle bir hedefi, şansı var ama bunu yaparken tabii bir şey var. Yani Meclis yenilenirken aynı şekilde Cumhurbaşkanlığı da yenileniyor. İkisi aynı anda olacak bir şey. Yani birisinin olup, birisinin olmaması diye bir şey yok. Fesih diye bir şey yok, yenileme diyebiliriz, böyle bir şey var." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7 ile Ülke TV ortak canlı yayınında, "tek adam" eleştirilerinin hedef saptırma olduğunu vurgulayarak, "Seçimin olduğu yerde tek adam olur mu?" diye konuştu.

Erdoğan, ortada bir seçim ve sandık olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Kaldı ki bu sadece Türkiye'ye ait bir şey değil ki. Dünyanın en gelişmiş ülkelerine bak, bunların bir çoğunda başkanlık sistemi var. G-20 ülkelerinin 7 tanesinde var. G-20'nin dışında olan ülkelerin bir çoğunda bu var. Dolayısıyla bir yerde seçim varsa, sandık varsa, o da demokrasidir. Kaldı ki burada Cumhurbaşkanı tek adam değil, cumhurbaşkanının yanında yardımcıları var. Kabinesi var mı var. Bunun yanında dar halka içerisinde diyelim ki şahsen şu anda yaptığım ve yaptırdığım çalışmalarda, mesela şu an Amerika'da da dar halkasının içinde danışmanları vardır ve en önemli yetki onlardadır. Onlarla beraber çalışır. Onlar aynı zamanda uyarı mekanizmasıdır. Başkanı onlar sürekli uyarırlar. Böyle bir sistem var. 'Check-balans' diyorlar ya. "

-"CHECK-BALANS'I YAKIN HALKADAKİ DANIŞMANLARIYLA YAPIYOR"

Başkanın bu 'Check-balans'ı yakın halkadaki danışmanlarıyla yaptığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''(Yasama organı burada atılıyor veya yasama organı devreden çıkarılıyor.) Böyle bir şey söz konusu değil, yetkileri alınıyor, söz konusu değil, hepsi yalan. Önümde benim bu konu ile ilgili vereceğim örnekler var. Mesela, cumhurbaşkanının şu an ihanet-i vataniye dışında yüce divana gitme diye bir durumu yok, sorumlulukta. Ne var? Şu anda kişisel suçlarda da cumhurbaşkanını parlamento yüce divana gönderir mi? Gönderir, yeni sistemde. Bakın böyle bir yetki var. Bakın bu ne demektir? Tek adamı sarsıyor bu. Çok ciddi bir denetleme getiriyor ve tek adamı alt üst eder. Yeter ki o oranları tuttursun, tutturduğu anda kişisel suçlardan dolayı da Cumhurbaşkanını yüce divana gönderir, bu bir. İki, Hakimler Savcılar Kurulu var. Bakın bundan önce mesela ben onu size rakamlarla vereyim. Çok enteresan. Mesela Hakimler Savcılar Kurulu, 2010 öncesi 7 asıl, 5 yedekten oluşuyordu. Cumhurbaşkanı buradan 5 asıl, 5 yedek atıyordu, 2010 öncesi. Adalet Bakanı ve müsteşarı da 2. 7'yi oluşturuyordu. O zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi devrede yok, Adalet Akademisi devrede yok. 2010 sonrası yani şu anki durum, 21 asıl, 7 yedek. Türkiye Büyük Millet Meclisi yine devrede yok. Cumhurbaşkanı 4 tane atıyor şu andaki tabloda. Yargı, 14 asıl, 7 yedek atıyor Yargıtay ve Danıştay. Adalet Bakanı ve müsteşar yine 2 olarak var. Bir de Adalet Akademisi. 1 kişi oradan geliyor.

