İş'te Portre : Kemal Güneş

Tekstil dünyasının Voltran kardeşleri! Krizde aile şirketi olmanın büyük faydasını gördüklerini söyleyen Günkar A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güneş, â??Bu sayede aile büyümüştük, bu krizi aynı nedenle rahat atlattıkâ? diyor

İŞTE İNSAN – 23.08.09
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr

Sunset mayoların sahibi Günkar A.Ş., tam bir aile şirketi. Beş kardeş tam uyum içinde sorumlulukları paylaşmış durumda. Her bölümün başında bir kardeş var. Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güneş bu nedenle kafasının çok rahat olduğunu söylüyor: “Sırtımı rahatlıkla dönüp gidiyorum. Bir ürün alınacağı zaman bile acaba doğru mu alındı diye düşünmüyorum. Bu, gerçekten insanının elini güçlendiren bir durum.”
Güneş kardeşlerin, kurumsal şirketlerde olduğu gibi yönetim kurulu üyelerini bir araya toplama gibi bir dertleri yok. Çünkü burada gelenek, beş kardeşin her sabah birlikte kahvaltı etmesi. Bu kahvaltılar bir tür yönetim kurulu toplantısı yerine geçiyor. Herkes o gün ne yapacağını konuşup ayrıldıktan sonra öğlen yemeklerinde bir araya gelip tekrar bir durum değerlendirmesi yapılıyor.
Görünen o ki güneş kardeşler bu durumdan hayli memnun ki “kurumsallaşalım, şirketi profesyonellere bırakalım” türünde düşünceleri yok. “Bu şirketi biz kurduk, bundan sonrasını da yapabiliriz” diyen Kemal Güneş’le krizde aile şirketi olmanın avantajlarını konuştuk.

Bu son krizde aile şirketleri daha sağlam bir görüntü sergiledi. Siz de “İyi ki aile şirketiyiz” dediniz mi?
Bu işe başladığımızdan beri ben buna inanıyorum. Aile şirketi olmanın getirdiği avantajlarla bu kadar büyüdük. Bu şirketi kendimiz kurduk, o günden beri de büyüyerek yolumuza devam ediyoruz.

Halinizden memnunsunuz yani?
Evet öyle ama ben hiçbir zaman CEO’ların suçlanmasından yana değilim. Dışarıdan bir göz veya profesyonel yöneticiyle çalışıp karar vermek de iyi olabilir; bu bir tercih meselesi. Kardeşinizi yaptığı bir işten dolayı eleştiremiyorsunuz çünkü kendi işini yapıyor. Fakat profesyonel yöneticiyi bir hatasından dolayı eleştirme şansınız var.

Günkar’da hangi noktalarda profesyonel yöneticiler var?
Pazarlama ve imalatta üst seviyede görev verdiğimiz profesyoneller var ama hepsi sonuçta mutlaka bir aile üyesine bağlı.

En üst seviyede aile bireylerinin olması profesyonellerin moralini bozmuyor mu? “Ağzımla kuş tutsam gidebileceğim yer belli” diye düşünebilirler...
Hayır olmuyor herhalde, kariyer imkanı tanıyoruz.

Çok başarılı bulduğunuz bir profesyonel en fazla nereye kadar yükselebilir?
Müdür olabilir… Diğer pozisyonlar için zaten biz varız.

Aile şirketi olarak kriz dönemini nasıl geçirdiniz. Kriz sizi ne oranda etkiledi?
Bu yıl için aslında yüzde 15’lik büyüme hedefi belirlemiştik. Kriz çıktığında “Bu büyümeyi durduralım, 2008 rakamlarını korusak bile kendimizi başarılı addederiz” diye düşündük. Ancak yine de geçen yıla göre yüzde 5’lik bir büyüme yakaladık. Yani normal koşullara göre yüzde 10 bir kaybımız söz konusu. Krizin etkisi 2010’un ortalarında ancak biter ve çıkış başlar diye düşünüyorum.

