Filistinli ud kralları Türkiye'de

Filistinli ud sanatçısı üç kardeşin kurduğu Le Trio Joubran, dünya sahnelerinde büyük ilgi gören performanslarıyla 2 Kasım'da İstanbullu hayranlarıyla buluşacak

Le Trio Joubran, Filistinli üç kardeş Samir, Wissam ve Adnan'dan oluşan bir ud üçlüsü. 2004'te kurulan grup, duygusal müzikleriyle Filistin kültürünü ve halkının acılarını temsil ediyor. Dünya müzik sahnesinde büyük ilgi gören Joubran kardeşler, 2 Kasım'da İstanbul'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda sahneye çıkacak. Kardeşlerin en küçüğü Adnan, müzik yolculuklarını anlattı.
Anneniz ve babanızın müzisyen olduğunu biliyoruz. Çocukluğunuzda evde müziğin nasıl bir rolü vardı?
Ailemin en genç üyesi benim. İki abim ve babam ud çalıyor, annemiz ve kız kardeşimiz ise şarkıcı. Bizim için neredeyse var oluşumuzun tek anlamı müzikti. Çocukken okuldan geldiğimde, şehir siesta sessizliğine bürünmüşken, pencereden bakar, yağmurlu bir günde ağaçtan düşen meyvelerin ve yağmur damlaların yarattığı ritmi izlerdim. O ağaçların kokusu ve yağmur, şiir gibi duygular ve melodiler yaratırdı.
En büyük abiniz Samir, Le Trio Joubran kurulmadan 10 yıl önce çok başarılı iki albüm çıkarmış; bir üçlü kurmak onun fikri miydi?
Samir o iki albümü yaptığında, ben çok küçüktüm. Ben ud çalmayı da reddediyordum. Abim benim rol modelimdi çünkü hayallerini gerçekleştiriyor ve farklı biri olabiliyordu. Ben de onun gibi farklı olmak istiyordum.
onları çok kıskandım
Abileriniz müzikte sizden daha deneyimli olduğu için onları yakalamakta zorlandınız mı?
Samir, bu hayali bizden önce kurmuştu. Kaybetme korkusu, hayal ettiği kadar güçlü, iyi ve orijinal olamama ihtimaline rağmen, Samir bu hayalini gerçekleştirmeyi göze aldı. Wissam ud ustası olmak isterken, Samir solo kariyerine çok emek harcamışken, benim de müzik dışında birçok hayalim varken, üçümüz birlikte bu riski göze aldık çünkü meydan okumak istedik. Benim için, kariyeri nedeniyle hep uzak olduğum büyük abimle beraber müzik yapmak zordu ama bunu özellikle istedim çünkü Wissam ile Samir'i çok kıskanmıştım! Onlara katılmak için ne gerekiyorsa yapabilirdim!

BAŞARDIK!
Son albümünüz 'Asfar' geçen yıl piyasaya çıktı; nasıl bir albüm oldu?
İlk albümümüz 'Randana'da deneysel bir iş çıkarmıştık ve işe yaradı! Sonrasında rahatladık ve 'Majaz' albümüyle müzik için müzik yaptık, çok da başarılı olduk. Sahnedeki deneyimlerimizle daha iyi bir müzik algısı geliştirdik. Harika bir müzisyen olan Dhafer Youssef ve başarılı perküsyoncu Youssef Hbeisch ile çok daha iyi bir düzeye geldik.
Hepiniz aynı aile geçmişi ve aynı müzik geçmişiyle, üstelik aynı enstrümanla nasıl kişisel tarzlarınızı ortaya koyabiliyorsunuz?
Birbirimizin müzik tarzlarını geliştirmeyi beraber öğrendik. Kişiliklerimizi çok iyi anlayarak farklı olduğumuz noktaları da iyi görmüş oluyoruz. Kültürümüzün üzerimizdeki etkileri de farklı farklı kişilikler ortaya çıkarıyor ve bunun müziklerimize nasıl yansıdığını, bizden daha iyi ancak dinleyici anlayabilir.

Sufiler gibi ÇALDIK
En meşhur şarkınız 'Masar', çok duygusal, bir o kadar da hüzünlü bir parça. Şarkı yaparken nelerden ilham alıyorsunuz?
Sessizliği bozmak ve birlikte olmak... O şarkıyı yaptığımız günü hatırlıyorum; evde sessizlik içindeydik, Samir ve ben udlarımızı aldık. Beraber sessizliği basit bir notayla bozduk ve art arda diğer notalar döküldü. Basit bir melodi yakaladık ve sonra Wissam da katıldı bize. Çalmaya ve geliştirmeye sufiler gibi yoğunlaşarak devam ettik. Herkese göre başyapıtımız olan 'Masar' şarkısını ortaya çıkartan yangın buydu...

BİZE ULAŞIN