Türkiye ile iyi geçinmezsen sen zararlı çıkarsın!

Ünlü aktör Ediz Hun, “Avrupa, Türkiye’nin güçlenmesini, ekonomik açıdan büyümesini istemiyor” dedi ve ekledi: “Türkiye gibi dinamik bir ülkenin AB’ye girmek istemesine en çok Avrupa sevinmeli ama bunu göremeyecek kadar büyük bir husumet besliyorlar bize. Avrupa, Türkiye ile iyi geçinirse çok şey kazanır, kötü geçinirse bundan zararlı çıkar”

Türkiye ile iyi geçinmezsen sen zararlı çıkarsın!

Yeşilçam'ın unutulmaz aktörü Ediz Hun, GÜNAYDIN'a özel açıklamalarda bulundu. Avrupa'da ırkçılık ve İslamofobi'nin her geçen gün arttığına dikkat çeken ünlü aktörle kariyerinden Türkiye gündemine kadar pek çok konuda konuştuk...

Yeşilçam'a damga vurmuş bir aktörsünüz. O yıllara dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz?
22 yaşındayken sinemaya giriş yaptım. Sinemada 1960'lı ve 1970'li yıllar, duygu yoğunluğu olan zamanlardı. 1980'lerden sonra televizyonun gelişmesiyle birlikte sinema da yavaş yavaş eskisi kadar izlenmemeye başladı. Benim gençliğim Türk sinemasında geçti. Büyük bir özveri ile çalıştık o yıllarda. Ama şunu da eklemeliyim ki, biz 1.5 saatlik bir filmi 25 günde bitiriyorduk. Şimdi haftalık diziler 1.5 saat ama dört günde çekiliyor. Sinema resim sanatıdır, oyunculuk da göz sanatıdır. Oyuncunun yüzü en iyi şekilde aktarılmalıdır sinemada. Sanatçının yakın portresi daha iyi resim versin diye, umumiyetle sabah saatlerinde çekim yapılır. Ama bugünkü set ortamlarında böyle çalışmak mümkün değil. Bu koşullarda oyuncuların performansı da çok etkileniyor. Sistem içinde ancak çok profesyonel olanlar ayakta kalabiliyor. Bu sistemin değişmesi gerekiyor. Hem sanatçılarımızın, hem de dizilerimizin daha kaliteli olması için bunu gerekli görüyorum.



Yeşilçam'da rekabet ortamı nasıldı peki?
Rekabet her zaman vardı ama birbirimize karşı sevgi ve saygı besliyorduk. İnternet çağında artık ortam çok değişti. Özellikle ruh sağlığı bozuk insanlar her şeyi yazıyorlar; hoş olmayan, ağır şeyler. Eskisi gibi saygı ve sevgi kalmadı. Birbirimize karşı daha ölçülü konuşmalıyız. Politikacılarımız birbirlerine karşı ne kadar olumlu mesajlar verirlerse, halkımız da bundan pozitif etkilenir diye düşünüyorum.

Bir dönem sinemayı bırakıp eğitiminiz için Avrupa'ya gittiniz...
Evet, 1970'li yılların ikinci yarısında sinemamız hem sektörel açıdan ekonomik bunalıma girmişti, hem de aşırılık içeren ve bana uygun olmayan içerikte filmler çekilmeye başlamıştı. Bu yüzden de Norveç'e Oslo Üniversitesi'ne okumak için gittim. Norveç'teyken İngiltere'den teklif geldi. 'Garip Kuş' filmim izlenmiş ve çok beğenilmiş. Londra'ya gidip orada deneme filmi çekmemi istediler ama eğitimim çok yoğundu, kabul etmedim. Aynı şekilde Almanya'dan da teklif gelmişti, onu da uygun görmedim. Oslo Üniversitesi beni kabul etmişti ve ben de bir ideale doğru yönelmiştim. Bu idealimden vazgeçmek istemediğim için de oyunculuk tekliflerini kabul etmedim. Üniversiteyi de ikinci olarak bitirdim. Sinema bana, hayata dair çok şey öğretti. Disiplin, azim, özveri, sabır gibi birçok değeri sinemadan öğrendim.



TRUMP FELAKETE NEDEN OLABİLİR

Trump'ın ABD'yi, BM Paris İklim Anlaşması'ndan çekmesi dünyada büyük tepkilere yol açmıştı. Amerikan başkanlığı gibi önemli bir görevde bulunan bir kişinin dünyanın geleceğini yakından ilgilendiren böyle hassas bir konuda izlediği politika hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Trump, paranın ve yüksek egosunun etkisiyle Amerika'ya başkan seçilmiş olabilir ama büyük hatalar yapıyor. Trump, 'Önce Amerika' sloganıyla halkına seslenerek dünyanın geri kalanına karşı düşmanlık yapıyor. Meksika sınırına duvar örmek istemesi, Müslümanlar'a yönelik aşağılayıcı konuşmaları, Ortadoğu'da terör gruplarına destek vermesi gibi çok yanlış politikaları var. Trump'ın davranışlarının hiçbirini doğru bulmuyorum ve ayrıca izlediği politikalar dünyayı felakete sürükleyebilir endişesi taşımaktayım. Zaten Amerikan halkının önemli bir bölümü de bundan rahatsız ve Trump'ın görüşlerini onaylamıyor.



