İşte Portre: Ayşe Deniz Özger

Yılsonunda uygulamaya alınan ve tüm ilaçlara yüzde 40'a indirimler öngören SGK tebliği, sektörde tensikat dalgasına neden oldu. Eczacıbaşı İlaç Pazarlama Genel Müdürü Ayşe Deniz Özger, â??İşsiz yöneticiler kapımızı çalıyorâ? diyor

İŞ'TE İNSAN - 24.01.10
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr

İlaçta ‘işsiz yönetici’ patlaması

Son yıllarda ilaç sektörü büyük bir değişim geçiriyor. Şirketler bir yandan küresel krizin yarattığı olumsuz etkilerle baş etmeye çalışırken, diğer yanda da sektörle ilgili yeni düzenlemelere adapte olmaya çabalıyor. Sektörde son dönemin en büyük şoku, ilaç fiyatlarının yeniden düzenleyen “2008 yılı Sosyal  Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ”in, 4 Aralık 2009’da resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmesi oldu.

Tüm ilaçlara yüzde 40’a varan indirimler getiren bu tebliğin -sektör oyuncularının itirazlarına rağmen- uygulamaya konması, insan kaynakları politikalarını da alt üst etti. Bu değişim sonucu büyük bir tensikat dalgası yaşanan ilaç sektörün tecrübeli ismi Eczacıbaşı İlaç Pazarlama Genel Müdürü Ayşe Deniz Özger, “bununla da yaşamayı öğreneceğiz” diyor. Uygulamanın -özellikle yöneticiler arasında - işsizliği artırdığını söyleyen Özger’le, indirimli fiyat uygulamasının ilaç sektörüne etkileri üzerine konuştuk…

Aralık ayında ilaçta fiyat indiriminin devreye alınması, sektörde faaliyet gösteren şirketlerin tepkisine neden oldu. Sizin görüşünüz ne?
2009 Eylül ayında Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Bakanlığı’yla birlikte bazı yeni kurallar yayınladı. Bu kurallardan sadece biz değil, bütün sektör olumsuz etkilendi. Ama şunu söyleyebilirim, bir bütünlüğün içinde gelişmeden etkilenmek daha absorbe edilebilir bir durum. Sonuçta sektör adına bir düzenleme yapıldı. Yani şu anda yağmur herkes için yağıyor.

Sürpriz oldu mu sektör için bu?
Çok beklenmedik bir şey değildi. Çünkü bütün dünyada böyle şeyler oluyor. Sağlık giderleriyle ilgili tüm dünyada sıkıntılar var. İlaç, sosyalliği olan ve insan yaşamıyla ilgili bir alan olduğu için devletler de bunun içinde. Uygulaması biraz ani oldu, o kadar.

Bu karar sektörünüze nasıl bir etki yaptı?
Genel anlamda şunu söylemek mümkün: Nüfus büyüyor, sağlık hizmetleri çeşitleniyor. Büyümenin mantıklı olması şart ve yapılan aslında bu gerçeğe ilişkin bir düzenlemeydi. Biz de bununla yaşamayı öğreneceğiz.

İlk şok atlatıldı mı peki?
Bu devirde şoklar çabuk atlatılmak zorunda. Şokun üstünde fazla durmadan, yeni duruma adapte olmak gerekiyor. Aksi takdirde, motivasyonunuz kalmaz.

Tüm gelişmeler göze alındığında 2009 sizin için nasıl geçti?
Kriz öncesinde Eczacıbaşı Topluluğu olarak ekonomik anlamda birtakım farklılıklar olacağını öngörmüştük. Dolayısıyla 2008’in başından bu yana tasarruf önlemlerini artırdık, yeni alanlara girerek işimizi çeşitlendirdik. Eleman alımlarında ve ürün seçimlerinde dikkatliydik. Neyle karşılaşacağımızı tahmin ediyorduk. Yani bir anlamda ‘hazırlıklıydık’ diyebilirim. Bu nedenle geçen yılın ilk dokuz ayı, beklentilerimize uygun gitti ve bütçelerimize paralel faaliyet gösterdik. Sonrasında da bu malum gelişmeler yaşandı.