Şimdiki öneride ne var? İşte burası önemli. Şimdi üye sayısı Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun üye sayısı 13 oluyor. Yedek yok, 13 üye var. Türkiye Büyük Millet Meclisi kaç kişi atıyor? Yetkileri alınmış denilen Türkiye Büyük Millet Meclisi 7 üye atıyor. Cumhurbaşkanı yine 4 tane üye atıyor. Adalet Bakanı ve müsteşar 2, oldu 13. Hani Meclisin yetkileri alınmıştı? Anayasa Mahkemesinin oluşumunda da 2010 öncesi, 11 asıl, 4 yedek, 2010 sonrası şimdiki tablo, 17 üye, 3 üye Türkiye Büyük Millet Meclisinden geliyor. 14 tane cumhurbaşkanı atıyor. Geliyorum şimdi 2017 sonrasına, şimdi yapacağımız bu seçimle birlikte üye sayısı kaça düşüyor? 15'e. Niye düşüyor 15'e? 2 tane askeri üye var, askeri yargı kalkıyor ya, askeri yargı kalktığı için 2 üye de gidiyor ve cumhurbaşkanı burada 12 üye atama şansına sahip olacak ama Türkiye Büyük Millet Meclisi de burada ne yapacak? 3 tane üye atayacak."

- "5'TE 3 ÇOĞUNLUĞU ALAN SEÇİLİR"

Avrupa'da bu model ile ilgili değişik uygulamalar olduğunu dile getiren Erdoğan, "Benzer uygulamalar var. Oluşturulan bakanlar kurulu ile atamalar var. Çok değişik uygulamalar var." dedi.

Erdoğan, Mecliste üyelerin atama şekillerine ilişkin ise mecliste 5'te 3 çoğunluğu alan kişinin Hakimler Savcılar Kurulunda seçileceğini ve hepsinin isim isim oylamaya gireceğini, 5'te 3 çoğunluğu alanın Hakimler Savcılar Kuruluna seçileceğini söyledi.

Seçimlerin uzlaşmayı gerektireceğini ve AK Parti çoğunluğuyla bunun sağlanamayacağının altını çizen Erdoğan, şunları söyledi:

"Muhakkak yanına bir parti almış olacak, beraberce bir uzlaşma zeminini yapacaklar. Sonra mesela burada en önemli alımlardan bir tanesi, parlamento özellikle süreç içinde mesela seçimleri yenileyebilme noktasında böyle bir hedefi şansı var ama bunu yaparken tabii bir şey var. Yani Meclis yenilenirken, aynı şekilde cumhurbaşkanlığı da yenileniyor. İkisi aynı anda olacak bir şey. Yani birisinin olup, birisinin olmaması diye bir şey yok. Fesih diye bir şey yok, yenileme diyebiliriz, böyle bir şey var. Bu da tabii aynı anda, bir nevi erken seçim de denilebilir. 2 sandığın aynı anda gelmesi hem cumhurbaşkanlığı, hem Meclis. Yani 'Cumhurbaşkanlığı fesh edebilir' diyor. Edemez, böyle bir şey yok. Fesih diye bir mekanizma yok, ancak yenileme var. Şimdi bir cumhurbaşkanı durup dururken yani dertsiz başını derde sokar mı? Niye seçimlerin yenilenmesini istesin ki? Dünyada bunlar çok çok istisnai şeylerdir. Böyle bir şeyin olduğu anda iki sandık nereye gelecek? Ortaya gelecek. O şekilde olabilir, başka türlü olamaz. Bu da ne yapıyor? Parlamentonun nasıl bir yetkisinin olduğunu ortaya koyuyor."

-"MEVCUT YAPININ, VESAYETE CİDDİ MANADA KAPI ARALAYAN BİR ÖZELLİĞİ VAR"

Erdoğan, getirecekleri sistemin demokratik anlamda mevcut sistem ile mukayese bile edilemeyeceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Örneğin, sorumluluk meselesinde şunda ihanet-i vataniyeden ancak Cumhurbaşkanı yargılanıyor. Kişisel suçlarında dahi cumhurbaşkanını ne yapılıyor? Parlamento tarafından yüce divana gönderilebiliyor, olay bu kadar ortada. Herhalde bundan daha önemli bir denetim mekanizması olabilir mi? Kime verdi bu yetkiyi? Meclise verdi, parlamentoya verdi. Bundan önce böyle bir yetki yoktu ama Sayın Kılıçdaroğlu bunları hiç okumamış, görmemiş. Aç şu 18 maddeyi bir oku. Nerede acaba bu söylediği birçok şey var, ben anlamıyorum. Çünkü bu 18 maddeyi çok çalıştım, çok okudum ama bunun söylediği şeylerin hiç birini ben oralarda göremedim. Hala bakıyorsun aynı şeyleri devam ettiriyor. Bir de şu andaki mevcut yapının, bakıyorsunuz ki hakikaten vesayete ciddi manada kapı aralayan bir özelliği var. Bu onu da kaldırıyor. Hemen devreye giriyorlar, bunun da zaten faturasını çok ağır geçmişte ödedik. Niye hala bunların bedelini ödeyelim ki?"