TÜRKİYE MÜLTECİLERE KUCAK AÇIYOR

Avrupa'da uzun yıllar yaşamış biri olarak, Avrupa Birliği'nin, üyelik noktasında Türkiye'ye yönelik gösterdiği tavrı siz nasıl yorumluyorsunuz?
Avrupa Birliği ekonomik iş birliği amacıyla kurulmuş olsa da, üye sayısının artmasıyla Hristiyan birliğine dönüştü. Avrupa'da Müslüman nüfusun artmasından zaten son derece rahatsızlar. Avrupa'da ırkçılık ve İslamofobi her geçen gün artıyor. Birlik sadece kendi içindeki Müslüman nüfusu tehlike olarak görmüyor, Müslüman ülkelerdeki insanlara da aynı şekilde bakıyor. Irkçılık çok kötü bir şey ama ne yazık ki Avrupa bu hastalıktan kurtulamıyor. Bakın mültecilere nasıl davranıyorlar? Vatanlarını bırakıp savaştan kaçan insanlara, ülkelerine girmesin diye tel örgü çekiyorlar. Bu, insanlık adına utanç verici bir davranış. Bir de ülkemize bakın; Türkiye, Suriyeliler'e kucak açıyor, onların yeniden hayata tutunmaları için ne gerekiyorsa yapıyor. Avrupa Birliği zaten zayıfladı. Brexit bunun bir örneğidir. Türkiye'yi üye olarak almamalarının en önemli sebeplerinden biri; güçlü, genç ve dinamik bir Müslüman nüfusa sahip olması. Batı nüfus olarak yaşlı, böyle genç ve dinamik yapıya sahip bir ülkeyi Avrupa Birliği'ne almak aslında en çok onlara yarar sağlar, çok şey kazandırır. Türkiye gibi güçlü ve dinamik bir ülkenin birliğe girmek istemesine en çok Avrupa sevinmeli.



BAZI AVRUPA ÜLKELERİ ÖNCE KENDİ TARİHLERİYLE YÜZLEŞSİN

Geçtiğimiz günlerde Hollanda parlamentosu 1915'de yaşananları 'Ermeni soykırımı' olarak kabul etti. Hatta oylamalarda beş Türk vekil de 'Evet' oyu kullandı. Siz Hollanda'nın bu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir defa o beş vekil Türk değil bana göre, artık Hollandalı. Hollanda, ırkçılığın en yüksek olduğu ülkelerden biri. Tarihi sömürgecilikle dolu bir ülke. Sadece Hollanda'nın değil Avrupa'nın da öyle; biraz geçmişe gittiğimiz zaman görürüz. Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere'nin tarihine bakın. İşgal eden, katliam yapan, sömürgeci geçmişi var bu ülkelerin. Hollanda, 1915 olaylarını gündeme getireceğine, önce kendi tarihi ile yüzleşsin. Hollanda, 1740 senesinin Ekim ayında Batavia'da bir kalenin içine sıkıştırdığı 10 bin 500 Çinli'yi katletmiştir. Batavia, günümüzde Endonezya'nın başkenti olan Jakarta'nın o zamanki adı. 1947'de Rawagede köyünde silahsız 430'dan fazla Endonezyalı köylüyü öldürdüler. 1995'in Temmuz'unda ise Srebrenitza'da Hollandalı NATO generali, şehirdeki Sırp Kasabı Radko Miladiç'e Bosnalı Boşnaklar'ı teslim etti. Böylece bir akü fabrikasında toplanan 8 bin 375 Bosnalı'nın katledilmesine yataklık etmiş oldu. Bu kadar kötü sömürgecilik ve katliamlarla dolu geçmişi olan Hollanda'nın, şimdi Ermeni soykırımı tasarısını meclisten geçiriyor olmasını dostlukla bağdaşır bir tavır olmadığını düşünüyorum. Hem NATO'da partnersin, hem de böyle düşmanca tavırlar takınıyorsun; bu ne dengesizliktir. Ülkeler önce kendi tarihleriyle yüzleşmeli. Bizim tarihimizde hiçbir zaman böyle katliamlar olmadı. Ermeniler'e asla soykırım yapılmamıştır. Avrupa, Türkiye ile iyi geçinirse çok şey kazanır. Eğer kötü geçinirse Avrupa ülkeleri bundan zararlı çıkarlar.


