İş'te Portre - Dr. Mete Hüsemoğlu

Ünlü ilaç devi Merck'ün, Schering - Plough ile birleşme kararı Türkiye'de de heyecan yarattı. Birleşmeyle dünyada ikinciliği, Türkiye'deyse ilk 10'u elde edecek şirketin Genel Müdürü Dr. Mete Hüsemoğlu yeni dönemi anlatıyor

İŞTE İNSAN – 31.05.09
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr

Akil adamlar “birleşme” dedi!

İlaç, şirket evliliklerinin ve satın almaların yoğun olarak yaşandığı bir sektörlerden. Çünkü bu yöntem, şirketlerinin en önemli ve hızlı büyüme yollarından biri. Bu nedenle 1990’ların ortasından sonraki dönemde –neredeyse- tüm ilaç şirketlerinin birden fazla isminin olduğunu görürüz. 2000’li yıllarla birlikte daha da hızlanan süreçte dünyanın dev endüstrilerinden ilaçta birleşme ve satın almaların ardı arkası gelmiyor.
Son olarak ABD’li ilaç firmalarından Merck Co. Inc., Schering - Plough ile birleşme kararı aldı. Yılın son çeyreğinde tamamlanması hedeflenen ve yaklaşık 44 milyar dolar değerinde yeni bir şirket oluşmasına imkan verecek olan bu birleşme, Merck çatısı altında gerçekleşecek. Portföyünde büyük oranda diyabet, hipertansiyon, kolesterol, osteoporoz ve astım gibi kronik hastalıklara yönelik ilaçlar olan Merck’ün aşı ve hastane ürünleri de bulunuyor. Bunların her biri yaşamsal değer taşıyan ilaçlar olduğu için bu birleşme dev bir şirket çıkaracak ortaya.
İki devin evliliğiyle ilaç araştırma, üretim ve pazarlama faaliyetlerinin daha etkin hale getirilmesi amaçlanıyor. Şüphesiz ki bu adım, her iki şirketin tüm çalışanları için büyük önem taşıyor. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi…
Tam adı Merck Sharp & Dohme (MSD) olan şirketin Türkiye Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Dr. Mete Hüsemoğlu, durumu “çok akılcı bir gelişme” olarak nitelendiriyor. Gerekçesi ise anlaşılır: “Ürün portföylerimiz birbirini tamamladığı için birleşmeyle Türkiye’de ilk 10’a gireriz!” Dr. Hüsemoğlu ile yılsonuna yetiştirilmeye çalışılan birleşme öncesi süreç ve gelecekle ilgili planları üzerine konuştuk.

Birleşmenin sizin için önemini ne?
Ana şirketimiz Merck, 2005 yılından itibaren yaşanan CEO değişikliğiyle birleşme ve satın almalara açık olduğunu açıklamıştı. Şimdi üzerinde çalıştığımız birleşme Merck’ü, dünyada ikinci büyük ilaç şirketi haline getiriyor. Çünkü iki şirketi ‘bir’leyerek ulaşacakları büyüklük, 44 milyar dolar. Ayrıca bu şirketlerin araştırma geliştirme hattındaki ürünler birbirini çok destekler nitelikte. Faz üçte yani piyasaya verilmeden önceki son fazda, 18 ürünümüz var. Bu birleşme tüm bunlar için çok akılcı bir gelişme anlamına geliyor. Geçen yıl iki şirket Ar - Ge’ye toplam 8 milyar dolar ayırmış. İlaç, Ar - Ge harcamalarının satışa oranının en yüksek olduğu sektördür; yüzde 20 ile bilişimin bile önündedir. Dolayısıyla sektörün gelişimi için de bu birleşme önemli.

Türkiye’deki sıralamanız değişecek mi?
Durum sıralamadaki yerimizi olumlu etkileyecek. Piyasanın oldukça önemli firmalarından biri olacağız. Şu anda 14’üncü sıradayız, birleşme ilk 10’da olmamızı sağlayacak. Pazarın oldukça önemli oyunculardan biri olacağız.

Ürün yelpazeniz de genişleyecek herhalde…
Birbirini çok iyi tamamlayan ürün gruplarımız olduğu için portföyümüz oldukça genişleyecek.

