İşte Portre: Zeynep Bodur Okyay

Krizin en yaralı sektörlerinden inşaatta dev bir yapıyla faaliyet gösteren Kale Grubu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, 2010'dan umutlu. En önemli gelir kalemleri olan ihracatta Türkiye'nin yeni bir eksene doğru kaydığını belirten Okyay, Türkiye'nin değişen dış politikasına göre pozisyon almaya çalışıyor

İŞTE İNSAN - 31.01.10
Feride CEM
feride.cem@sabah.com.tr

Güç dengeleri değişirken pozisyon almak!

Zeynep Bodur Okyay’ın ekonomiye dair tespitlerine kulak vermek lazım. Ne de olsa yılda 1 milyar TL ciro yapan dev bir yapının başında ve beş bin çalışanlı toplam 24 şirketi yönetiyor. Üç yıl önce Türkiye’nin köklü şirketlerinden Kale Grubu’nun başkanlık koltuğuna oturan Zeynep Bodur Okyay, zorlu geçen iki yılın ardından 2010 için nispeten daha iyimser.

Önceliği, son iki yılda ihracatta yaşanan kayıpları telafi etmeye vermiş. Bu nedenle ihracatta daha agresif bir tutum sergileyeceklerini söylüyor. Olumlu gelişmelere rağmen “Krizin gölgesi tam anlamıyla kalkmadı üzerimizden” diyen Okyay, rekabette geri kalmamak için bu yıl yeniden yatırım düşünmeye başladıklarını söylüyor.

“Sanayici olmaktan mutluyum” diyen Okyay söz, babası İbrahim Bodur’a ve ikinci kuşak olarak omuzlarındaki yüke gelince gözyaşlarına hakim olamıyor. Babasından devraldığı “en büyük mirasın iş değil, itibar olduğunu” düşünüyor.  Bunu kaybetmemek için büyük bir azimle çalıştığını sözlerine ekliyor. Son iki yılda inşaat sektöründe yaşanan kan kaybına dikkat çeken Okyay’la krizin inşaat sektörüne etkisi ve yeni dönem yatırım planları üzerine konuştuk…

2009 yılı nasıl geçti? Geçen yıl belirlediğiniz hedeflere ulaşabildiniz mi?
Zor bir yıl oldu. Son iki yılda satışlar toplamda yüzde 24’ler seviyelerinde düştü. İnşaat sektörünün, geçen yılın dokuz aylık döneminde yüzde 19,5 küçülmesi sıkıntı yarattı. Biliyorsunuz biz krizden en fazla etkilenen sektörlerdeniz. Grup olarak zorlandık. Genel anlamda bütün gruba baktığımız zaman ciroda yüzde 3 gibi bir düşüş var. 2008’de başlayan sıkıntılar nedeniyle aldığımız birtakım önlemler vardı. 2009’da bunları biraz daha sıkılaştırdığımız bir yıl oldu.

Ne gibi tedbirler aldınız?
Maliyetlere odaklandık, bunun yanı sıra inovasyon, Ar - Ge konularında daha fazla gayret sarf ettik. Pazara eskisinden daha detaylı gözlükle baktık. Maliyetlere odaklanıp masrafları düşürmek konusunda ise radikal tedbirler aldık. Bunların çok faydasını gördüğümüzü söyleyebilirim. Hatta bu sayede birkaç firmamız esas faaliyet karı anlamında yılı artışla kapattı. Başka türlü böyle bir krizin içinden çıkamazdık.

Tedbirleri devam edecek mi?
Evet edecek… Genel yönetim giderlerinde ve bazı faaliyet alanlarındaki tedbirleri, bu yıl da almak durumundayız. Çünkü krizin gölgesi tam anlamıyla kalkmadı.

2010 yılından beklentileriniz neler? Daha iyimser bir tablodan söz etmek mümkün mü?
Krizin kan kaybı dinmiş gözüküyor. 2010 yorucu bir toparlanma yılı olacak. Türkiye 2010’a; demokratik açılım, Ergenekon gibi siyasi bir risk, yüksek cari açık ve yüzde 14’leri aşan işsizlik gibi makro ekonomik göstergelerin gölgesinde girdi. Türkiye’nin doğusundaki ve güneyindeki ülkelerin büyüme hızının -2010 ve sonrasında - dünya ekonomisini sürüklemesi bekleniyor. Bölge ülkeleri ile güçlenen ilişkilerimizin ihracata olumlu yansımasını bekliyoruz. Sektör olarak mevcut pazarlarda paylarımızı korumak ve artırmak üzerine çalışacağız. Kale Grubu olarak yapı grubumuzda 2010 yılında yüzde 12’lik bir ciro artışı hedefliyoruz.