- "GÜÇLÜ HÜKÜMETLER OLARAK GELDİĞİMİZ İÇİN VESAYET ODAKLARI FIRSAT BULAMADI"

Erdoğan, "Vesayet hala bitmedi mi?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi:

"Bir defa güçlü hükümetler olarak geldik. Güçlü hükümetler olarak geldiğimiz için o kadar vesayet odakları fırsat bulamadı. Bir koalisyon denklemi olsa orada hemen paylaşıma girerler. Nerede, nasıl bunları sıkıntıya sokarız, nasıl paylaşım yaparız, hemen bunun gayreti içine girerler. Biz bu fırsatı uyumlu ekiplerle olduğumuz için, biz şu 14 sene içinde başarılı bir şekilde hamdolsun sürdürdük. Aynen zayıf düşen bünyeye nasıl mikrop girer, orada hemen hastalık meydana gelirse...Bunların bakın şimdi, 1950'den itibaren şöyle bir alın. Ortalama 16 ayda bir hükümet. Bu tabii ortalaması yok da 25 günde hükümet de var. Hatta daha kısa süre içerisinde. Mesela biri Yalım Erez hükümetini hatırlayın. 'Kuramadım' diyor hükümeti. Bunları yaşadık. Bizler artık bunları yaşamak istemiyoruz. Biz bu adımı atarken özellikle diyoruz ki, mesela bizim dışımızda Avrupa'da bakıyorsunuz, biz 50'den bu yana 48 hükümet kurmuşken, bizim dışımızda ikinci sırada en fazla hükümet kuran ülke Almanya 28 tane hükümet kurmuş. Biz niye bu duruma düşelim? İşte biz bunları aşalım istiyoruz ama bizim şu anda aramızdaki sıkıntının olmayışı sistemden gelen bir şey değil, aynı ekolün insanları olduğumuz için böyle bir sıkıntıyı biz yaşamıyoruz. Onun için de şu 14-15 yıl Türkiye'de bir istikrar ve güven dönemi oldu."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine ilişkin, "Şu anda güçlü bir sistem oturtursanız, gelen kişi kim olursa olsun nereye uyacaktır? O sisteme uyacaktır. O sisteme uyacağı için de o oturmuş, ülkeyi uçurmayı sağlayan sistem, kişi de ona uyacağı için çok daha verimli bir şekilde, istikrar ve güven ortamında ülkenin kalkınmasını sağlayacaktır." dedi.

16 Nisan'daki halk oylamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, "Şu anda güçlü bir sistem oturtursanız gelen kişi kim olursa olsun nereye uyacaktır? O sisteme uyacaktır. O sisteme uyacağı için de o oturmuş, ülkeyi uçurmayı sağlayan sistem, kişi de ona uyacağı için çok daha verimli bir şekilde, istikrar ve güven ortamında ülkenin kalkınmasını sağlayacaktır." diye konuştu.

Erdoğan, partili cumhurbaşkanlığı konusunda ise şunları söyledi:

"Her şeyden önce şunu iyi görmemiz lazım. Cumhurbaşkanını bir kenara koyalım. Şu andaki yapıda cumhurbaşkanı çok açık ve net söyleyeyim, icrai görevi olan bir kişi değildir. Yürütme teklifini yapar atamalarda, cumhurbaşkanı da onu onar. Yasama organı gönderir, cumhurbaşkanı onamak durumundadır. Onamadığı takdirde yasama organı ısrar ederse, yasama organının ısrarı geçerlidir. Aslında cumhurbaşkanı bir yerde adeta bir süs eşyası gibidir. Çünkü icrai bir şeyi yok. Bu yeni olayda, millet seçtiği için bir güç getiriyor. Milletin vermiş olduğu bana tabii ki bir güç var. Fakat, bu güç yasalar manzumesi içerisinde yerini almıyor. Bu nedir? Sayın Bahçeli'nin de ifade ettiği gibi 'Fiili bir durumu...' Böyle bir durum var. Buradaki atılacak adım, bunu bir düzene sokmak. Ben bugün varım, yarın yokum. O ayrı mesele. Partili cumhurbaşkanlığı, bunu da bilmesi lazım Kılıçdaroğlu'nun. Bilmez. İlk defa şu anda bizim bu düzenlememizle gelmiyor. Ben bazı ülkeleri örnek olarak vereceğim. Amerika, Fransa, Rusya, Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Arjantin bunların hepsi partilidir. Direkt partili olanı var, dolaylı partili olanı var."

