Murat Arın: TL üç yıl öncesine göre daha güçlü

Reel kur endeksi TL'nin kuvvetlendiğini gösterse de piyasalar karıştığı zaman dövizin ortalama yüzde 15 civarında yükselme riski var

Küresel piyasalar sıkıntılı bir haftayı geride bıraktı. Dünya genelinde ekonomilerin durgunluktan kolaylıkla çıkamayacakları gerçeği yerleşmeye başladı. Mart ayından itibaren başlayan yükselişin sonuna gelmek üzere olduğumuzu birkaç haftadır yazıyorum. Teknik analiz beklentilerini de dikkate alarak temmuzda son bir çıkış dalgası bekliyordum. Ancak geçen hafta içinde ABD borsaları tehlikeli sularda dolaşmaya başladı. Bu bıçak sırtında gidiş nedeniyle son bir yükseliş beklentisi de suya düşebilir ve belki de aylarca sürecek ayı piyasası satışları başlayabilir.

Ekonomik veriler küresel ekonominin düzlüğe çıkmaktan uzak olduğunu gösterdiği için piyasaların son bir umudu kaldı, o da ABD'de açıklanmaya başlayan ikinci çeyrek bilançolarının beklenenden daha iyi sonuç vermesi. Aslında şirket karlılıkları yaklaşık üçte iki oranında düşmüş durumda ancak beklentiler daha da aşağı seviyelerde. Bu nedenle şirket bilançolarının beklentileri aşması ihtimali -az da olsa- var. Biraz ekonomik verilerin biraz bilançoların etkisiyle borsaların son bir yükseliş yapması umuluyordu ancak ABD borsalarının geçen haftaki seyri, ileriye dönük fazla umut vermedi. Endeksler ince bir çizgide ilerliyor ve bu seviyeleri şimdi korusalar bile birkaç hafta sonra tutunmaları mümkün olmayacak.

İçeride ise IMF beklentisine odaklı bir seyir izliyoruz. Ekonomiden sorumlu bakanlardan gelen açıklamalar, anlaşma konusunda mesafe alındığını ortaya koyuyor. İMKB - 100 Endeksi, bu beklentiyle 37 bin puan civarında tutunurken tahvil faizleri de gevşemeye başladı. Bununla birlikte hem borsanın hem faizin daha ilerlemek için payı var. Sürpriz bir şekilde bugünlerde gelecek bir anlaşma haberi tahvil faizini yüzde 10 civarına, İMKB - 100 Endeksi'ni de 40 bin puanın üzerine taşıyabilir. Döviz ise dışarıdaki gelişmelere daha bağımlı bir seyir izliyor ve gevşememekte direniyor. Kürsele piyasalarda düşüşün hızlanmasının ve IMF anlaşmasının zamanlamasını izlemek ilginç olacak. Anlaşmanın Eylül'e kalması, global piyasalara bağlı olarak içerideki satışları da hızlandırabilir.

Geçen yıl FORBES dergisindeki yazılarımda TÜFE bazında reel kur endeksi için denge seviyesinin 160 civarına yükseldiğini yazmıştım. Bu yıl krizin en şiddetli noktasında endeks 159'a kadar indi oysa 2006 yılındaki dalgada, 142'ye kadar gerilemişti. Reel kur endeksi, ekonominin üç yıl öncesine göre de kuvvetlendiğini gösteriyor ama (IMF anlaşması olmazsa) dünya piyasaları karıştığı zaman TL'nin hala yüzde 15 civarında gevşeme riski bulunuyor. Endeks aylık ortalama fiyata göre oluşuyor ve krizin en şiddetli anında TL daha fazla da değer yitirebilir. Türk ekonomisinin gelişimi -doğal olarak- TL'nin güçlenmesiyle sonuçlandı. Bu nedenle TL hızla değer kaybetse de bugünkü seviyelerine doğru geri gelecektir, unutmayalım...