Bu gelişmeler ışığında yatırım konusunu gündeminize alabildiniz mi?
Rekabetçi olmak adına bazı yatırımlar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu yıl sadece modernizasyonla ilgili yatırımlarımız 8.5 - 9 milyon dolar civarında olacak. Yurtiçi ve yurtdışı sıfırdan yapacağımız yatırımlar var. Toplamda 40 milyon dolar civarında yatırım öngörüyoruz. Yurtdışı ile ilişkiler ilerledikçe biz de Türkiye’den dışarıya doğru faaliyet gösteren firmalar haline geleceğiz. Bunların hazırlıkları daha önceden yapıldığı için yavaş yavaş uygulamaya alacağız.

Bunun için planladığınız bir süre var mı?
Yatırımların hangi çeyrekte gerçekleşeceği önemli tabii. Rekabetçiliğimizi korumak adına yapmamız gerekiyor. Ancak ekonomik şartları görmek istediğimiz için durdurmuştuk, bunları tekrar düşünmeye başladık. Bu konuda hemen bir aktivite olmaz, ilk çeyreği bir geçmemiz lazım. Ondan sonra nisan-mayısta uluslararası piyasalardaki gelişmeleri gördükten sonra yatırımlara start vermeyi düşünebiliriz.

Ne yatırım olacak bunlar?
Teknik grupta yurtiçinde, yapı grubunda da yurtdışında yatırımız olacak. Zaten Rusya’da başlangıç yatırımız vardı, buraya ikinci etap yatırımları durdurmuştuk onları düşünüyoruz. Onun dışında baktığımız farklı coğrafyalar var.

İç piyasa ile ilgili beklentilerinizi neler?
Türk inşaat sektöründe gelişme hızı, yedi çeyrektir düşüyor. Toplam iki yılda küçülme oranı, yüzde 26.1’e ulaştı. Oysa inşaat sektörü istihdama yüzde 5.7 gibi önemli bir katkı sağlıyor. İnşaat sanayisinden gelen yüzde 2’lik katkı ile istihdama katkısı yüzde 7 civarında. Kayıt dışını da sayarsanız rakam, yüzde 10’lara kadar çıkıyor. Oysa sektörde yaklaşık yüzde 3 istihdam kaybı yaşandı. Ancak bu yıl inşaat sektöründe bir daralma beklemiyoruz. Beklentimiz iki yıllık yüzde 26 küçülmeden sonra 2010 yılında yüzde 5 büyüme olacağı yönünde. Bu yıl, geçen seneye göre özel sektör inşaat yatırımları yüzde 15.6 artış göstermezse Türkiye ekonomisinin yüzde 3.5 ve üzeri büyüme kaydetmesi olanaklı görünmüyor.

Üretiminizin ne kadarını ihracat yoluyla satıyorsunuz? Başlıca ihracat pazarlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Kale Grubu olarak seramik kaplama malzemeleri üretimimizin yüzde 40’ını ihraç ediyoruz. Yani Türkiye’nin kaplamalık seramik ihracatının yüzde 20’sini tek başımıza gerçekleştiriyoruz.

Sektörünüzde krizden en fazla etkilenen taraf ihracat oldu. Bu yıl ihracat için hedefleriniz neler?
Ciddi sıkıntılar yaşadık ihracatta. Olumsuz seyirden çok korktuk açıkçası ancak çok insanüstü bir efor sarf ederek etkilerini minimize etmeye çalıştık. Bu etkileri düzeltme yolunda, 2010’da agresif hedeflerimiz var. Ancak zor bir yıl olacağını söyleyebilirim. 2010’dan da bir bedel ödeyerek çıkacağımızı düşünüyorum. İkinci yarıyıldan sonra hareket bekleniyor.

İhracatta da eksen değişmeye başladı… Bu durum sizin için de geçerli mi?
İhracatta eksen, Türkiye’nin güneyi ve doğusuna doğru gelişiyor. Çünkü Türkiye’nin politikasında değişiklikler var. Makro politikalar, mikroyu etkileyecektir. Bu politikalar pozitif sonuç verirse biz de daha rahat pazar bulacağız oralarda. Türkiye’nin çok doğru bir dış politikası var. Bütün ağırlık merkezini değiştirmek için şirket politikaları ve organizasyonlarında değişiklik yapmak şart. Bu nedenle 2010 için pespembe bir tablo çizemiyorum. Kartlar yeniden dağılıyor çünkü.

En çok hangi pazarlarda kan kaybettiniz?
Amerika ve Avrupa bizim eskiden beri var olduğumuz pazarlardı, buralarda çok etkilendik. Diğer coğrafyalardaki pozisyonumuzu koruduk. Bu yıl agresif büyüyerek geçen yıl ihracatta yaşadığımız küçülmeyi kapatmak gibi bir hedefimiz var.

