Kadınlar gününde çok anlamlı bir yazı

Fikriyat.com yazarı Prof. Ekrem Demirli bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Kuran’da geçen Hz. Adem ve Havva kıssasının oryantalistler tarafından çarpıtıldığına vurgu yapan Ekrem Demirli, Hz. Muhammed’in kadına verdiği değeri dikkat çekici örneklerle anlatıyor. Ekrem Demirli’nin yazısı şu sözlerle son buluyor: “Günümüzde Müslümanların en ciddi sorunlarından birisi, İslam'ın güç merkezli dünyayı değiştirmesinin umdesini teşkil eden Adem-Havva hikayesini yeniden yorumlamanın zaruretidir. Müslüman entelektüeller insanın –kadın ve erkek- yeryüzündeki serüvenini tekrar ele alarak hayatın muhtelif cihetlerindeki sorunları bu gözle tartışmak, buradan hareketle yeni bir insan tanımı bulmak zorundadır. Bunu yapmadığımız zaman ise farkında olarak veya olmayarak geçmişin adetlerinin veya 'doğu' geleneklerinin erkek-kadın telakkilerini din olarak anlatmayı sürdüreceğiz.”

Kadınlar gününde çok anlamlı bir yazı

İŞTE FİKRİYAT.COM YAZARI EKREM DEMİRLİ'NİN YAZISINDAN BAŞLIKLAR

Müslümanlar yersiz ithamlara hiçbir zaman başlarını kaldırarak soğukkanlı bir şekilde şunu soramadılar: "Evet! Hz. Peygamber evlenmiştir, evliliği tavsiye etmiştir, aile kurmanın sadece yeryüzündeki hayırlarını değil, Allah'ı tanımadaki bereketini bize anlatmıştır. Kemale ermek ile kadından uzaklaşmak arasında hiçbir ilişki bilmiyoruz. Kadının suçu nedir ki ondan uzaklaşacağız ve onu aşağılayacağız? Hal böyleyken siz niçin kadını erkeğe düşman telakki ettiniz?' Mesele ağaca yaklaşmama emrini ihlal ise Adem ile Havva birlikte yasağı ihlal etti ve sonra da birlikte tövbe ederek temiz bir şekilde Allah'a döndüler. Havva'yı İblis'e katan, onun işbirlikçisi haline getiren vehmi siz hangi kitaptan öğrendiniz?"

Bu soruları sorabilecek bir aklı ve cesareti bir türlü bulamadık; öyle görünüyor ki uzun bir süre daha bulamayacağız! Bunun yerine karikatürleri çizenlerin ilkel dürtülerine karşılık vererek kışkırtmalara geldik, İslam dünyasında onlarca insanın ölümüne yol açan hadiseler yaşandı. Halbuki ısrarla şunu anlatmamız gerekirdi, hem kendimize ve bizi böyle bir girdaba sürükleyenlere: Hristiyanlık kadim gelenekler ve pagan inançların etkisi altında yeryüzüne kurmaca bir Adem-Havva hikayesi anlatarak insanın ufkunu daralttı, sonra kendisi de bunu sahiplendi. Bu inanç Tanrı-İblis, Adem-Havva, ruh-beden, ahiret-dünya karşıtlıkları üzerinde şekillenmişti. Cazibesi ise gerçekliğinden değil karşıtlık kurmadaki göreceli başarısından geliyordu. Helenistik felsefelerin erkeği yücelten -ki erkeği yüceltmek güce tapmak demektir- iddiaları da bunlara eklendi. Hz. Peygamber ise pagan karakterli inançların hepsini ayakların altına iterek kadın ile erkeği ayırmadan dikkatimizi insan olmanın anlamına çekti: insan olmak kadın ve erkek olmaktan önce gelen asıl ve müşterek paydamızdır. Biz Müslüman isek insanlıkta müşterek olduğumuzu bilerek yeryüzünde yaşamalıyız. Erkek ve kadın olmak insanlığın hakikati, onun iktiza ettiği sorumluluklar ve neticede erebileceğimiz kemalde değil, yeryüzündeki görevlerimizde ayrıştıran 'arızî' iki durumdur.

Hz. Peygamber bize bunu talim etti ve bu ideal üzere yaşamanın örneği olarak da onu gördük: Halbuki yapılabilecek daha kolay iş, geleneksel erkek-kadın ayrımını koruyarak kaba-güç merkezli dünyanın sürdürülmesiydi. İslam Hristiyanlık gibi bulduğu dünya ile uzlaşmak ve onu onaylamak yerine, dünyayı değiştirmeyi tercih ederek insana yokuş tırmanmayı gösterdi. Geleneksel dünyada herkes güce hizmet ettiği ölçüde yer bulabilirdi kendine: zayıflar, hastalar, kölelerin orada bir yeri ve anlamı yoktu. Kadınlar ise ya doğuran veya erkekler için haz unsuru olarak yer bulabilirdi. İslam bu bakış açısını temelden değiştirirken nehri tersine akıtmak zorunda kaldı.

Günümüzde Müslümanların en ciddi sorunlarından birisi, İslam'ın güç merkezli dünyayı değiştirmesinin umdesini teşkil eden Adem-Havva hikayesini yeniden yorumlamanın zaruretidir. Müslüman entelektüeller insanın –kadın ve erkek- yeryüzündeki serüvenini tekrar ele alarak hayatın muhtelif cihetlerindeki sorunları bu gözle tartışmak, buradan hareketle yeni bir insan tanımı bulmak zorundadır. Bunu yapmadığımız zaman ise farkında olarak veya olmayarak geçmişin adetlerinin veya 'doğu' geleneklerinin erkek-kadın telakkilerini din olarak anlatmayı sürdüreceğiz.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYINIZ

BİZE ULAŞIN