YILMAZ GÜNEY'İN HAPİSTEN KAÇMASI HATAYDI

Sinemada şu isimle de birlikte oynasaydık dediğiniz biri olmadı? Mesela Yılmaz Güney'in filminde bir yer almak istemez miydiniz?
Aslında Cüneyt (Arkın), Ayhan (Işık), Göksel (Arsoy), Kartal (Tibet) ve ben, başrol oyuncuları olarak bir arada oynamadık. Keşke bir filmde birlikte yer alsaydık. Yılmaz Güney çok efendi, naif ve son derece iyi bir adamdı. Yan yana platolarda film çekerken çok vakit geçirdik onunla. Her gördüğünde bana 'Baba' derdi. Yılmaz, Türk sineması adına çok önemli filmler yapmıştır. Sosyal içerikli filmleriyle halkımızın sorunlarını aktarmıştır. Ne yazık ki birtakım şansızlıklar Yılmaz'ın peşini bırakmadı. Yılmaz'ı hapisten yurtdışına kaçırdılar. Keşke yurt dışına gitmeseydi. Hapisten kaçması hataydı. Kaçmasaydı mutlaka bir gün çıkacaktı hapisten. Sanatçısın sen, cezanı çeker ve sonra da çıkıp mesleğine devam edersin. Onu çok seven vardı. Kaçtığı için o stresi vücudu kaldıramadı ve o kötü hastalığa yakalandı. Böyle önemli bir sinemacının yurt dışında ölmesi beni çok derinden üzdü. Büyük bir kayıptır sinemamız için.



Aynı şeyi Ahmet Kaya için de düşünüyor musunuz?
Tabii. Ahmet Kaya da yurt dışına gittikten bir süre sonra vefat etti. Tasvip etmediğimiz bazı söylemleri olsa da çok değerli bir müzisyendi. Sanatçılar naiftir. Bu yüzden de sanatçılara daha yumuşak yaklaşmak gerekir. İster sağcı, ister solcu olsun; sanatçıların fikirlerine daha farklı yaklaşılmalı.

ALMAN EKONOMİSİ İŞÇİLERİMİZ SAYESİNDE GÜÇLENDİ

Avrupa'nın PKK'ya destek vermesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tarihte hep birbirleri ile savaşmış olan Avrupa, şimdi birbirlerini bırakmış Müslüman ülkelerle uğraşıyor. PKK, Avrupa'da rahat rahat dolaşıyor çünkü Avrupa, PKK'yı besliyor. Bu kadar insanı öldürmüş bir terör örgütüne göz göre göre destek vermek her fırsatta demokrasi ve insan hakları hatırlatması yapan Avrupa'ya yakışmıyor. Buradan sormak istiyorum Avrupa'ya: Türkiye'ye karşı bu husumetinizin sebebi nedir? Ne yaptı size bu Türkler de, hâlâ bu terör örgütlerini besliyorsunuz? Türkler, Alman ekonomisinin harpten sonra iyileşmesine büyük katkı sağlamış bir millettir. Bizim işçilerimiz oraya göç ederek Alman ekonomisini kalkındırdı, bugünlere getirdi. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra harap haldeydi ekonomileri. Millet olarak büyük katkımız oldu. Avrupa'nın Türkiye'ye husumet beslemesinin en büyük nedeni bence dinsel faktörler. Türkiye'nin güçlenmesini, ekonomik açıdan büyümesini istemiyor Avrupa. Halbuki NATO üyesi de olan güçlü bir Türkiye, en çok size yarar sağlar. Bizim imanlı askerlerimiz NATO üyesi olduğumuz için sizin de güvenliğinizi koruyor. Bizim güç kazanmamız aslında en çok Avrupa'nın işine yarar ama ne yazık ki bunu göremeyecek kadar husumet besliyorlar bize.



DAYAK SAHNELERİ BENİ SAKAT BIRAKTI

Sinema adına içinizde ukde kalan bir şey var mı?
Tüm filmlerimi en yüksek performansla oynamaya çalıştım. Komedide de, dramda da, macera filmlerinde de oynadım. Hatta macera filmlerindeki dayak sahneleri yüzünden sağ kolum sakat kaldı. Dayak sahnelerinde mermere düşmekten dolayı dirseğimde kalıcı hasar oluştu. Şimdi sağ kolumu yarım açabiliyorum ancak. At sahnesi çekerken düştüm ve belim ciddi şekilde incindi ve geçmedi. Ayakkabımı eğilerek bağlayamıyorum mesela. Bunlar da mesleğimizin cilvesi. Oyunculuk için çok fedakarca çalıştık; ruhumuzla, bedenimizle. Bu yüzden her filmim benim için özeldir. İçimde de bu konuda hiçbir ukde kalmadı.

YEŞİLÇAM'DAN İYİ PARA KAZANDIM

Sinemadan para kazandım. İyi para kazandım hatta. Herkes kazandı. Yalnız kazananların bir kısmı aşırı harcama yaptıkları için sonrasında zor duruma düştüler. Ben kazandığım parayla yatırım yaptım. Allah'a şükürler olsun maddi açıdan hiçbir zorluk yaşamadım.

BİZE ULAŞIN