Körfez ülkelerindeki satışlarınız Dubai’de yaşanan krizden nasıl etkilendi?
Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaşanan sıkıntılardan biz de etkilendik.
zaten o coğrafyalarda da etkilenme bekleniyordu. Ama bu denli bir daralma ben öngörmemiştim. Tekrar o pazarlarda güç kazanmak için elimizden gelini yapıyoruz.

Teknik Grup’taki büyümeniz krizden nasıl etkilendi?
Satışlarımızın yüzde 80’i yapı sektörü, yüzde 20’si ise teknik grup dediğimiz havacılık sektöründeki faaliyetlerimizden kaynaklanıyor. Genel anlamıyla baktığımızda teknik grupta satış bütçe üzerinde gerçekleşti, önümüzdeki beş yıllık projeksiyon da fena görünmüyor.

“Krizde eleman çıkarmadık”

Satışlardaki daralma istihdamınızı nasıl etkiledi?
Grubumuzda beş bine yakın çalışan var. Krizde eleman çıkarmadık. Bunu da çok önemsedik. Bu krizden beraber geçmeyi arzu ettiğimiz için herkes fedakarlık yaptı. Herkesin işini korumasını amaç edindik. Yeni yatırımlar istihdamı artıracak ama şu an ne kadar olacağını kestiremiyorum.

Çalışanlarınızla iletişiminiz nasıl?
Firmamızda açık kapı uygulaması var. Benim için “belli bir seviyedekiyle görüşürüm onun altındakilerle görüşmem” diye bir şey yok. Yönetim binamızda çalışan herkesi tanırım. Üretim tesislerimize gittiğimiz zaman, birçok kişiyi ismen bile tanırım. Bu, babam İbrahim Bey’den kaynaklanan bir şey.

Atamaları içeriden mi dışarıdan mı tercih ediyorsunuz?
Grup içi atamaları teşvik ediyoruz. Önceliğimiz atamaları içerden yapmak. Bir pozisyon açıldığında içeriye mutlaka bakıyoruz, eğer uygun aday bulamazsak dışarıdan alıyoruz.

“Babamdan itibar devraldım”

  • 1964 yılında İstanbul'da doğan Zeynep Bodur Okyay, İtalyan Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Harvard Üniversitesi'nin lisansüstü yönetici yetiştirme programına katıldı.
  • 1993 yılından başlayarak Kale Grubu'nda çeşitli bölümlerde görev aldı. Temmuz 2007 tarihinden beri Kale Grubu Başkanlığı yapan Okyay “Sanayici olmaktan çok mutluyum. İyi ki babam bana böyle bir fırsat vermiş. Bunun ulvi bir görev olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanlara iş veriyorsunuz. Bu herkese nasip olacak bir şey değil. Ben sanayiciliğin duygusal boyutunun olduğunu düşünüyorum. Çok büyük sorumluluk gerektiriyor. Yapılan iş ilkeli yapılmalı, etik değerlere ve ilkeli olmaya çok fazla özen gösteriyorum. Babamdan sadece iş değil, itibar devraldığımı düşünüyorum. İtibar ve güven veren bir kuruluşuz. Elimizden geldiğince bunu sonuna kadar götürme azmindeyiz. Her şeyi para kazanmak olarak düşünmüyorum” diyor
     
  • Çocukluğunda işlerinin yoğunluğu nedeniyle babasının kendisine vakit ayıramadığını söyleyen Okyay, bu nedenle okuldan kalan vakitlerde babasıyla gezermiş. Eğitimini tamamladıktan sonra başka bir iş yapmayı düşünmediğini söyleyen Okyay, “İş ortamında çok vakit geçirdiğim için beynim de yıkanmış olabilir. O yüzden başka ne iş yapabilirdim konusunu fazla sorgulamadım hayatımda” diyor.
  • “Bu imkanlara sahip olduğum için şanslı buluyorum kendimi” diyen Okyay ekliyor: “Bu Allah’ın lütfü ama hiçbir şey kolay olmuyor. İşletmeler bu yere kolay gelmiyor. İbrahim Bey’in zamanını ve kazandığını işe geri yatırma huyu var. Ben de böyle bir aileye doğduğum için şanslıyım.
  • “Her işin zorlukları var. O sorumluluğu sürekli sırtınızda hissediyorsunuz” diyen Okyay, özel hayatına fazla vakit ayıramadığını söylüyor ve ekliyor: “Üç yaşında bir oğlum var ve fazla vakit ayıramıyorum. Bu nedenle çocuğumu işe, seyahatlerime götürmek istiyorum. Şartlarımı zorlayarak mümkün olduğu kadar fazla vakit geçirmeye çalışıyorum. Bu, hayatımın üzüntülü alanı. Bu nedenle hafta sonumu tamamen çocuğuma ayırıyorum.”

 

BİZE ULAŞIN