Söz konusu partili cumhurbaşkanlarının güçlerini partilerinden aldığını dile getiren Erdoğan, ABD Başkanı Trump'ın Cumhuriyetçiler'in lideri olduğunu hatırlattı.

- YAZILI ÖNERGE

Erdoğan, yeni sistemle cumhurbaşkanının gücünü partisinden alacağını belirterek, şöyle konuştu:

"Partisinden tüm milletvekilleriyle beraber özdeş hale gelecek. Böylece adımlarını atacak. Son zamanlarda (Kılıçdaroğlu) bir örnek veriyor. 'Diyelim ki filanca köyün filanca ilçenin yolu vesairesi bozuk. Bundan sonra bunu yapamazsınız.' diyor. 'Böyle bir şey olduğu zaman muhalefet partisi gelir, Meclis'te kürsüye çıkar. Benim ilimin filanca ilçesinin filanca köyünün yolları bozuk. Sayın bakan bunu ne zaman düzelteceksin diye sorar. Bakan orada çıkıp ona cevap vermek durumundadır.' diyor. Şu anda parlamentoda adeta şova dönüştürülen bu soru önergelerini biz, yazılı önergeyle çözüyoruz. Bu yazılı önergeye de bu sistemde bakan yazılı olarak bunun cevabını verecek. Bu mekanizma oturduğu sürece o cumhurbaşkanı ne yapabilir? Bir sonraki seçimde halkının karşısına nasıl çıkabilir? Yoksa adamı rezil ederler."

Soru önergesinin her şey olmadığını aktaran Erdoğan, burada aslolanın halka kendini kabul ettirmek için halka hizmet götürmek olduğunu kaydetti.

- FEYZİOĞLU'NUN "HAYIR" KAMPANYASI YÜRÜTMESİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu'nun "Hayır" kampanyası yürütmesi ve TBB internet sitesinde yer alan "Derdimiz anayasa mıydı?" başlıklı paylaşım hakkında yöneltilen soruyu cevapladı.

TBB'nin yasayla kurulan bir örgüt olduğunu hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Barolar Birliği Başkanı güya hukuk profesörü. Sözde hukuk profesörü. Böyle bir açıklamayı yapması bu işin ne kadar gerisinde olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Her şeyden önce böyle bir adım ülkenin bölünmesine neden sebep olsun? Bir defa, Türkiye'de şu anda atılan adımda, kimse kalkıp da 'Ben, buranın hakim unsuruyum.' diyemez. O, bir şeyi karıştırdı. Karıştırdığı nedir? 1940'lı yıllarda hatırlar mısınız? CHP'nin il başkanları aynı zamanda o ilin valisiydi. Ey Metin Feyzioğlu, sen herhalde bununla karıştırdın. Yanlışlık yapma, burayı düzelt. Öyle ilçeler, iller, bunlar neden kalkıp da böyle... Bunu hangi maddede gördün? Bu 18 maddenin hangisinde nerede var böyle bir şey? Olmayan bir şeyi nasıl söylüyorsun? İnsan utanır. Sözde profesör, sözde barolar birliğinin başkanı. Bir il barosunun başında değilsin. Türkiye Barolar Birliğinin başındasın. Bunu siyasi hırsına alet edemezsin. Böyle bir yetkin yok. Aslında bir suç da işliyor. Bununla da kalmıyor, terör örgütleriyle Avrupa'da kampanya yapıyor. Bölücülükse, orada bölücü terör örgütüyle kol kola girmesi suretiyle böyle bir suça irtikap ediyor. CHP 1940'lı yıllarda... Bunu özellikle gençliğe söylüyorum. İl başkanları o illerin valisiydi. AK Parti hiçbir zaman demokratik olmayan yollara tevessül etmemiştir. Yasalar ve anayasa neyi emrediyorsa biz onunla hareket ettik ve onunla da bugünlere geldik. Şimdi o, kendisi herhalde bir siyasi partinin başkanlığına oynuyor ki... Bundan başka bir şey anlaşılmaz."

