Vesayetçi zihniyetin son kalesi Mimarlar Odası!

Vesayetçi zihniyetin son kalesi Mimarlar Odası!

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tüm Türkiye ile paylaşılan yeni Atatürk Kültür Merkezi binası projesi toplumun geniş bir kesiminin beğenisini topladı. Ancak bir meslek odası, Türkiye’nin yararına olacak her projede olduğu gibi AKM projesini de durdurmaya hazırlanıyor. Bugün Cumhurbaşkanı’nın “Bunlar bize 10 yıl kaybettirdi” diyerek tepki gösterdiği Mimarlar Odası gibi meslek kuruluşları anti-demokratik yapıları ile vesayetçi devlet anlayışının son kalesi olarak varlığını sürdürüyor.

  • Gündem
  • Çarşamba 08.11.2017 17:41

Aktuel.com.tr yazarı İdris Kardaş bugünkü yazısını Mimarlar Odası ve ideolojik meslek kuruluşlarına ayırdı.

MİMARLAR ODASI HARİÇ HERKES TATMİN OLDU

Atatürk Kültür Merkezi konusu nihayet gündemimizden düşmek üzere yola çıktı. Birçok farklı kesimin kendi hassasiyetlerini yükledikleri bu yapı üzerine çokça yazıldı çizildi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tanıttığı yeni AKM binasının tanıtım toplantısına katılan sanatçılar, katılmayıp uzaktan yorum yapanlar, yazarlar, akademisyenler velhasıl bu konuda hassasiyet gösteren birçok kesim tatmin oldu. Bir kurum hariç; "mimarlar odası".

SIRA MESLEK ODALARINA GELDİ

Yakın zamanda hükümet sistemimiz değişti, yakında uyum yasaları da gündeme gelecek, siyasi partiler yasası, seçim yasası gibi birçok konu reform sürecinden geçecek, değişecek ve böylelikle daha demokratik bir temsil ve katılımın yolu açılmış olacak. Dolayısıyla bu süreç, meslek odalarının durumlarını konuşmak için iyi bir fırsat olabilir aslında. Artık daha demokratik bir Türkiye için, köhnemiş ve anti demokratik özellikler barındıran bir yapının reform sürecinden geçirilmesi kaçınılmaz.

Mimarlar Odası yeni AKM'ye karşı!

MESLEK ODALARI İTALYAN FAŞİZMİNİN YAPI TAŞLARIYDI

Meslek odaları, İtalyan faşizminin temellerini oluşturan korporatist devlet modelinin en önemli yapı taşlarıdır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında tek partili bir siyasi hayat ve Komünizm tehlikesinin yüklediği şartlar neticesinde bu model esas alınmıştı. Şartlar bunu gerektiriyordu demiyorum ama o dönem bu model tercih edilmişti. Bu da; toplumun sınıf esasına göre farklılaşmasının mümkün olmadığını ancak meslek temelinde farklılaşabileceğini dayatıyordu.

BASKICI DEVLET ANLAYIŞI DAYATIYOR

Çok derinleşmeden şöyle özetlemek gerekiyor. Meslek odaları, dönemin şartlarıyla sonucu rejimin temelini oluşturan, "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış toplum" modelinin tüm baskıcı unsurlarını bünyesinde barındıran bir modelin ürünüdür. Mussolini döneminde İtalya'da uygulanmış, 27 Mayıs darbesinden sonra "ilerici" cunta tarafından anayasal olarak tanınmış ve desteklenmiş yapılardır. Hal böyleyken, meslek odalarının görevi değilken neden sürekli kendince "rejimi" kollama ve koruma görevi üstlenmeye çalıştığını, (Burada korumaya çalıştığı rejim Cumhuriyet değil, baskıcı ve tek tipleştirici bir devlet pratiğidir.) baskıcı ve totaliter ve tek tipleştirici devlet anlayışını dayattığını daha iyi anlayabiliyoruz.

BAŞÖRTÜLÜ ADAYIN VARLIĞINA BİLE TAHAMMÜL EDEMEMİŞLERDİ

Geçtiğimiz yıllarda başörtülü bir başkan adayının adaylığını bile kabul etmeyen, referandumlar dahil siyasi tüm olaylarda aktif pozisyon belirleyen, bünyesindeki tüm farklılıklara rağmen bunları rahatlıkla yapabilen bu yapılar; vesayetçi devlet anlayışının son kalesi olarak kafasını her fırsatta çıkarıyor.

DEMOKRATİK OLMAYAN KURULUŞLAR

Meslek odaları hem yönetimsel olarak hem pratik davranışları bakımından demokratik olmayan kuruluşlar maalesef. Zorunlu aidat ile mesleğini icra etmek isteyen herkesin mecburi bir şekilde üye olması gereken bu yapılar, her siyasi kesimden insanlar üzerinden kendine siyasi bir rol üstleniyorlar. Bununla birlikte sivil toplum kuruluşu olarak da adlandırılmaları tam bir garabet. Zira gönüllülük esasına dayanmıyorlar. Bu da demokrasiler için değerli bir katkı olan gerçek sivil toplum hareketlerinin gelişimini yıllardır engelliyor.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Böyle yapa yapa 10 yılımızı yediniz

BİZE ULAŞIN