Murat Arın: Borsalar temmuzda son tangoya hazır

Haziran büyümeyle ilgili umutların değil daha çok kuşkuların ortaya çıkmaya başladığı bir ay olmuştu. Temmuz bu kuşkuları iyice kuvvetlendiren verilerle başladı

ABD ve Avrupa ekonomilerinden kötü haberlerin üst üste geldiği bir haftayı daha geride bıraktık. Hem ABD, hem Euro Bölgesi'nde işsizlik oranı yüzde 9.5'a çıkarak son on yılların rekor seviyelerine çıktı. Son gelen veriler gelişmiş ekonomilerin durgunluktan çıktığına yönelik beklentilerin dağılma eğilimini kuvvetlendirdi. Haziran ayı umutların değil daha çok kuşkuların ortaya çıkmaya başladığı bir ay olmuştu. Temmuz bu kuşkuları iyice kuvvetlendiren verilerle başladı.

Artık gerçeklerin giderek öne çıkmaya başladığı bir dönem geliyor, ancak piyasaların geçen haftaki seyri gerçeklerin önünde küçük bir engel daha kaldığını ortaya koyuyor: Borsaların son bir zirve isteği. Perşembe günü ABD'de işsizlik verilerinin ardından yoğunlaşan satışlara rağmen cuma günü borsalar dünya genelinde raydan çıkma eğilimine girmedi. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi ayı piyasası rallisinin son yükseliş ayağını tamamlamak için teknik olarak ortam oluştu. İkinci neden daha uzun vadede yürüyen ve sonuçları daha uzun zamanda alınabilecek bir süreç. ABD ve Avrupa'nın gelişmiş borsaları ile Asya ve gelişen ekonomilerin borsaları ayrışmaya başladı. Para temelde ABD ve Avrupa'dan dünyaya yayıldığı için, kredi krizi paranın bütün piyasalardan çekilmesine yol açmıştı. Bu da görece likiditesi daha düşük olan borsalarda daha sert düşüşler yaşanmasına yol açtı.

Bu yıl para dağılımının değiştiği görülüyor. Para, gelişmiş ekonomi piyasalarından çok başta Çin ve Brezilya olmak üzere gelişen ekonomilerin piyasalarını tercih ediyor. Bunda bu ülkelerin ekonomilerinin altyapıların güçlenmesi, dinamizmi, krizden çıkma potansiyelleri rol oynuyor. Ancak önemli olan piyasalar karıştığı zaman bu ayrışmanın korunabilmesi. Geçen yılki kadar olmasa da satışların bütün ülkeleri etkilemesi ve bu ayrışmanın yıllara yayılarak tam anlamıyla gerçekleşmesi daha muhtemel.

İMKB de son dönemde bir pozitif ayrışma içinde. Mayıs sonunda IMF beklentilerinin dağılmasıyla başlayan düşüş Haziran'ın 8'inden bu yana beklentilerin güçlenmesiyle geri alındı ve piyasa geçen haftayı yatay geçirdi. Bunda MSCI Türkiye Endeksi ile MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi arasındaki farkın yılbaşından bu yana en düşük seviyeye gerilemesi de rol oynadı. Ancak bu fark geçen yıl eylül-kasım döneminde açılmaya başlamış ve mart başında yüzde 32'ye kadar çıkmıştı. IMF ile anlaşma olasılığının güçlü kalması farkın yeniden kapanmasını sağlayabilir. Piyasaların son seyri, hem içeride hem dışarıda son bir kuvvetli çıkışa hazır olunduğunu gösteriyor. Kötü haber ise bunu sert bir düşüşün izleyecek olması.

Yükselirken al, düşerken sat
Korku ve hırsın borsaları sürüklediği söylenir, bunlar aynı zamanda piyasa zamanlamasını da zayıflatır. ABD’de son aylarda yatırım fonu yatırımcılarının davranışları bunu kanıtlıyor. Üstelik bu davranış biçimi, bizim küçük yatırımcının sonradan başını taşlara vurmasına neden olandan hiç de farklı değil.

Investment Company Institute verilerine göre geçen yıl eylülden aralık ayına kadar S&P 500 Endeksi, yüzde 30 gerilediğinde yatırımcılar hisse senedi fonlarından 99 milyar dolar çekti. 2009’un ilk üç ayında 23.5 milyar dolar daha çektiler. S&P 500’ün 677 seviyesi ile dibi gördüğü daha sonra yüzde 18 yükselerek 798’e ulaştığı martta yatırımcılar, 16.2 milyar dolar daha çekti. Daha sonra piyasa ralli yapmaya başladığı zaman yatırımcılar alıma başladı. S&P 500’ün marttaki dip seviyesinin ardından yüzde 29 yükseldiği nisan sonuna kadar yatırımcılar borsalara 16 milyar dolar yatırdı.

Avrupa Merkez Bankası Fed’i solladı
Dünyanın ilgisi, krizin zirvesinde ABD Merkez Bankası’nın (Fed) trilyonlarca doları piyasalara sürmesine odaklandı. Fed bilançosu hızlı bir şekilde 2 trilyon dolara yükseldi. Ama Avrupa Merkez Bankası (ECB) da para basıyor; geçen hafta bankalara yüzde 1 faizle bir yıl vadeyle 442 milyar Euro sağladı. ECB’nin bilançosu son iki yılda hızla büyüyerek 1.7 trilyon Euro’ya çıkmış durumda. Bu son likidite operasyonu rakamın, 2 trilyon Euro’ya ulaşmasını sağlayacak.

ECB, bankaları likit tutmaya konsantre olduğu için daha az dikkat çekti. Bankalara devasa destek sorunların büyüklüğünü ve Euro bölgesi ekonomisini canlandırmadaki zorluğu yansıtıyor.  Kredilerdeki daralma devam ediyor. Özel sektöre yönelik kredilerde yıllık büyüme 2008'in sonundaki yüzde 5.8'den nisanda yüzde 2.4'e düşmüş durumda. (www.finanstrend.com)

(Murat ARIN – 05.07.09)

BİZE ULAŞIN