Erdoğan, il barolarından bazılarının bu durumdan rahatsız olduğunu belirterek, "Bazı il baroları bir araya gelmek suretiyle yaptıkları açıklamalar var. 'Sen bizi bu işe nasıl karıştırıyorsun, bizim adımıza böyle bir açıklamayı nasıl yaparsın, Türkiye'de nasıl bölgesel dolaşmalar yapar ve yurt dışına gidersin?' Tabii bu özellikle şüphesiz 16'sından sonra çok daha farklı gelişmelere de bu tür adımlar vesile olacak. Çünkü hakkı olmayan birçok şeyleri hak edinmişti. Birçok insan orada baro faaliyetleri içerisinde yer alamıyor, bu tür insanlardan dolayı. Bunları da masaya yatıracağız." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun kontrollü darbe iddiasına ilişkin, "Tankları gördüğünde oradan kaçmayıp milletimizin arasına karışmış olsaydı, bu konuda konuşmaya hakkı olurdu ama kendisi kontrollü koltukta oturduğu için her şeyin böyle olduğunu sanıyor. Çünkü FETÖ'ye prim ödemesi lazım, bedel ödemesi lazım. Çünkü FETÖ'nün şu anda ortaya koyduğu bazı unsurlarla oraya geldi. Çünkü bu bir kaset genel başkanıdır. O kasetler olmasaydı bugün Kılıçdaroğlu diye birisi şu anda CHP'nin başında olmayacaktı. Ve 15 Temmuz darbesinin ne olduğunu gece izleyen, 29 gün boyunca ülkesini savunan milletimiz çok iyi biliyor." dedi.

Kanal 7 ve Ülke TV ortak canlı yayınına katılan Erdoğan'a, CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt'un "Diyelim ki 'evet' çıktı. Kimse heveslenmesin. Biz yine Samsun'dan başlarız, Amasya'ya gideriz, Sivas'a gideriz, Ankara'ya geliriz. Buradan İnönü'ye, Sakarya'ya, Dumlupınar'a... Ulan sizi İzmir'e kadar kovalamazsak anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın. Sizi de sizin yedi göbek sülalenizi de bütün emperyalistleri de yine İzmir'den denize dökeriz." sözleri hatırlatıldı.

Bozkurt'un sözlerinin kabul edilemeyeceğini aktaran Erdoğan, "Her şey açık ve net ortada. Bir defa bu adam dört dörtlük cahil bir adam. Hiç mi hiç ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Bir defa bu ülkede 'evet' diyeni sen Yunan'a benzetemezsin. Biz bununla ilgili davayı açıyoruz zaten. Belki de arkadaşlar açtılar. Öyle peşi bırakılacak bir şey değil. Sayın Kılıçdaroğlu'nun yapması gereken, kesin ihraç istemiyle partisinden uzaklaştırmasıdır. İki de bir kalkıp 'partimiz bizim Atatürk'ün partisidir, şöyledir böyledir.' Sen Atatürk'ün partisinde nasıl bu ülkeyi bölme gayreti içerisinde olan insanları topluyorsun ya? Seni Samsun'a sokmazlar. Bu adamı Samsun'a sokmazlar. Hem de böyle bir yolculuğa çıkacaksın, Samsun'a geleceksin. Benim o Samsunlu kardeşlerim seni Samsun'a sokmaz, seni Amasya'ya sokmaz, seni kalkıp da oralardan Sakarya'ya giremezsin bile. İzmir'den dökecekmiş. Neyi döküyorsun ya?" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun katıldığı bir TV programında "Hüsnü Bozkurt'un sözleri çarpıtıldı" sözlerinin yeniden dinletilmesi üzerine, konuşmasına şöyle devam etti:

"Burada çarpıtılan falan bir şey yok. İşte gösterdiniz. Başka kanallarda da birkaç kez bunu dinledik. Böyle bir saçmalık olur mu? Ama bizim ve arkadaşlarımızın hiçbirisinin ağzından 'hayır' diyenleri 'herhangi bir yerden denize dökmek' diye bir şey duydunuz mu? Hatta ben şunu da söyledim. 'Biz onlar için bir siyaset müzesi kurarız, onlar da orada gayet güzel objeler olarak kullanırız' dedim. Bu işte hukuki anlamda neyse bizim haklarımız, bunları sonuna kadar kullanırız ama benzer bir şeyi Baykal da söyledi. O da tersten yaklaşımla. 'Denize dökmüş gibi hissederiz kendimizi' diye tersten bir yaklaşımla. 'O kadar mutlu oluruz' havasına girdi o da. Yılların bu kadar tecrübeli siyasetçisi olmasına rağmen, o da bu gafı yaptı ve Kılıçdaroğlu da farklı bir şekilde ipe un seriyor. Hiç boşuna ipe un serme. Bunların olmasında da hayır var. Niye? Benim halkım, sağduyu sahibi vatandaşım, bunları dinleye dinleye zaten inşallah 16 Nisan'da sandığa gidecek ve sandıkta da 'evet' mührünü Allah'ın izniyle basacaktır. Tercihi bu istikamette kullanacaktır diye inanıyorum."

- "KONTROLLÜ DARBE" İDDİASI

Kılıçdaroğlu'nun "kontrollü darbe" iddialarını da eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, her şeyden önce bunun çok çok iddialı bir ifade olduğunu anlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"(Kılıçdaroğlu) Yani 15 Temmuz gecesi İstanbul Havalimanı'na geldi, oradan geleyim bu işe geniş alayım. Saat 11.30'da falan 23.30'da oraya gelmiş. Ben tabii 01.30 gibi o civarlarda geldim ve bunu birkaç yerde söyleyince dün akşam kendisine bu da soruldu. Şu söylediği şey çok manidar. Diyor ki; 'İşte cumhurbaşkanı bana haber verseydi ben de Yeşilköy'de olurdum.' Ben genel bir çağrı yapmışım. Ben kalkıp tek tek herkesi arayacak halim olabilir mi? Siyasi tarihten de bihaber ve bu çağrıyı cumhurbaşkanı olarak, cumhurun başı olarak yapmışım ve 'meydana' demişim ve kendim de bulunduğum yerden bir an önce nasıl çıkacağım? Hangi istikamete gideceğim? Ankara'mı, İstanbul mu? Bir taraftan da Enerji Bakanımız Berat Bey'le bunları konuşuyoruz. Eşim, kızım, torunlarım bunlar da yanımızda ve hemen orada 'bir dar kapsamlı bir basın toplantısı, basın açıklaması yapalım' dedik. Tabii o yayınlanmadı. Ancak FaceTime ile yaptığımız çağrı karşılık buldu. Şimdi benden önce havalimanına iniyorsun. Orada binlerce, on binlerce kalabalığı görüyorsun. Niye oradan hemen Bakırköy Belediyesine, belediye başkanının evine gidiyorsun da sen, orada kalmıyorsun? Bir zamanlar 'Türkiye'de darbe yapılacak olsa tankın üzerine ilk çıkacak olan benim' diye biliyorsunuz sözleri vardı. Gereğini yapsaydın. Orada tanklar olduğunu da kabul ediyorsun. Sen de bir tankın üzerine çıksaydın. Şu andaki konumdan çok daha farklı yerde olurdun. Ben de saat 01.30'da oraya geldim. F-16'lar üzerimizden alçak uçuş yapıyorlardı. Helikopterler hakeza öyle ve orada ben vatandaşlarımla beraber oldum. Ertesi gün öğleye kadar da orada kaldım ve oradan bütün operasyonları biz İstanbul Valimiz ve 1. Ordu Komutanı Ümit Paşa ile beraber yürüttük. Oradan yürüttük. Siyasetçiye yakışan budur. Sen kalkıp da orada bir tepenin arkasına saklandığın zaman, millet dağın arkasına saklanır ve bunu bilen olduğumuz için biz bir tepenin arkasına saklanmadık, meydanda kaldık ve orada olan benim bütün halkım, ölümüne ve hiç tereddütsüz orada yaşadı."

