Bu yaz seyirci ‘Seviyor Sevmiyor’ ile gülecek

atv’nin romantik komedi türündeki dizisi ‘Seviyor Sevmiyor’ bugün başlıyor. Dizide, çocukken birbirlerinin ilk aşkı olan ‘Deniz’ ve ‘Yiğit’in yolları, yıllar sonra yeniden kesişiyor. Birbirlerinden ayrı kaldıkları dönemde hayatlarında maddi-manevi büyük değişimler yaşayan kahramanlarımızın öyküsü seyirciyi güldürecek

Bu yaz seyirci ‘Seviyor Sevmiyor’ ile gülecek

'Deniz' (Zeynep Çamcı) küçükken son derece varlıklı bir ailenin kızıdır. Güzelliği ve popülerliğiyle okulun göz bebeğidir. 'Yiğit' (Gökhan Alkan) de okuldaki herkesin alay ettiği gözlüklü, kısa boylu ve şişman çocuktur. 'Deniz', 'Yiğit'e kol kanat gerer. Aralarında unutulmaz bir bağ oluşur. 'Deniz', 'Yiğit'in ilk arkadaşı ve ilk aşkı oluverir. Ancak 'Yiğit', 15 yaşındayken babasıyla birlikte Amerika'ya taşınır. 'Deniz'in hayatında da başka değişimler olur. Önce, ailesinin şirketi iflas eder, ardından o zamana kadar annesinden aldığı güzel genler gider; güzelliğini de kaybeder. Üniversiteden sonra iş de bulamaz. 'Yiğit' ise bu zaman zarfında zayıflar, son derece yakışıklı biri olur. Bu da yetmezmiş gibi kariyerinde yükseldikçe yükselir. atv'de bu akşam ilk bölümüyle ekrana gelecek 'Seviyor Sevmiyor' isimli dizinin dört başrol oyuncusuyla buluştuk; hem kendileri, hem de dizi hakkında merak edilenleri öğrendik...

GÖKHAN ALKAN (Yiğit Balcı)

Çapkınlığa mesai ayırmam kadınların peşinden koşmam

Mankenler dünyasından gelmişim gibi bir algı var ama ben tiyatro çıkışlıyım. Ama televizyondaki jönlerin çoğu mankenlikten geliyor; bunu kabul etmeliyiz. Böyle algılanmamın avantaj ya da dezavantaj mı olduğuna ben karar veremem, izleyicinin düşüncesi önemli. Ben maraton koşusu seviyorum; bir anda hızlanıp kısa sürede yarışı bitirmeyi istemiyorum.
Benim için ezberimi iyi yapmak, doğru duyguyu bulmak ve kimsenin işine sıkıntı yaratmamak önemlidir. Sektörün içine girdikten sonra anlıyorsunuz ki, zaten bunlar olması gereken şeyler. Buzdağının görünmeyen kısmı daha farklı; mesela alnında çıkan bir ben ya da sivilce, repliğini doğru söylemenden daha önemli. Görsel bir iş yapıyoruz ve bunu kabul etmeliyiz.
Şan dersleri alıyorum ve şarkı söylemeyi çok seviyorum. Arkada gitar çalan adam olmayacağım, önde o mikrofonu tutup sahneye hükmeden insan olmak istiyorum. Eskiden canlı müzik performansları da sergilerdim. Müzik konusunda güzel bir sürpriz yapabilirim.
Bazen şapka takarım ama beni kimse tanımasın diye değil. Her sabah saç yapılmaz; şapkayı tak ve çık. Mesela bakkala "Bir ekmek alabilir miyim?" diyorum, yandan bir teyze "Seni sesinden tanıdım" diyor. Bu ses olayı benim gizli silahım.
Bence karavan oyuncular için olmazsa olmazdır. Bizlerden her zaman fit, güzel, bakımlı, sağlıklı, enerjik olmamız beklenir. O kadar yoğun çalışılıyor ki; gecenin 3'ünde de benden bu enerjide olmam bekleniyor. Bu ortamı sağlayabileceğimiz tek yer karavanlar. Yani egoyla alakası yok.

?SEVDİĞİM İNSAN AZDIR
Çapkınlığa zaman ve mesai ayıracak biri değilim. Erkek, kadının peşinden gider; doğanın kanunu bu ama ben 'Niye bana gelmesinler?' derim. Çok yakışıklıyım falan diye değil farklı olmak için böyle düşünüyorum. Zaten 'yakışıklı' çok uç bir sözcük; ben genelde 'Elim, yüzüm düzgün' derim.
'Yiğit Balcı', Amerika'dan gelen, hayata çok pozitif bakan, enerjik ama bu taraflarını belli etmeyen biri... Çok disiplinli, dümdüz, buz gibi bir adam ve sadece iş diyor. Sevdiği insan ve kendisine dokunabilen kişi sayısı çok az; belki de tek ortak yönümüz bu olabilir.
Ben 'Deniz Aslan' gibi çirkin bir kıza aşık olur muyum? Kimse; karşısındakinin görünüşüne bakmadan 'Bu kadını beğendim' demez. İnsanlar birbirlerini görerek beğeniyorlar. Yalan söyleyeceğime, susarım daha iyi. Ama öyle bir şey olur ve içini öyle bir kaplar ki, o zaman teslim olur gidersin. Ben bu duyguyu bir kere yaşadım, çok başkaydı. Belki karşındaki çirkindir ama olmasını istediğin şeylere sahiptir. Mesela naiftir, saygılıdır; bir bakmışsın puzzle'ın tüm parçaları o kişidedir. Buna aşk diyorlar, sonra hastalık başlıyor.