Birleşmenin İK’ya nasıl bir etkisi olacak?
Yönetimsel açıdan bir değişim sağlayacaktır şüphesiz ama biz şu anda bu konuda bilgi sahibi değiliz. Daha doğrusu, ortada net bir resim yok. Çünkü herkes birleşmeye odaklanmış durumda.

Çalışanlarınız ‘birleşirsek işimi kaybedebilirim’ tedirginliği yaşıyor mu?
Bilemiyorum, olabilir… Ama açıkçası biz hiç böyle bir tedirginlik yaşamıyoruz. Herkes işine odaklanmaya devam ediyor.

Gelelim bugüne… Yaşanmakta olan kriz faaliyetlerinizi ne oranda etkiledi?
Bu denli büyük bir krizden etkilenmemek söz konusu değil ama sağlığın bu konuda biraz daha şanslı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü ilaç talebinin azalması için bir gerekçe yok. Kişiler hasta olduğu sürece sağlık hizmeti ve ilaç almaya devam ediyor. Hatta kriz dönemlerinde psikiyatri ve kardiyovasküler hastalıkların arttığı gözlemlenmiş bir durumdur. O nedenle şu ana kadar başka sektörler gibi biz dramatik bir etki hissetmedik ki bu da, talebin devamıyla ilgili.

Krize bağlı olarak karlılığınızda bir azalma oldu mu?
Sağlıkta dönüşümle birlikte atılan en önemli adımlardan biri, ilaçta fiyat konusudur. Şu anda ilaç fiyatları konusu son derece regüle bir alan oldu. Fiyatlar, Avrupa’daki beş referans ülkeye bağlı.

Türkiye’de üretim yapıyor musunuz?
Ürünlerimizin yarısından fazlasını ithal ediyoruz. Geri kalanını da Türkiye’de fason olarak ürettiriyoruz.

Geçen yıl batan ecza depoları nedeniyle tahsil edemediğiniz alacaklarınız oldu mu?
Hayır olmadı… Çünkü alacaklarımız büyük oranda sigortalı. Bu nedenle bir zararımız olmadı.

Her şey yolunda yani…
Aslında ‘Türkiye’de her şey yolunda’ dediğiniz anda bile bugünü konuşuyorsunuz. Yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Evet, bugün her şey olunda.

Bu rahatlık istihdamınıza nasıl yansıdı?
Geçen yıla göre toplam çalışan sayımızda yüzde 8 arttı. Halen 520 çalışanımız var. Bu rakam büyük oranda sahada çalışan satış temsilcilerimizden oluşuyor.

Bu ortamda yüzde 8’lik bir istihdam artışı oldukça yüksek değil mi?
Yeni bir ilacın ruhsatını aldığımız ya da yeni bir alana girdiğimiz zaman eleman sayımızı artırırız. Bu yıl da yeni bir diyabet ilacını piyasaya verdiğimiz için İK’ya yatırım yaptık.

Böylesi dönemlerde şirketlerin en çok pazarlama bölümlerine yatırım yaptıklarını görüyoruz. Siz de öyle mi yaptınız?
Bir şirkette hiçbir departmanın diğerinden daha öncelikli olmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu bir takım oyunu, ikincisi organizasyon içinde her dişlinin bir görevi var. Bazı departmanlara önem vermenin, toptan İK politikası açısından riskli olduğunu düşünüyorum.

Bunun önüne geçmek için neler yapıyorsunuz?
2009’a girerken organizasyon yapımızı değiştirdik. Dikey değil, daha yatay bir yapılanmaya gittik. Bu organizasyonun en temel özelliklerinden biri, bir departmandan diğerine geçişlerin kolay olması hatta özendirilmesi. Çünkü özellikle yetkinliği yüksek kişilerin çok sayıda departmanla ilgili tecrübe sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Bu yönetici adayları daha büyük çapta bir organizasyona geçtikleri zaman birçok pozisyonla ilgili bilgi ve deneyim sahibi oluyorlar.

