600 lira biriktirip cahil cesaretiyle İstanbul’a geldim

Ekranın genç ismi İsmail Ege Şaşmaz, üç yıllık kariyerine altı dizi sığdırdı. Oyuncu olmak için büyük bir maceraya atıldığını söyleyen Şaşmaz, “600 lira biriktirip cahil cesaretiyle İstanbul’a geldim. Ailemi, ‘Rol kaptım’ diye kandırdım” diyor

600 lira biriktirip cahil cesaretiyle İstanbul’a geldim
İsmail Ege Şaşmaz, doğup büyüdüğü Manisa'da tiyatro oyunlarında oynarken, iyi bir oyuncu olma hayaliyle 18 yaşında İstanbul'a gelmiş. Şimdi 23 yaşında olan Şaşmaz, üç yıla altı dizi sığdırmış. Mankenlere taş çıkaran fiziği ve yakışıklılığıyla sıkı bir hayran kitlesi edinen genç oyuncu, şimdi TRT1'deki 'Lise Devriyesi' dizisiyle izleyiciyle buluşuyor. Genç oyuncuyla Goodville Seasonal Kitchen'da buluşup oyunculuk serüvenini konuştuk...

Üç yıl önce oyunculuğa başladınız. Böyle hızlı ilerlemeyi bekliyor muydunuz?
Bugüne kadar altı televizyon dizisinde rol aldım. İlk başta planım, İstanbul'a yerleşip oyuncu olmaktı. İstanbul'a gelince de 'Bir an önce bir şeyler yapmam lazım' diyordum. Çünkü kendime ve aileme verdiğim bir söz vardı; hiç yardım almadan bir şeyleri başarmak istiyordum. Ailem, mesleki eğitim almamı istiyordu, bu yüzden meslek lisesinde okudum.

Okuduğunuz bölüm ne üzerineydi?
Plastik enjeksiyon kalıp teknisyenliği okudum. Liseyi bitirdim, sonra Manisa Belediye Tiyatrosu'na girdim. Sonra cahil cesaretiyle 'Ben İstanbul'a oyuncu olmaya gidiyorum' diyerek Manisa'dan ayrıldım.



OTOBÜSE BİNECEK PARAM YOKTU
Peki o yaşta metropol hayatında kaybolmaktan korkmadınız mı?
Bunu yaptığımda liseyi bitirmiştim ve 18 yaşındaydım. Temelli yerleşmeden bir süre önce İstanbul'a gitmiştim ve içimdeki ses, 'Ege, sen burada yaşamalısın' diyordu. Tekrar gelmek için çaba sarf ettim. Manisa bana dar geliyordu. 'İstanbul'a gideceğim, başaracağım' diyordum ama kimse bana inanmıyordu.

Size inanan kimse yoksa, ailenizi buna nasıl ikna ettiniz?
Onları kandırdım; "Yeni bir dizi başlıyor, rol kaptım" dedim ama aslında öyle olmamıştı. Bir ay sonra başlayacağını söyleyerek zaman kazandım. Biriktirdiğim 600 lirayla İstanbul'da ayakta durmaya çalıştım. Onlardan bir şey isteyemezdim. Zamanla bana inandılar ve arkamda durdular.

O dönemde nasıl geçindiniz peki?
Sıcakkanlı biriyimdir... İstanbul'da arkadaş olduğum kişilerin evinde kaldım. İlk yıl 14 ev değiştirdim ama kimseye borç takmadım. Çok şanslıyım ki, karşıma hep iyi insanlar çıktı. Organizasyonlarda çalışmaya başladım. Sonra özel bir üniversitenin reklam yüzü oldum, ardından da birkaç reklam filmi geldi.

Yüzü olduğunuz üniversite okumanıza imkan sağlamadı mı?
Okula gitmeye karar versem bile, her gün otobüse verecek param yoktu. 'Ya okul, ya hayat' diye bir yol ayrımına geldim. Çünkü para kazanmam lazımdı.



Kazandığınız paranın kıymetini biliyor musunuz?
İş yapmaya başladıkça yavaş yavaş hayat standardınız yükseliyor ve standardın düşmesi bazen rahatsız edebiliyor. Gereksiz para harcamıyorum ama kendimi tatmin edecek şeyler yapıyorum. Hayatımda tek değişen şey; bir restorana gittiğimde, mönüdeki yemeklerin fiyatlarına kaygıyla bakmamak oldu. Bu benim için büyük bir lüks çünkü önceden mönüden parama göre yiyecek seçerdim.

