Felaketim olur, ağlardım!

Felaket filmlerinin her türlü klişesini paket olarak sunan 2012, Maya uygarlığının kıyamet tahmini üzerinden iki buçuk saat boyunca dünyanın altını üstüne getiriyor

MADEM ki zaman yine kötü, alem perişan, insanlık fevkalade kendinden geçmiş, sürekli gelişen dijital teknolojiyi nereye koyacaklarını şaşıran yapımcıların gişede hareket ve berekete ihtiyacı var; o halde patlat patlatabildiğin kadar! Holywood'un fikri fakir felaket senaryolarının en yenisi ve şatafatlısı 2012, kadim Maya uygarlığının kıyamet tahmini üzerinden iki buçuk saat boyunca dünyanın altını üstüne getiriyor.

Zaten yönetmeni Alman Ronald Emerich'in en iyi bildiği işlerden. Uzaylılara patlattığı Beyaz Saray üzerinden güya yabancıların Amerikan mahremiyetine tecavüzünü gösteren (Bağımsızlık Günü) ve yine güya 'daha iyi bir dünya' uyarısıyla küresel ısınmanın müsibetleriyle telef ettiği yerkürenin (Yarından Sonra) ardından şimdi de bu! Maksat, muhtelif kutsal kitaplarda da sıkça gözdağı verildiği üzere, sefahatle düşüşe geçmiş insanlığın başına taş düşürerek uyarmaktan ziyade yine her türlü bildik dini ve kültürel 'medeniyet' sembollerini (Mekke ve Kabe hariç!) yıkarak eğlendirmek. Deprem ve sellerin yuttuğu milyonlarca insanın böcek misali ezildiğini izleyerek bir nevi 'katarsis' yani arınma ve temizlenme yaşacağını düşünen faniler için ideal olabilir. İki espri arası bin türlü özel efektle gözboyanarak türün her türlü klişesini yavan bir paket olarak sunmasına rağmen.

Ayrıca, 2000 yılı öncesi pek moda olan felaket fimlerinden ne farkı var derseniz, lafın değeri hiç kalmamış, şiddetin içi iyice boşalmış, 'yeni liberal' muhafazakarlığının topuzu iyice kaçmış, söyleyelim. Bu da geleceğe dair umutsuzluğu yani 'günümüz ruhu'nu tatsız ve keskin tuz ruhuna dönüştüren bir his tabii. En azından Derin Darbe'deki 'dünyanın sonuna' hazırlanan insanlığın hiç değilse bir kısmını kurtarmak için halk arasında çekiliş yapılmıştı. Oysa buradaki 'Nuh'un Gemisi'ne sadece parası olan zenginler (günahkarlar!) katılabiliyor, üstelik neticede aynı kapıya çıkan bir dalavereyle ince ayar da çekilmiş gibi yapılıyor.

Gerçi Yarından Sonra'da insanlığın kurtuluşunu kitapları yakmakta bulan yönetmen bu kez eşinden ayrılmış, yazar/baba/ limuzin şöförü John Cusack'ı baştacı ederek sanki özür diliyor. O da yazmaktan gayri her şeyi yaparak (rallici ve nefes tutma şampiyonu olarak) ailesini kurtarmak ve göze girmek için çabalıyor. Ruslara kötü, Çin ve Hindistan'a iyi davranan, Beyaz Saray'ın başına Kennedy savaş gemisini düşürerek kendince eğlenen bu felaket fantazisinin insanlık adına sıfırdan yeni bir başlangıç yapacak yer olarak Afrika'yı seçmesi ise sömürgecilikten telef olmuş bir kıtanın başına daha ne çoraplar örüleceğinin resmi sanki.

BİZE ULAŞIN