ZEYNEP ÇAMCI (Deniz Aslan)

Bu bir 'Çirkin Betty' hikayesi değil!

Sinema-TV öğrencisiyken kısa filmler çekiyorduk ve o projelerde rol almayı çok seviyordum. Çoğu zaman kısa filmlere oyuncu bulunamıyordu, okul projesi için bir gün arkadaşım aradı, "Üzerine pembe bir şey giy gel, senin oynaman lazım" dedi. O kısa filmi hocam izledikten sonra "Zeynep, sen oyunculuk yapmalısın" demişti.
Mezun olduktan sonra kamera arkasında çalıştım. Hocalarıma "Oyuncu seçmelerine de mi gitsem?" diye soruyordum. İlk olarak 'Recep İvedik' filminin seçmelerine gittim ve oldu. Gazeteden, internetten bakarak; aklınıza gelebilecek bütün dizilerin görüşmelerine gittim.

?UTANGAÇ BİRİYİM
'Leyla ile Mecnun' dizisiyle televizyon kariyerim başlamış oldu. O dönemde beni izleyen yönetmen Atalay Taşdiken sete geldi ve 'Meryem' isimli bir sinema filminden bahsetti. Bu beni çok heyecanlandıran bir iş olmuştu. O filmdeki performansımla Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En iyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü aldım. Şimdi komedi tarzında uzun metraj bir sinema filmi senaryosu yazdım. İnsanın gönlünden kendi yönetmek geçiyor ama kısmet bu işler.
Yıllar evvel Türkan Şoray'ın oynadığı bir projede kamera arkasında çalışıyordum, kablo topluyordum ama yıllar sonra Altın Portakal Film Festivali'ndeki ödülümü kendisinin elinden aldım. Utangaç olduğum için kendimi hatırlatamadım ama çok heyecan vericiydi.
Eşim Serhat Bayram ile bir reklam şirketimiz var. Hatta boş günlerimde ben de gidip reklam metinleri yazıyorum ve her şeye karışıyorum. Onlar da 'Zeynep'in şu izin günü bitse de sete gitse' diye serzenişte bulunuyorlar.
'Seviyor Sevmiyor' dizisi geldiğinde, bir süre çalışmak istemediğim bir dönemdi ama karakteri okuduğumda 'Zeynep, bunu sen oynamalısın' dedim. Biraz durmak istiyordum ama duramadım.
Dizide 'Deniz Aslan' isminde bir karakteri canlandırıyorum. Deniz, maddi durumu yerinde olan bir ailede büyüyor ama gün geliyor her şeylerini kaybediyorlar. Yaşanan bu stresle beraber; cici kız, biraz fizyolojik değişiklikler geçiriyor.
'Çirkin Betty' gibi mi?' diye hep soruyorlar ama öyle bir karakter değil. Güzel gören gönül, güzel görür. Kendi halinde bir kız ama komik durumları var; ben onu çok sevdim. Karakter çok iyi ve oynaması çok zevkli. Romantik komediler, romantik olur ama bizim dizimizin komedi tarafı ağır basıyor.
'Deniz' ile 'Yiğit' yıllarca birbirlerini görmüyorlar; 'Yiğit' de bu süre zarfında o tıfıl günlerini geride bırakarak büyük değişim yaşıyor. Kız kendini salmış, adam artiste dönüşmüş bir halde yıllar sonra karşılaşıyorlar. 'Deniz', 'Yiğit'i kandırabilecek mi bilemeyiz ama 'Deniz' umutlu bir vaka diyebilirim. Sevgi dolu bir hikaye.

GONCA SARIYI LDIZ (İrem Gündoğan)