Yaşadıklarınız sizi olgunlaştırdı mı?
Tabii ki... İlkokul üçüncü sınıfta berber çırağı olarak çalışmaya başladım, sekizinci sınıfa kadar devam ettim. Sonrasında oto elektrik üzerine sanayide çalıştım, sonra telefoncuda, ardından garsonluğa el attım.

Peki eğitim anlamında kendinizi eksik hissettiniz mi?
Konservatuvar mezunu değilim, o yüzden kendimi kişisel olarak geliştirmek istiyorum. Şu anda İstanbul Üniversitesi'nde Kültürel Miras ve Turizm Bölümü'nde okuyorum. Her dizimde, farklı bir oyuncu koçuyla çalıştım.

Kolaya kaçıp 'Tipim yerinde, ben böyle giderim' demediniz mi?
Benim istediğim o değil. 'Yakışıklı herif' diye değil, 'İyi oyuncu' diye anılmak istiyorum. 50 yaşıma geldiğimde, 'İsmail Ege diye bir oyuncu vardı' değil, 'İsmail Ege ne güzel işler yapıyor' dedirtmek isterim.

Nereden geldiğinizi saklamıyorsunuz. Halbuki birçok kişi, hayatındaki gerçekleri kamufle edip daha güçlü görünmeye çalışır...
Bunları ben yaşadım. Geçmişini silmek, kendini silmektir. Hayatımın yapı taşları bunlar. Eğer o iki seneyi yaşamasaydım, şu an burada oturan kişi olmazdım. İnsanlar dobralığımı seviyor. Ben hâlâ Manisa'daki Ege'yim ama bazı alışkanlıklarım değişti. Sadece, Manisa'ya gittiğimde bayramlardaki gibi aile gezmesi yapıp tek tek el öpüyorum; bu değişmedi.



HİÇ ALIŞIK OLMADIĞIMIZ BİR DİZİ AMA İZLEYİCİ SEVDİ
Bu sezon TRT1'de yayınlanan 'Lise Devriyesi' isimli dizide oynuyorsunuz. Kariyeriniz için nasıl bir rol?
İlk işimde 18 yaşımdaydım ve gerçekte de, rolümde de öğrenciydim. Bugüne kadar hep iyi karakterli rolleri oynadım. Şu anki dizim 'Lise Devriyesi'nde yine öğrenciyim ama travmaları olan kötü birini oynuyorum. 'Fırat Soyer' karakteri aslında tam kötü değil; kendince sebeplerle bir şeyleri başarmaya çalışıyor. Kendisini babasına kanıtlamak istiyor. Bana hiç benzemiyor fakat oynamaktan çok keyif alıyorum. Rol arkadaşım Ozan Dolunay ile de enerjimiz tuttu. Rol gereği kavgalı tipler olsak da, gerçekte çok yakınız. Birbirimize destek veriyoruz.

Bu sezon pek çok lise ve gençlik dizisi var. 'Lise Devriyesi'ni diğerlerinden ayıran özellik nedir?
Tamamen farklı bir dizi... Polisiye ve lise işinin harmanlanması gerçekten zordu. Bir polisin lisede olması çok tuhaf değil mi? Hiç alışık olmadığımız bir hikaye ama izleyicimiz diziyi sevdi.



YANIMDAKİ KADINI TAŞIMAYI İYİ BİLİRİM
Hayatınızda olan ya da olacak insanın size hangi niyetle yaklaştığını öngörebilmek zor değil mi?
Çok kolay, sana eğer dizide canlandırdığını karakterin ismiyle sesleniyorsa niyetini anlıyorsun. Ben de insanım, beni başka bir yere koymaması gerekiyor. O konuda da şanslıyım, şu an güzel giden bir ilişkim var. Instagram'da fotoğraflarımız olduğu için de saklanacak bir durum yok. Özel hayatını kapalı yaşayan biriyim ama yanımdaki kadını taşımayı iyi bilirim. Çünkü kadınlar erkeğin baştacıdır.
BİZE ULAŞIN