Kılıçdaroğlu'nun "Eğer koruma müdürleri, benim koruma müdürlerimi arasaydı, bizi haberdar etseydiler, ben de gelirdim" sözlerini hatırlatan Erdoğan, "Şu hale bak ya. Yani böyle bir laubali bir yaklaşım tarzı olabilir mi? Ve bir taraftan da tabii olayı tutuyor şimdi, kontrollü bir darbe girişiminden bahsediyor. Yani eğer orada kalsaydı kendisi o gece. Tankları gördüğünde oradan kaçmayıp milletimizin arasına karışmış olsaydı, bu konuda konuşmaya hakkı olurdu ama kendisi kontrollü koltukta oturduğu için her şeyin böyle olduğunu sanıyor. Çünkü FETÖ'ye prim ödemesi lazım, bedel ödemesi lazım. Çünkü FETÖ'nün şu anda ortaya koyduğu bazı unsurlarla oraya geldi. Çünkü bu bir kaset genel başkanıdır. O kasetler olmasaydı bugün Kılıçdaroğlu diye birisi şu anda CHP'nin başında olmayacaktı. Ve 15 Temmuz darbesinin ne olduğunu gece izleyen, 29 gün boyunca ülkesini savunan milletimiz çok iyi biliyor." dedi.

"Şimdi burada bir şeyi çok samimi ortaya koymak lazım. O da şu. Çıkıyor, belgelerden bahsediyor, konuşuyor. 'Yanımda değil' diyor, bir de 'soru ile cevabını onlar versin' diyor." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ya sen elinde dosya varsa, demek ki bunun bir cevabı da var. O zaman bunu söyle ve kontrollü darbe olayı bundan önce FETÖ'nün ifadesi. Onun tarzı. Oradan alıntı yapıyorsun, bunu kullanıyorsun. Şimdi burada öyle bir şey var ki öyle bir belge elinde yok, ileri sürüyorsun, arkasına sığınıyorsun. Ve cevabı da Sayın Yıldırım'dan bekliyor. Cevabını ondan niye bekliyorsun? Açıkla işte. Her şey elinde madem açıkla. Şimdi ben diyorum; 'Şayet elinde belge var da bunları savcılığa vermekten imtina ediyorsa, bu durumda ülkeye ve millete bu adam ihanet ediyor.' Çünkü bu işin merci neresi? Yargı. Mesela bir ifade daha kullanıyor. Bu daha çirkin, bu hakikaten yenilir, yutulur şeyler değil. Diyor ki; 'bu darbenin arkasında ve birçok şeyin ortaya çıkmaması için cumhurbaşkanı ve başbakan özel bir gayret gösteriyor' diyor. Şimdi kusura bakmayın da bu terbiyesizliktir. Terbiyesiz, böyle suçluyor. Şu anda binlerce insan, o gecenin faili olan bunlar cezaevinde değil mi? Bu cezaevlerinde olanları, sen mi oraya soktun. Bu cezaevlerinde olanları yürütme olarak şu anda hükümet ve bizler, müşterek yaptığımız çalışmalarla toparlayıp içeri soktuk. Silahlı Kuvvetlerin içerisinde olanlar, emniyette olanlar, devletin bütün kademelerin de olanları toparlayıp oraya sokan biz değil miyiz? Kaldı ki elinde yok. 2016'dan bahsediyor ve yok bilmem nereden bahsediyor ve utanmadan bir de şunu söylüyor."

Kılıçdaroğlu'nun "Ben bunu, bu şehitlerimize sahip çıkmak için bunu yapıyorum." sözlerini de eleştiren Erdoğan, "Lafa bak ya, şehitlere saygısızlığı çok açık, net ortaya koyuyorsun. Ondan sonra da 'sahip çıkmak için yapıyorum' diyorsun. Sahip çıkıyorsan niye havaalanından kaçıp gittin? Orada dursaydın. Ve diyorum ki, çok açık ve net. Elinde belge, bilgi varsa istediğin yargı mekanizmasına bunu ver. Ver ki yargı bunu takip etsin. Orada da kaçamak yapıyor." şeklinde konuştu.

BİZE ULAŞIN