Ezeli düşmanı sahneye çıktı, Ramiz için zor günler geliyor

Tuncel Kurtiz'in gözünden Ramiz Dayı: "30 sene hapis yatmış ve hapishanede 'okumuş', enteresan bir adam Ramiz. Adam öldürmüş, bıçak kullanmış, ama artık kullanmak istemiyor. Kenan'ı da çok sevmiş, öldürememiş, hâlâ da seviyor."

Pazar 12.09.2010
ABONE OL
- Tuncel Bey, bunca yılın sanatçısısınız. Yönetmenlik yaptınız, senaryo yazdınız... Fakat Türkiye'de çoğunluk, sizi Tuncel Kurtiz olarak değil de Ramiz Dayı olarak tanıyor.
- Bunu kabul etmek lazım, başka çare yok. Yani 'Ben şunları yaptım da, siz görmediniz de, bunu mu görüyorsunuz,' demenin bir anlamı yok. Televizyon bugün artık her şeyin yerini tutmuş durumda. Ve evlere misafir gidiyorsun artık. Hiç unutmam bir gün Antakya'da, eşimle beraber bir hastanenin koridorunda yürüyoruz. Eşim 'Duydun mu çocuğun söylediğini?' dedi. 'Duymadım,' dedim. 'Anne bizi tanımadı,' demiş. Hemen döndüm geriye, 'Tanımaz olur muyum kızım,' dedim, 'Dün akşam beraberdik değil mi?' Gülümsedi. 'Evet, evet,' dedi. Ben bugüne kadar pek öyle dizilerde oynamadım. Ama oynadıklarımda da zevkle çalıştım. Bu dizide de zevkle çalışıyorum.

- Yeşilçam kuşağı, annelerimiz, anneannelerimiz bu diziyi anlayamadıkları için izlemiyorlarmış. Ne diyorsunuz buna?
- Ben Yeşilçam hakkında konuşunca kızıyorlar. Yeşilçam'ın içinde olmayan insanlar var. Lütfi Akad, Osman Seden, Metin Erksan gibi isimler. Bu diziyi seyredemeyen anneler, babalar Kuyu'yu, Sevmek Zamanı'nı seyredebildiler mi acaba? Çılgın adamlar vardı ama dört-beş kişiydi. Gerisi Amerikan filmlerinin taklitleriydi. Şunu her zaman söylüyorum, 'Sanat sineması diye bir şey yoktur, sinema sanatı vardır.' Dizide de çok önemli işler yapılabilir. Mesela bizim senaristler Kerem'le (Deren) Pınar (Bulut) gerçekten çok güzel işler yapıyor.

- Ezel'in en büyük farkı son yıllarda yapılmış en yaratıcı dizi olması herhalde.
- Tabii. Benim de çok hoşuma gidiyor, izliyorum, bakalım ne kadar başaracak bunu çocuklar, kolay değil yani her hafta 90 dakikayı çıkarmak. Bir de kadro çok iyi. Baktığın zaman Kenan yeteneğiyle, gelişmesiyle müthiş. Cansu, inanılmaz bir noktada, hayranlıkla izliyorum. Ali'yi oynayan Barış, Yiğit'i oynayan Cengiz, Tefo'yu oynayan Sarp... Hepsi bomba gibi oyuncular. Şimdi Haluk da geldi, müthiş bir oyuncu.

- Sizin gibi, Haluk Bilginer gibi yüzü dünyaya da bakan, gerçek sanatçılar artık daha çok ekranda. Bu sizce toplumun seçiciliğinin arttığını mı gösterir, sektörün başka bir yol izlediğini mi?
- Bir yerde iyi, kötüyü kovuyor sonunda. Buna inanıyorum. Umut olmazsa ben yaşamam. Umudum daha güzel bir dünya. Savaşsız, insanların özgür olduğu, kundura giyebildiği, çocuğunu okula gönderebildiği, kitap okuyabildiği bir dünya. Ezel'de belirli bir seviye var şu anda. Bunun seyirci tarafından beğenilmesinden de büyük bir zevk alıyorum. Diyorum ki 'Ne mutlu, demek ki daha güzel işlere gidebileceğiz.' Nâzım Hikmet diyor ki 'Keşke yüz pencere olsa da yüzünü de açsak.' Ben de diyorum ki, 'Keşke bin pencere olsa binini de açsak.' Neden halkımız Cahit Irgat'ı, Orhan Veli'yi, Ece Ayhan'ı okumasın? Neden illa ki bir mutlu azınlık yaratılsın? Bu mutlu azınlığı neden mutlu çoğunluk yapamıyoruz?

- Senaristlerle muhabbet ediyor musunuz?
- Ara sıra konuşuyoruz. Kerem bana kitaplar veriyor, ben ona bir kitap verdim, ondan da hemen yararlandı mesela senaryoda. Güvercin Gerdanlığı diye, Hasan Sabbah üzerine bir kitap.