Mehmet Uğur DİLİPAK: İstiklâlin ve istikbalin şehri

Maraş Türkiye'nin kalem kaşıdır
Maraş Türkiye'nin köşe taşıdır
Maraş tarihleri inşa ettiren
Koca Sinanların ustabaşıdır.
ARİF NİHAT ASYA

Mekânı şereflendirenler içinde yaşayanlardır.
Maraş, Maraş halkıyla özdeşleşip bir Maraş ve Maraşlı kimliğini oluşturmuştur.
Kahramanmaraş Evliya Çelebi'nin deyimiyle "şehr-i Maraş-ı atik", "vilayet- i kadim"dir. Hititlerden Romalılara;
Selçuklulardan Osmanlı'ya; Osmanlı'dan Türkiye'ye kültür değerlerini muhafaza ederek tarihin her devrinde kendine has duruşunu hiç bozmamış, hep kendi dinamiklerinden ilham alan bir şehir olmuştur.
Zamanın raksına eşlik ederek değerlerini korumuştur. Gelişirken, ilerlerken değişmemiş, kendi öz kimliğini koruyan ender yerleşim yerlerinden olmuştur. Bu nedenledir ki TÜİK'in 2016 yılı verilerine göre Türkiye'de en güvenli ve yaşanılabilir 4. il olarak tescillenmiştir.
Evliya Çelebi 17. Yüzyıl'da kaleme aldığı Seyahatname'sinde "Bu şehrin havası ve suyunun güzelliğinden halkının benzi kırmızıdır. Çok zeki bilginleri vardır. Halkı misafirperverdir" diye bahseder. Maraş halkı millet-i necibedir.
Hacca gidenlere su ve yiyecek tedarik eder. İnsanları gururludur fakat kibirli değildir.
Şehir Ahır Dağı'nın eteklerinden kıbleye doğru uzanmıştır. Halk yönü kıbleye dönmüş gönlünü Allah'a adamıştır.
Adanmışlık ruhu "İsmail"î teslimiyet "İbrahim"ce samimiyet vardır Maraş halkında.
İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Ersoy'un şiirinde dile getirdiği gibi Maraşlı hiçbir zulmü alkışlamamış zalimi asla sevmemiş, üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapmamıştır.
Doğduğundan beridir âşıktır istiklale.
Ona hiç tasmalık etmiş değildir altın lale.
Bu yönünü tarihin çeşitli dönemlerinde gösterdiği gibi Kurtuluş Savaşı'nda da göstermiştir:
I. Dünya Savaşı sonrasında müttefikler yenilince Osmanlıyla yapılan Mondros Mütarekesi neticesine göre 2 Şubat 1919'da İngilizler Maraş'ı işgal ederler. İngilizlerin Maraş'ı işgali 8 ay sürer. İngiliz birliğinde Hintli Müslümanların olması ve ince İngiliz siyaseti neticesinde Maraş ahalisiyle fazla bir sataşma yaşanmaz.
29 Ekim 1919 Çarşamba günü, İtilaf devletlerinin kendi aralarında yaptıkları antlaşma neticesinde İngilizler şehri Fransızlara devrederler. Fransızlar Ermeni lejyonerleriyle şehri İngilizlerden devralırlar. Ermeniler Fransızların şehre gelmesiyle iyiden iyiye azarlar, şehir halkına olanca eziyet etmeye başlarlar.
Maraş içten içe kaynamaktadır. Sabır taşı çatlamak üzeredir. Hamamdan çıkan bacılarının peçesine uzanan eli Sütçü İmam kırmıştır.
Fransız komutanının dans teklifine Ermeni kızı Helena kaledeki Türk bayrağını indirirse kendisiyle dans edeceğini söylemesi üzerine kaledeki şanlı bayrağımızı indirerek kendi bayraklarını diktiler.
Helena emeline ermişti görünüşte.
Maraşlı başını kaldırınca kalede bayrağını görmeliydi. 28 Kasım 1919, günlerden Cuma... Bayrağı kalede göremeyen Avukat Mehmet Ali Kısakürek halkın duygularına tercüman olan yazısını "Âlem-i İslâm'a Hitap" başlığıyla kaleme aldı ve şehrin muhtelif yerlerine astırıldı:
Ey millet-i necibe-i Osmaniye, vaktine hazır ol. 1300 küsür seneden beri Hz.
Allah'ı ve Peygamber-i Zîşan'ının hizmetine razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kalenin burcu bârûsundaki Al Sancağın bugün Fransızlar tarafından indirilip, yerine kendi bandıraları konuldu. Şimdi acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslâm gayreti hiç mi yok! İğtişaş arzu etmeyin. Yalnız pür vekar ve azamet olarak ol Al Sancağımızı geri yerine koyalım.
Tekrar kemal-i mehabetle yerlerimize avdet edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz.