Gelelim yeni yıla… İlaçta fiyat indiriminin etkileri asıl bu yıl olacak. 2010’dan beklentileriniz neler?
Öncelikle şunu söylemeliyim, 2010’a çok hazırlıklı girdik. Yeni ürünlerimizle bir denge oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Pazara sunduğumuz yeni ürünlerin bir kısmı tedavi amaçlı, bir kısmı da tedaviye destek ürünler. Krizin en yoğun hissedildiği dönemde pazara iki ürün verdik. Bunlardan biri sperm hareketliliğini ve kalitesini artırıyor, biri de hafızayı güçlendiriyor. Her ikisi de satış anlamında beklentimizi aştı. Bu ay sindirim sistemiyle ilgili bir ilacı, ardından da bebek gazına yönelik ürünümüzü sunacağız.

Reçeteli ve reçetesiz ürün satışlarınızın oranı nedir?
İlaç pazarında ağırlığımız yüzde 85 ile reçetelide. Ancak son yıllarda reçetesiz satılan taraf da hızla büyüyor. İlaç sektöründeki gelişmeler sadece fiyat indirimiyle sınırlı değil. Bir de ürünlerin markette satılması konusu var. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Öyle bir gelişme var ama henüz bu konuda daha bir yasa yok. Aslında bence öyle bir gerek de yok. Eczaneler o görevi yapıyorlar. Biz halimizden ve bugünkü düzenden memnunuz. Türkiye’de her köşede bir eczane var zaten. Bu çok iyi bir yapılanma.
 
Böyle bir uygulama en azından beslenme destek ürünleri için satış artırıcı bir unsur olmaz mı?
Ben buna katılmıyorum. Türkiye’de 25 binin üzerinde eczane var; bu yeterli miktarda satış noktası demek. Marketlerde bu ürünlerin bulunmasının satışları artıracağını düşünmüyorum; bence bugünkü düzen sağlıklı.

OTC olarak adlandırılan reçetesiz ilaçların toplam pazardaki yeri giderek büyüyor…
Şimdilik toplam pazarın yüzde 12’sini oluşturuyor reçetesiz ilaçlar. Ama Türkiye’de bu ürünlerin geçmişi çok yeni. Beş yıllık bir mazisi var diyebiliriz. Gelişmiş ülkelerin onda biri bile değil. Türkiye’de ortalama yaşam süresi ciddi biçimde uzuyor. İnsanlar kendini iyi hissetmek istiyor, bunun için de bir şeyler yapıyorlar. Artık emekliler eskisi gibi torun bakmıyor. Yaşamlarını daha sağlıklı sürdürmek istiyorlar. Bu noktada da beslenme destek ürünleri öne çıkıyor. Biz bu alanda, doğru ürün seçerek doğru iletişim kanallarını kullanarak, önümüzdeki beş yılda büyümek niyetindeyiz.

“Eleman çıkarmayacağız”

Sektörünüzdeki son gelişmeler yüzünden pek çok şirket çalışan sayısını azalttı. Siz tensikata gittiniz mi?
Şimdiye dek çok dikkatli gittiğimiz için kendimizi şanslı görüyoruz. Eleman alımlarında elimizi zaten dar tuttuk ve sadece çok kritik pozisyonları doldurduk. Dar kadrolarla çalışmayı tercih ettik. Krize sağlı herhangi bir işten çıkarmamız olmadı ama alım yapmıyoruz. Hala kendimizi tutma durumuz sürüyor. 400’e yakın çalışanımız var yani eleman sayısı olarak bir yıl önce olduğumuz yerdeyiz.

2010 istihdam planınız nedir?
Bu konuda ilk altı ay çok belirleyici olacak. “Biz nereye gidiyoruz, sektör nereye gidiyor” ona bakacağız. Bu yeni uygulamadan dolayı eleman çıkarmak gibi bir planımız yok. Bir yönetici için özellikle toplu çıkarma hiç yapmak istemediği tatsız, bir iştir. Durum gerektirdiği için yapıldığından her zaman adil olmayabilir. Bizde hiçbir zaman abartılı bir insan kaynağı olmadı zaten. Bu nedenle de toplu çıkarmalar da olmadı. Performansa dayalı eleman çıkarma ise en iyi dönemlerde de oluyor.