Ben de 'İrem' gibi insanlarla hemen yakınlık kuramam

Çocukluğumdan beri oyuncu olmak istiyordum ama bunu meslek olarak yapacağıma karar verdiğimde, konservatuvar sınavlarına hazırlanmam gerektiğini düşündüm. Tiyatro oyuncusu olma motivasyonuyla okula girmiştim ve dizi oyuncusu olacağımı düşünmemiştim. Televizyona geçişim, sonradan gelişti. İşler böyle gelişince, ailem de alışmış oldu.
Diziyle birlikte tiyatroyu götürebilenler var ama şu anda ben yapamıyorum. Televizyon daha cazip diye tiyatroyu da bırakmam.
Dramatik hikayelerde de bir oyuncunun yakalayabileceği fırsatlar var ama romantik- komedi tarzında oynamak harika bir şey, çünkü eğleniyorsunuz.
Dizide canlandırdığım 'İrem'in enerjisi yüksek ama aşka inanmıyor. Başkalarıyla yakınlaşmaya çok fazla izin vermiyor. Geçmişte ailesiyle ilişkisindeki güvensizliklerden ötürü aşka karşı önyargılı ama büyük ihtimalle bu his değişecek. Bir şekilde o duvarları yıkarak, güvenini kazanacak birine aşık olacak diyebilirim.
'İrem', Deniz'in en yakın arkadaşı, yedikleri-içtikleri ayrı gitmiyor ve birbirlerine sonuna kadar güveniyorlar. Aralarında sarsılmaz bir bağ var; başkalarına karşı hep gardını alıyor ama 'Deniz'e karşı öyle değil. Bir erkeğin 'İrem'e öyle bir güven vermesi lazım ki, o da bir şekilde duvarlarını yıkabilsin.

MODAYLA İLGİLİ DEĞİLİM
Ben 'İrem' gibi değilim, zaten hayatımda aşk var. İnsanlarla olan ilişkilerimde de çok uzak biri değilimdir. 'İrem' ile benzer yönüm şu: Ben de yeni tanıştığım insanlarla hemen yakın olamam.
Benim için fiziksel güzellik ön planda değildir. Ne hissedeceğimi, ne düşüneceğimi yüzde 100 bilemem, çünkü dizidekine benzer bir şey yaşamadım. Hayat karşımıza belli zorluklar çıkarabiliyor ve herkesin bununla baş etme yöntemi farklı olabiliyor. Hayatı tamamen güzellik üzerine kurarsanız her şey tepetaklak gidebilir.
Son zamanlarda dizilerdeki karakterler moda dergilerinden çıkmış gibi; bunu anlamıyorum. Modaya ilgim yok ama 'İrem' modaya meraklı biri ve onu doğru canlandırabilmem için bir şeyler öğrenmem gerekecek.
Dizimizde güzel kadın ve yakışıklı erkekler dışında, merak konusu olacak çok şey var. Bir kere ortada ciddi bir çatışma var. Kızcağız kim olduğunu, çocukluk arkadaşına söyleyemiyor.

YİĞİT KİRAZCI (Tuna Ertürk)

Babam felç geçirene kadar zengin çocuğu gibiydim

Babam reklamcıydı ve ben de üniversitede reklamcılık okudum. İşsiz kalsaydım, o işi yapacaktım. Reklamcılık okurken; din tarihi, sanat tarihi ve felsefe üzerine dersler aldım, sonrasında da tiyatro eğitimine başladım. Modellik yaptım, reklam filmlerinde oynadım ve bu hoşuma gitmeye başladı. Tiyatro oyununda oynarken bir dizi projesi gelmişti ve hayatım bu yönde ilerledi.
Babam, 17 yaşımdayken felç geçirdi. O zamana kadar zengin çocuğu gibiydim; özel okula gidiyordum, özel hocalarım vardı ama çok şımartılmadım. Babam hastalandığında, gerçek dostlarının hep eski okul arkadaşları olduğunu ve diğer insanların menfaat için çok yakın ilişkiler kurduğunu gördüm. Babam şirket sahibiydi, eski basketbolcuydu, haftada üç gün beraber oynardık, balığa çıkardık. Düşünsenize; patronun oğluyum, mutluydum. Ama ergenlik dönemimde babam hastalanınca çok kızdım. Çok şükür hiçbir zaman kötü bir durumda olmadık ama otobüse binmişliğim var. Orta direk sayılan bir ailede yetiştim.
Hayatı işlevselliği üzerinden değerlendiriyorum. Mesela üzerimdeki tişört 10 lira ama ayağımdaki ayakkabı 560 lira, çünkü koşu ayakkabısı ve ben sabahları koşuyorum. Lüks yaşamayı da biliyorum ama öylesini istemiyorum. Ben modaya da inanmam; 1920'lerde televizyon çıktı ve aktörlerin, aktrislerin giydikleri moda oldu.
Muzur bir mizacım var, biraz da hiperaktifim; o yüzden sabah 09.00, akşam 18.00 bir işte çalışamazdım. Enerjiyi atmak lazım.
Bu dizideki başroller arasında yaşı en büyük olan benim ama kendimi çok iyi hissediyorum. Ağustos ayında 33 yaşıma gireceğim. Belki de hayatımın en mutlu dönemindeyim, yaşlı olmaktan mutluyum. Herkes kadar geleceğe ve ölüme karşı kaygılarım var.
Dizide canlandırdığı 'Tuna Ertürk' bazı başarılara sahip olmuş, fakat bunları göstermemiş biri. Hayatta hep gerçeği arayan bir adam... Ama bunların dışında kendisine özgü bir iç dünyası var. Sen televizyon dersen, o lamba der. Sembolik dünyayla komik bir iletişimi var.
BİZE ULAŞIN