Mapus arkadaşım Alaattin Çakıcı'ydı

Pazar 05.09.2010
ABONE OL
- 12 Eylül dönemi hep hapiste mi geçti? - O.Ç: Ben hapisteydim. İpek o zaman Nokta dergisinde çalışıyordu. Sekiz senenin tamamını kaçak ve hapiste yaşadım. 12 Eylül'ün başında iki sene yattım. Sonra serbest bıraktılar. Yeniden tutuklama kararı çıktı, dört sene kaçtım. Koğuş arkadaşım Alaattin Çakıcı'ydı.
- Oğlunuz doğmuş muydu o zaman? - O.Ç: Tabii, Reşat 78 doğumlu. 86-88 döneminde artık 10 yaşına gelmişti. Benim hapiste yazdığım anıları okuyordu. Kaçak olduğum dönemde gizlice görüşüyorduk. Reşat'la Adalar'a geliyorduk. Bizim Adalar aşkımız o kaçaklık döneminden geliyor. - İ.Ç: Oral'ın kaçtığı dönemde Ercan Arıklı ile birlikte çalışıyordum. Benim gibi üç-dört kişi vardı, eşi hapishanede olan. 'Sana ev tutacağım, kocanla beraber oturacaksın,' demişti. 'O başka bir yerde, bu başka yerde... Olmaz,' diyordu.
- Oral Çalışlar polisten kaçarken, siz de işkenceci polisin itiraflarını haber yapmıştınız... Müthiş bir sayıydı. Nokta satış rekoru kırmıştı. - O.Ç: Hatta İpek işkenceci polisin anılarını yazarken, redaksiyonunu birlikte yapmıştık... - İ.Ç: Elmas işçisi gibi işlediğimiz büyük bir olaydı. - O.Ç: O haberle Nokta dergisi, 115 bin satmıştı!
- O polis, şimdi ne yapıyor? Haber alıyor musunuz? - İ.Ç: Epeydir haber almıyorum. Belediyelerden birinde iş bulduğunu hatırlıyorum. Zeki bir adamdı Sedat. Bizimle ilişkisinden baroyla ilişkisine kadar hepsini zekice kurdu. Başına çok daha ciddi şeyler gelebilirdi ama kısa bir mahkûmiyetin ardından salıverildi. Bana ilk biyografi yazma fikrini işkenceci Sedat vermiştir. 'Benim hayatımı yaz,' dedi. Daha fazla işkence hikâyesi yazamazdım.
- Bütün bu yaşadıklarınız, nasıl bir tat bıraktı hayatınızda? - İ.Ç: Hiçbir zaman karanlığın dibine gömüldüğümüzü düşünmüyorum. Oral hapse düştü ama benim zevkle yaptığım bir işim vardı, bana içeriden de yardım ediyordu. Kaçak olduğu dönemde kendine Mustafa diye bir kod adı takmıştı. Mustafa Bey diye telefon ediyordu dışarıdan... Çünkü sürekli telefonlarımız dinleniyordu. Alaattin Çakıcı'nın portresini Nokta dergisine yaptığımız dönemde, Oral aynı koğuşta Çakıcı'yla birlikte kalıyormuş... Hapiste olduğunu biliyorum ama Paşakapısı'nda olduğunu bilmiyorum. Baktım çok yakışıklı bir gardiyan, lacivertleri giymiş, şöyle baktı. 'Yenge gel,' dedi. Gardiyan sandım. Mahkûm yerinde değildi. Hiç aklına gelir mi Alaattin Çakıcı olacağı... - O.Ç: En iyi arkadaşım Alaattin Çakıcı. Beraber kalıyoruz. Habere çok sinirlendi. Çünkü yazının sonu 'Bilmem ne lokantasında parayı ödemediler,' diye bitiyor... - İ.Ç: 'Raconda öyle bir şey yok, biz parayı öderiz, yenge bunu düzelteceksin,' dedi. - O.Ç: İlginç bir adamdı. Bana çok saygılı davranıyordu. O ülkücü, ben solcuyum... Aynı koğuşta kalıyoruz. Her gün Alaattin'e çantayla 10 milyon lira para geliyor. Bir kısmını cezaevi müdürüne veriyor, gerisini cezaevinde dağıtıyor. Cezaevi Müdürü kumarbaz. 'Oral Abi bu adam gene benden para istiyor ne yapayım, gidip gebertsem mi?' derdi... Bir gün geldi, 'Oral Abi, seni gönderiyorlar,' dedi. 'Şimdi ben bir araba ayarlayayım, sen git bir gece yengemle kal, ondan sonra gelirsin. Seni Bursa'ya gönderecekler,' dedi. Alaattin'den böyle bir destek almayı falan kendime yediremem... 'Yok, istemiyorum,' dedim. Sonunda tabii çok pişman oldum kabul etmediğime. O kış çok soğuk olmuştu. Ellerimiz kelepçeli bizi bir sevk aracına bindirdiler. Tam o sırada bir deste parayla geldi Alaattin. 'Oral Abi şunu cebine koy,' dedi. 'İstemiyorum,' dedim. Korkunç bir yolculuk oldu. Dört gün sürdü. Geyve, Akşehir, Antalya, Burdur, oradan Bursa... Kelepçeyi çözmüyorlar, tuvalet yok. Yemek yok. Feci bir soğuk var, kırık dökük kalorifersiz bir nakliye aracı. Kelepçenin yaraları dört ay geçmedi... - İ.Ç: Ama bizim dergide haber yaptık bu sevk arabalarını... Ondan sonra düzeldi. Nokta, lafını çok yerine ulaştıran bir dergiydi... - O.Ç: Bütün bu olayları aslında hiçbir zaman ezilmeden yaşadık. Hiç yenildim hissi yaşamadım. İnsanlık dışı bir şekilde Bursa Cezaevi'ne gelip, ellerimdeki kelepçe çözüldüğünde, astsubayın üstüne saldırdım.
- İşkence gördünüz mü? - O.Ç: Çok ağır işkenceler görmedim. 12 Eylül döneminde zaten bilinen bir gazeteciydim. Nuri Çolakoğlu, İpek, kız arkadaşlarımızın çoğunluğu çok ağır işkenceler gördüler. İlk yakalananlardan olduğum için dayak, falaka gibi şeylerle kurtardım. Ama mesela Nuri'nin tırnakları döküldü. -İ.Ç: Bir cemaat olarak yaşadığımız için kolay atlattık. Başka şeylerle uğraşıyorsun, kendinle uğraşmaya pek vaktin olmuyor. Ben daha ağır işkenceye tabi oldum. 30 gün emniyet, arkasından kontrgerilla...
- Taciz yaşadınız mı? - İ.Ç: Hayır, taciz yaşamadım. Üstelik üstümde mini etek vardı, bana şalvar gibi bir şey verdiler 'Al bunu giy,' diye.