Siz işe alımların neresindesiniz? Neye çok dikkat edersiniz?
Ben bölge yöneticisi, iş geliştirme, fiyatlandırma ve geri ödeme gibi kritik pozisyonlara birini alacaksak mutlaka görüşüyorum. Eğer bir departman yöneticisi alıyorsam işe hem makro hem mikro bakıp bakmadığına özen gösteririm. O dengeyi nasıl oturttuğunu önemserim. Ekibin uyumu ve senkronizasyonu çok önemlidir benim için. Bunun yanı sıra çok hırslı, akıllı, deneyimli de olsa insanların kişisel ilgilerinin olması gerekiyor. Bunu önemserim. Bir de işe alacağımız kişilerin başardığını düşündüğü şeyler gerçekten başarı öykülere mi ona bakıyorum.

Yeni nesil ile ilgili düşünceleriniz neler?
Özellikle gençlerde hızlı yükselme beklentisi var ama hayat öyle değil. Bu kendini göstermekle ve şansla alakalı diye düşünüyorum. Beklentileri karşılanmayan insan mutlu olamaz ve böyle olunca etrafını da olumsuz etkiler. Kaldı ki ben zamanında önce ulaşılan pozisyonların kariyere darbe vuracağını düşünüyorum. Maalesef gerçekten hak etmiş insanların pozisyon olmadığı için bir yerlerde beklediğini görüyoruz. Üst pozisyon demek daha fazla ücret ve yeni haklar demek. Bu nedenle şimdi İK uygulamaları değişiyor. İşinde iyiler için ücret dengeleri kurulmaya çalışılıyor. Öte yandan “işini çok iyi yapan herkes iyi müdür olur” diye bir şey yok. Bu biraz genlerde olan bir durum. Ben bunu yıllar içinde çok gözlemledim. Bir kişinin genlerinde yöneticilik yoksa solo olmaya devam eder. En iyi yönetici insan yetiştiren yöneticidir. Yöneticilik hep altı yönetmek olarak görülür. Oysa ne kadar yukarıya çıkarsanız üstünüzde daha zor yönetilecek birileri oluyor. Bu nedenle işiniz daha zorlaşır ve sizden beklentiler artar.

Sektördeki tensikat dalgası başvuru sayısını artırdı mı?
Evet özellikle yönetici pozisyonlarında başvurular çok arttı. Çünkü rakiplerimizin bir bölümü bazı bölümler kapatıldı ya da birleştirdi. Hal böyle olunca da o bölümlerin başındaki müdür ve üstü düzeydekiler işsiz kaldı.

Çocuk kitapları yazıyor

• Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu Ayşe Deniz Özger, ürün yöneticisi olarak adım ettiği Eczacıbaşı Topluluğu’nda 27 yıldır çalışıyor.

• Tek bir şirkette çalışmış görünmesine rağmen şirketteki uluslararası yapı sayesinde “Birçok yabancı ve uluslararası firmayla işbirliğimiz veya ortaklığımız var. Farklı pozisyonlar üstlendim. Benim ve topluluğun değerleri örtüştüğü ve burada gerçekten çok şey öğrendiğim için ayrılmayı da hiç düşünmedim” diyor.

• 23 yaşında bir kız çocuğu annesi olan Özger, son dört yıldır çocuk kitabı yazıyor. Bu alanda eksiklik olduğunu düşündüğü için yazmaya başlayan Özger, kitabını emekliğinde basmayı düşünüyor.

• Son yıllarda biyoetikle ilgilenmeye başlamış. “İçinde din, hukuk, tıp ve inanışlar var. Böyle iç içe alanları seviyorum belki bu konuda bir mastır yaparım” diyen Özger,  Türkiye’deki bazı olayları biyoetik olarak ele alan makaleler yazıyor.

• Haftada üç gün spor yapan Özger, “Pilatesi geç keşfettiğim için üzgünüm. Muazzam bir spor, herkesin yapmasını tavsiye ederim. Keşke 30’lu yaşlarımda bilseydim ve yapsaydım” diyor.

 

BİZE ULAŞIN