Murat Arın: Piyasalar düdüklü tencere gibi fokurduyor

Küresel piyasalar ilginç ve hareketli bir haftayı daha geride bıraktı. Haftanın ilk yarısında genel olarak yükselişler, ikinci yarısında ise İMKB'de sert bir düşüş daha vardı.

Geçen hafta borsalardaki satışların sona ermediğini, TL'nin değer kaybetmeye devam edebileceğini yazmıştım. Hafta başında piyasalarda yaşanan iyileşmeye karşın beklentilerimde bir değişiklik olmadı. Bunun nedeni ise küresel piyasaların düdüklü tencere gibi fokurdamaya başlamış olması. Son bir yıldır küresel piyasalarda yaşanan yükseliş hemen her ülkede sorunların büyümesine neden oldu. Var olan sorunların hacmi giderek büyüdü, Avrupa'nın borç krizinde olduğu gibi bazı sorunlar çözümsüzlüğe doğru ilerlemeye başladı. Dünyanın bu genel tablosu içinde Türkiye'nin durumu çok parlak görünüyor. Ama global ekonomide, para bir yerden ötekine dolaşıp dururken bu duruma güvenmek hayalperestlik olur. Bunun örneğini geçen hafta içinde bir kez daha yaşadık. Özellikle üç ülkenin borsalarında sert düşüşler oldu. Bunlar Brezilya, Hindistan ve Türkiye'ydi. Bu üç ülkenin borsaları arasında yükseliş döneminde Türkiye lehine bir ayrışma olmuştu. Geçen hafta ise gelişen ülke piyasalarında yaşanan para çıkışından en fazla etkilenen Türkiye oldu.

İMKB düşerken Türk Lirası da değer kaybetti. Küresel piyasalarda olumsuzluklar olunca para bir yerden değil hemen her yerden çıkıyor. Örneğin bir fon birkaç ülkede para kaybetse, diğer bir kısmında kazansa bile çıkış kararı aldığında hepsinden yatırımlarını çekiyor. Bu da satışların genele yayılmasına neden oluyor. İMKB de lira da referandum sonrası süreçte aşırı değerlenmişti. Lira, reel kur endeksine göre geçen ay en değerli seviyesine ulaştı. Özellikle büyük satış dalgalarından önce lira bu şekilde değer kazanıyor. Bundan önce liranın en değerli olduğu dönem, Ağustos 2008'de yani Lehman Brothers'ın iflasının iki üç hafta öncesindeydi. Bir de reel olarak lira bu kadar değerli seviyelere 2007'nin sonunda, kriz başlamadan hemen önce gelmişti. Liranın son aylarda bu kadar değerlenmesi, büyük bir krizin başında olduğumuza dair bir işaret olabilir.

Küresel piyasalardaki sorunlara dönersek... Avrupa'da borç krizi biraz soğudu gibi gözüküyor ama bu sadece görüntü. Portekiz ve büyük olasılıkla İspanya'nın kurtarılması gerekecek. Artık İtalya ve Belçika da borç krizinin içine çekildi. Hatta yavaş yavaş Fransa da bu oyunun bir parçası olmaya başlıyor. Bunun nedeni ülkelerin borç sorunlarının yanı sıra bu borçları veren bankaların durumu. Faizler yükseldikçe bankaların bilançoları da "kırmızı alarm" veriyor. UBS'in raporuna göre İspanyol bankalarına 60-90 milyar euro’ya kadar sermaye desteği gerekiyor. Ancak İspanya'daki krizin büyümesi, bu ülkede büyük riskleri olan İtalyan, Fransız hatta Alman bankalarını da etkileyecek.

Okyanusun öteki yakasında ise ABD Merkez Bankası'nın (Fed) hiç beklemediği ve olmasını istemediği gelişmeler yaşanıyor: Faizler yükseliyor. Fed faizlerin düşük seviyede kalması için tahvil satın alımı yoluyla parasal genişlemeye devam ediyor. Ama Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçimleri kazanmasının ardından Başkan Barack Obama'nın vergi indirimleri yapılmasına onay vermesi, tahvillerden kaçış başlattı. Demokrat Parti harcamaları artırırken, Cumhuriyetçilerin vergi gelirlerini azaltmasının bütçe açıklarını ve borç stokunu artırmasından kaygı duyuluyor. Bunun sonucunda ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 3.3'e çıktı. Bunun anlamı, ipotek kredilerinin faizlerinin yükselmesi ve konut satışlarının iyice yavaşlaması demek. Ayrıca ABD'de birçok eyalet ve belediye de iflasa sürükleniyor. Faizlerin yükselmesi de burada yeni bir krizin işaretlerini veriyor.

Çin'de ise ısınan ekonomi, konut sektöründe şişen balon ve artan enflasyon, Çin Merkez Bankası'nın sürekli önlem almasını gerektiriyor. Japonya'da zaten büyüme yok. Global ekonominin büyük bir kısmı sorunlarla boğuşuyor. Bu sorunlar bugünden yarına aşılamayacağı için küresel piyasalardaki stres devam edecek.

BUGÜN NELER OLDU