Sen mütevekkilen Alellah kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti, hatta bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol." 28 Teşrin-i Sani 335 Kalenin burcunda bayrağını göremeyen ve bildiriyi okuyan halk akın akın Ulu Cami'ye geldi. Rıdvan Hoca'nın minbere çıkıp kalede düşman bayrağı dalgalanırken Cuma namazı kılmak caiz değildir demesiyle Allah Allah nidalarıyla Ulu Cami'den kaleye insan seli akmış ve şanlı bayrağımız kalenin burçlarına bir daha ebediyen inmemek üzere tekrar çekilmişti.
12 Şubat 1920 tarihine kadar çatışmalar sürdü ve Fransızların peşlerine Ermenileri de katarak güzel şehrimizi terk edip gitmesiyle Maraşlı adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Kendini kurtarmakla kalmadı, çevre vilayetlere de yardıma koştular.
Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale şehitleri için yazdığı şiiri Maraş halkı için de karşılığını bulmuştur diyebiliriz:
"Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek." Kahramanmaraşlı: "Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzar olamaz." Diyerek son sözü söylemiştir.
5 Nisan 1925 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından "Kırmızı Şeritli İstiklal Madalya"sıyla taltif edilmiş ve 7 Şubat 1973 tarihinde 1657 sayılı kanun ile ismi Kahramanmaraş olarak değiştirilmiştir.
Kahraman şehrimizin kahramanlıklarından hangisini anlatayım;
Düşmana ilk kurşunu sıkan Sütçü İmamı mı?
Kocası şehit olunca onun tüfeğini alıp Millî Mücadeleye katılan Maraş'ın savunulmasında evinin yanındaki cephaneliği yakmak için kendi evini yakan düşman birliklerinin mevzilendiği kiliseyi nasıl ele geçiren Senem Ayşe'yi mi?
Fransız işgal birlikleri komutanı Guvernör Andre'ye Maraşlının kim olduğunu haykıran Aşıklıoğlu Hüseyin'i mi?
Maraş'ın manevi mimarı Ali Sezai Efendi'yi mi?
Kalede düşman bayrağı dalgalanırken cuma namazı kılınmaz diyen Rıdvan Hoca'yı mı?
Çete birliklerini komuta eden Aslan Beyi mi?
O gün evinde bir tas çorbasından başka bir şeyi olmadığı halde Ermeni Hırlakyan'a "Beyim ben Müslüman kardeşimin soğanının kapçığına muhtacım ama senin çil çil altınlarına muhtaç değilim." (Bugün kardeşlerinin bağrına çomakla vuranlara; dilini, dinini, ilini, töresini, ülkesini, tarihini satanlara inat!) "Bu din bahsidir davulumun kasnağını altınla doldursanız bu çomak bu davula vurmaz. Ben kardeşlerimin bağrına çomak vuramam." diyen Abdal Halil Ağa'yı mı?
Mıllış Nuri'yi mi, Yörük Selim'i mi, Evliya Efendi'yi mi, Doktor Mustafa'yı mı, Avukat Mehmet Ali Kısakürek'i mi, Muallim Hayrullah Efendi'yi mi, Ökkeş'i mi daha isimlerini burada sayamadığım Milli Mücadele kahramanlarımızı mı?
Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yurt içinde ve dışında vatanımızın müdafaası için göğsünü siper eden yüzlerce şehitlerimizi mi?
Rabbim ebeden onlardan razı olsun.
Tarih sahnesinde birçok kahraman vardır ancak her ferdiyle kahraman ola dünyada tek şehir vardır o da Kahramanmaraş'tır. Esasen 15 Temmuz 2016'da; ülkemizin her ferdi Fransız komutanına kafa tutan Aşıklıoğlu Hüseyin gibi milletimizin üzerine bomba yağdıran jetleri, tankları, kullanan hainlere karşı dimdik durmuştur. Darbeci hain generali vurup özel kuvvetleri teslim etmeyen aslen Kahramanmaraşlı olan Ömer Halisdemir de 15 Temmuz'un Sütçü İmam'ı olmuştur.
Kahraman halkımız 15 Temmuz'da bir kez daha kahramanlığını tarihe yazdırmış, bir ay boyunca meydanları boş bırakmayarak bunu tescillemiştir.
Kahramanmaraş kendi ayakları üzerinde durabilen bir şehirdir. Alınan teşvikleri yerli yerinde kullanmış sanayileşmede öncü olmuştur.
Dondurması, biberiyle türlü türlü yemekleriyle her zaman eşsiz kültürü ve ananeleriyle hep kendi kimliğini korumuştur.
Şairleri yazarlarıyla her zaman kendinden söz ettiren ve gelecek kuşaklara kalıcı eserler bırakan bir verimliliğe her zaman ev sahipliği yapmıştır.
Bugün Kahramanmaraşlı tarihten aldığı ilhamla geleceğe daha bir umutla bakabilmektedir.
Dünle bugünün nabzı her zaman birlikte atmaktadır güzel şehrimizde.
BİZE ULAŞIN