Krizden çıkış için umutlusunuz yani…
İhracat ve iç piyasa oranımız yüzde 50-50 olarak dengeli bir durumda. Bu bize hareket kabiliyeti sağlıyor. İç piyasada siparişler kesilirse dış piyasaya, dışarıda kesilirse içeriye yöneliyoruz.

Krizin en fazla etkilediği ihracat pazarınız neresi oldu?
En fazla Avrupa ve Amerika’yı etkiledi. İhracatımızda yüzde 30’lara varan oranlarda düşüşler oldu. Eğer elimizde Armani, Dolce&Gabana, River Island, Replay gibi markalar olmasaydı daha da zorlanırdık. Çünkü Neckerman ve Otto gibi markalarda ciddi adetsel düşüşler oldu.

Krizde felsefeniz ne oldu?
Daima bir, sıfırdan büyüktür diye düşündük. Müşteri bulduğumuz anda satış yaptık. “Kar marjımız şu, bu fiyattan aşağı satamayız” demedik. Durumumuzu korumak için yaptık bunu. 1500’e yakın personel istihdam ediyoruz ve bunların sabit giderleri var.

En önemli stratejiyi hangi tarafta belirlediniz?
Pazarlamaya çok önem verdik. Kardeşlerim işleri çok iyi organize etti. Durumu gerçekten kötü olan firmaları analiz ettik ve onlara mal vermedik. Kimi firmalara ise destekte bulunduk. Müşterilerimizden satamadıkları malları alıp yerine satabileceklerini verdik. Bunlar bizi krizden ciddi anlamda korudu.

Şimdi “kriz bitiyor” diyebiliyor musunuz?
Eylül ayının ikinci yarısında yeni bir sıkıntı olacağı yönünde bir öngörüm var. Çünkü kriz döneminde kapanan ve küçülen firmalar nedeniyle birçok kişi işsiz kaldı. Bunlar yeni iş bulamadılar ve tazminatlarıyla idare ettiler. Ancak artık ellerinde para kalmadı. Ayrıca birçok kurumun ödeme zamanı eylül-ekim aylarıdır. Bu kişiler ellerindeki malı satamadıkları için ödeme güçlüğüne düşebilirler.

Kendi şirketiniz için beklentiniz neler?
Biraz daha düşüş sezinliyorum. Yine 2010’da da mevcut durumumuzu korumayı hedefliyoruz. Ancak bu arada işi kendi haline bırakmıyoruz yeni markaları devreye sokuyoruz. Bu kapsamda önem verdiğimiz koleksiyonlardan biri, iç çamaşırı olacak.

İç çamaşırını daha önce de satıyordunuz galiba?
Evet, iki yıl önce ara verdiğimiz iç çamaşırı grubumuzu 2010 yazında müşterilerimize sunacağız. Piyasada açık olduğunu düşündüğümüz için bu alana yeniden giriyoruz. Çünkü Türkiye’de genç ve orta yaşın alacağı çok iyi markalar yok.

Kriz ihracatla ilgili planlarınızı revize ettiniz mi?
Sunset olarak yurtdışında oldukça iyi bir konumdayız. 250 satış noktamızın olduğu Avrupa’da eski rahatlığı ve alışveriş hacmini beklemek hayalcilik olur. İhracatta yüzde 10’lar seviyesinde bir daralma bekliyorum. Bu öngörüden hareketle alternatif pazarlar geliştirerek müşteri sayımızı artırma yoluna gittik. Üretimimiz yine aynı kalacak ama bu ürünleri daha fazla müşteriye satma hedefindeyiz. Bu da kriz döneminde geliştirdiğimiz bir strateji oldu.
Bunun yanı sıra 2010’da Dusseldorf ya da Viyana’da kendi ofislerimizi açıp satışlarımızı oradan yönetmek istiyoruz. Çünkü Avrupa’ya buradan mal satmak çok zor. Oraya mal satmanız için bu ülkelerin birinde olup tüketiciye daha yakın olmanız lazım.