DOKTORLUĞU DEĞİL, İLAÇ SEKTÖRÜNÜ TERCİH ETTİ
* Kadıköy Anadolu Lisesi'ndeki eğitimini tamamladıktan sonra tıp fakültesinden mezun olan Dr. Mete Hüsemoğlu, 1991 yılında fiilen doktor olarak çalışmaya başladı.
* Askerliği süresince de, pratisyen hekim olarak görev yapan Hüsemoğlu profesyonel iş hayatına 1995 yılında bir ilaç firmasında ürün müdürü olarak başladı.
* İlaç sektörünü tercih etmesinin nedenini, “Her insan sevdiği işi yapmalı ama özellikle hekimlik için bu çok önemli. Ben de doktorluk değil, başka bir iş yapmaya karar verdim ve ilaç sektörüne başvurdum” sözleriyle açıklıyor.

* MSD Türkiye bünyesine 1997 yılında katılan Dr. Mete Hüsemoğlu sırayla pazarlama müdürü, pazarlama - satış müdürü ve kardiyo bölümü direktörü oldu. 2005 Haziran’ında ise Baltık bölgesi direktörlüğüne atandı. Aynı yılın kasım ayında ise Türkiye'ye dönerek MSD Türkiye Genel Müdürlüğü’ne yükseldi. 
* Halen sürdürdüğü MSD Türkiye genel müdürlüğü görevinin yanı sıra 2008 ocak ayından itibaren CEEMEA Bölgesi (Orta ve Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika) başkan yardımcılığı görevini de üstlenen Hüsemoğlu’nun, AİFD ve YASED'te yönetim kurulu üyeliği ve başkan yardımcılığı sorumlulukları da var.

“Yıkıcı hırsı sevmem”
En çok istihdam yaratan firmalardan birinin yöneticisi olarak işe alımlarda nelere dikkat edersiniz?
Şirkete alacağımız herkesle son görüşmeyi ben yaparım. Büyük resmi anlatıp adayın kendini şirket kültürüne, yapısına uygun görüp görmediğini test ederim. Hiçbir zaman ‘Sınıf birincisi miydiniz, dersleriniz nasıldı’ diye sorduğumu hatırlamıyorum.

Neleri sorarsınız?
Bizde işe alım uzun ve oldukça sancılı bir süreçtir. Süreç yavaş işler, sindire sindire devam ederiz. Bana gelene kadar yapılan görüşmelerde adayların teknik yeterlilikle ilgili tüm yönleri anlaşılmış olur. Yaptığım görüşmede öncelikle adayların kendini iyi ifade edip edemediğine bakıyorum. Çünkü yeni nesil az okuduğu için kendini ifade konusunda büyük bir sıkıntı yaşıyor. İşimiz iletişimle ilgili olduğu için de bu yetkinlik çok önemli. İkinci olarak adayın kafasında belirlenmiş bir planı var mı? Niye bize gelmek istiyor onu anlamaya çalışıyorum. Üçüncü olarak yıkıcı bir hırsının olup olmadığına bakarım. Çünkü bu temel bir sorun. Son dönemlerde yukarıya doğru hızla tırmanma hırsı var. Bunu ne besliyor bilmiyorum ama bu konunun bir takıntı olduğunu gözlemliyorum. Eğer o takıntı çok güçlüyse aday kısa süre sonra yaptığı işten tatmin olmamaya başlıyor. Elbette özel kişilere, özel davranmalısınız. Sizin elinizi sırtında hissetmeli, bu verimi çok artıran bir konu. Ayrıca işin yanı sıra başka keyif aldığı bir şey olup olmadığına bakarım. Çünkü iş, insanın her şeyi olamaz eğer oluyorsa orada da bir sıkıntı var demektir. İşinin yanında iyi yaptığı bir şey daha adayı tatmin etmeli.

Eskiden işini, hayatı yapan adaylar tercih edilirdi. Hatta gece yarısına kadar çalışan kişiler makbuldü. Bu anlayış yavaş yavaş değişiyor?
Bir insan her gün gece yarılarına kadar çalışıyorsa bunda bir tuhaflık vardır. İş dünyasının sonuçlara bakması lazım. Bir insanın günde kaç saat çalıştığı değil, sonuçta nereye ulaştığı önemlidir. Oraya giden yollara fazla takmamamız lazım. Çalışma saatleri de, kıyafet de esnek olmalı. Yeter ki sonuç doğru olsun. Bu yüzden bizde herkes saat beşte işten çıkabilir…

BİZE ULAŞIN