Deutsche Bank casusluk yapmış
Almanya'nın en büyük bankası Deutsche Bank'ın açtığı bir soruşturma bankanın yönetim ve denetim kurulu üyelerinin çoğunu ve en az bir hissedarı gözetlediğini ortaya çıkardı. Bakanın önde gelen yöneticileri, 2000'lerin başında güvenlik problemlerini çözmek için dışarıdan uzmanlar tuttu ve bunlar bazı durumlarda tartışmalı yöntemlere başvurdu. Hizmet sendikasından yetkili olan ve bir dönem Deutsche Bank'ın denetim kurulunda yer alan Gerald Herrmann'ın 2001'de bankanın üçüncü çeyrek sonuçlarını sızdırdığından şüphe edilmişti. Şirket güvenlik departmanı bu duruma Herrmann'ı izlemek için birini tutarak yanıt verdi.

Banka, bir avukat olan hissedar Michael Bohndorff hakkında da soruşturma yürüttü. Herrmann'ın hareketleri ile ilgili detaylı raporlar hazırladılar ve hatta alkol, kumar ya da kadınlar gibi kişisel zayıflıkları olup olmadığını bile incelediler. Konuya yakın bir kaynağa göre Bohndorff'u sınamak üzere kadın görevliler tutuldu.

Bohndorff, yıllar boyunca genel kurullarda sorduğu sorularla Deutsche Bank yönetimini sıkıştıran bir hissedardı. Sorularına yanıt alamazsa hukuki yollara başvuruyordu. Banka Bohndorff'a geçmişte yapılanları haber verdi ve özür diledi. Bankanın yönetim kurulu yasaların çiğnendiğinden emin. Özellikle de bankayı dava etmekten çekinmeyen Michael Bohndorf'un nasıl bir yol izleyeceğini kaygıyla bekliyorlar. (finanstrend.com)

Durgunluk habercisi: Gemiler
Japonya, Avrupa ve ABD'de üretim çökmeden önce liman istatistikleri öncü göstergeydi ve yine öyle olabilir. Limanlarda gemi sıraları azalıyor. Çin'in kömür ve demir cevheri alımının yavaşladığını gösteren gelen tonaj iptalleri var. Çin bu yılın ilk yarısında stokları oluşturduktan sonra alımlarını azaltmış durumda. Nakliye fiyatlarını ölçen Baltic Dry Endeksi yılın ilk yarısında Çin'den gelen talebin etkisiyle yüzde 450 yükseldi fakat son haftalarda tekrar düşüşe geçti.

Konteynerler için uluslararası liman trafiği oldukça seyrek. Asya ve Amerika'nın batısından gelen 12 metre uzunluğundaki konteynerlerin ücreti bu yıl 1.400 dolardan 920 dolara geriledi.

Daha önce bunun gibi bir düşüş yaşanmamıştı. Konteyner sektörü 20 milyar dolarlık bir zararla karşı karşıya.

Sincan'ın petrol gerçeği
Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde gerginlik birden tırmandı ve yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan çatışmalar çıktı. Financial Times geçen yıl geçen yıl 28 Ağustos'ta yayınlanan “Sincan'ın petrol patlaması Uygur kızgınlığını körüklüyor” başlıklı haberinde Sincan'ın dünü, bugünü ve yarınını gözler önüne seriyordu. Haberde adını vermeden konuşan bir Uygur Türkü'ne göre “Çin, Sincan'ın bağımsızlığını engellemişti, açılan petrol ve doğal gaz kuyularının ardından bu artık mümkün değil”di. Çölün ortasındaki Korla kenti her 1-2 kilometrede bir petrol ve gaz kuyularıyla sarılmış durumda. Kent Sincan'dan Pekin'e uzanan doğal gaz hattının da merkezinde bulunuyor. Doğal gaz üretimi 2000'den 2007'ye 20 kat artmış ve kent yeni havaalanı ve gökdelenlerle donatılmış. Üretimin kontrolü Çin'in dev kamu şirketi PetroChina'nın elinde ve bölgesel yönetimin hiçbir söz hakkı yok.

Murat ARIN – 12.07.09

BİZE ULAŞIN