Son yıllarda birçok firmanın ağırlık verdiği Irak ve İran pazarına yönelik çalışmalarınız var mı?
2009’da az miktarda bavul ticareti boyutlarında bu ülkelere satışımız oldu. Kapalı ekonomisi olan ülkeler bizim açımızdan ciddi bir potansiyel taşıyor. Önümüzdeki günlerde Irak’a bir ziyaretimiz olacak. Dubai ve diğer ülkeler bizim için ciddi pazarlar. Irak’ta insanlar her şeye aç. Örneğin bir fuar oluyor ve binlerce insan geliyor. Ne için geldikleri ve ne alacakları belli değil ama “belki bir şeyler alabilirim” düşüncesindeler. Irak bizim için hedef bir pazar, franchise vererek mağaza açabiliriz.

İran’da satışlarınız nasıl gidiyor?
Ağırlık olarak üstü tişört altı bikini olan tankini modeli satıyoruz orada. İranlılar başka ülkelere gittikleri zaman bizim ürünlerimizi kullanıyorlar. Orada da satışlarımız hızla büyüyor.

Bu dönemde yatırım planlarınızı rafa mı kaldırdınız?
Yatırımlarımızı tamamladık ama yatırımcı ruhumuz kriz olsa da harekette. Zaten sanayicilerin yatırımları kesme lüksü yok. Bu yıl bile yaklaşık 2 milyon dolarlık bir harcamayla binamızın ön görünümü ve showroom’larını yeniledik. Çünkü işimizde görsellik önemli. Reorganizasyon yatırımları yapabiliriz. Onun dışında tekstille ilgili yeni yatırımlar düşünmüyoruz. Fakat gıda ve turizmde yatırımlarımız var.

“Eleman çıkarmayacağız”

Krizde en çok etkilenen sektörlerden biri tekstil ve konfeksiyon oldu? Siz bu dönemde eleman sayınızı azalttınız mı?
İstanbul ve Adıyaman’da üretim tesislerimiz var. 350’ye yakın elemanımız Adıyaman’da, bin 150’si İstanbul’da çalışıyor. Kriz nedeniyle hiç eleman çıkarmadık. Şu anda Avrupa ve Türkiye’de bir tatil rehaveti var, sonrasında ne olacağını tahmin etmek güç. Ama bizde yine eleman çıkarma olmaz. Çünkü hem iç piyasaya hem dış piyasaya yönelik satış yapıyoruz. En kötü haliyle mevcut durumumuzu muhafaza ederiz. 

• Aslen Adıyamanlı olan beş kardeşin kurduğu Günkar Grubu, bu yıl 95 milyon dolar ciro hedefliyor.
• İç piyasada Sunset markasının yüzde 30’luk pazar payıyla lider durumda olan şirket, Bahçelievler’de fason atölyesi olarak faaliyete başladı.
• 2000 yılında “bir markamız olmalı” düşüncesinden hareketle Sunset doğdu.
• Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Güneş, şirketi kurduğunda henüz lise ikinci sınıfa giden bir öğrenciydi. Memur çocuğu olan Güneş bu süreci şöyle anlatıyor:

“Lisede okurken kardeşlerim bir konfeksiyon atölyesinde makinecilik yapıyordu. Ben de hem okuyor hem de bir avukatın yanında çalışıyordum. Hafta sonları trenlerde sakız ya da Sirkeci tren istasyonunda simit satıyordum. Bir gün babamın bir arkadaşının iş yerinde boş duran makineleri görünce, ‘Bu makineleri bize sat, kardeşlerim bir şeyler diker, ben de pazarlarda satarım’ dedim. Karşımıza iyi tüccarlar çıktı, onlara fason üretim yaptık. Gece-gündüz çalıştık. 80’li yıllarda mal diktirmek için bize yalvaran firmalar hatırlıyorum. Çok büyüdük o dönemde. 90’lı yıllarda imalata başladık. Lise eğitimimi daha sonra dışarıdan tamamladım. Lise ikinci sınıftayken otuz işçim vardı.”   

BİZE ULAŞIN