Denizcilikten tüccarlığa 'deniz' dolu bir hayat

İstanbul Karaköy'de bulunan King Arthur's Manila Shop'un sahibi Ertuğrul Özal, denizlerden uzaklaştı ama denizcilerle çalışmaya devam ediyor. Özal, şimdi geçimini denizcilere elektronik eşya, takı ve giyecek satarak sağlıyor...

Pazar 19.09.2010
ABONE OL
Karaköy, İstanbul'un en hareketli semtlerinden biri. Büyük yolcu gemileri limana yanaşıp, yolcularını indirdiği zaman bu hareketlilik daha da belirgin bir hal alıyor. Çünkü dünyanın dört bir yanından deniz yoluyla gelen yolcular, İstanbul'a ilk adımlarını Karaköy'den atıyor. Karaköy Lokantası'nı bilenler bilir. Karaköy Limanı Yolcu Salonu'nun hemen karşısında yer alan bu mekânın yanında da beyaz üzerine mavi yazılı tabelasıyla dikkat çeken küçücük bir dükkân var; King Arthur's Manila Shop. İçerisinde cep telefonundan saate, altın ya da gümüş takılara, giyeceklerden DVD filmlere kadar birçok ürünün olduğu bu dükkânın sahibi eski bir denizci. Ertuğrul Özal ya da daha çok bilinen adıyla Arthur, 2001 yılından bu yana bu dükkânın sahibi. Arthur ismi, beraber denizlerde yol aldığı arkadaşlarının Ertuğrul'u telaffuz edememesinden dolayı üzerine yapışmış kalmış. Dükkânının tabelasından da anlayabileceğiniz gibi bu durumdan rahatsız değil. 19 Mayıs 1963 doğumlu olan Ertuğrul Özal, ortaokul eğitimini Tarsus Amerikan Koleji'nde almış. "Kolej de aldığım İngilizce eğitim benim denizci olabilmemin en büyük sebebiydi," diyor. Askerliğini yapıp Mersin'de iş aradığı zamanlarda bir gemicinin telefonla konuşmaya çalıştığını görmüş Özal. Elinden geldiği kadar yardım etmiş. Yardım ettiği bu adam da Özal'ın hayatını değiştirmiş. "Yardımıma karşılık beni bir gemiye çağırdı. Ben de gittim. Kaptan olduğunu o zaman anladım," diyor. İsveçli bu kaptandan gelen iş teklifini geri çevirmeyen Ertuğrul Özal: "Sorunlu bir gemide olduğumu sonra anlayacaktım..."

SORUNLU GEMİDE BİR YIL
Özal'ın ilk seferi Hindistan'a doğru olur. Mumbai'ye giden gemide kendisiyle birlikte üç Türk mürettebat olduğunu söyleyen Özal, kendilerinin dışında Polonyalı, Mısırlı ve Filipinli denizcilerin de olduğunu anlatıyor. Gemiyi sorunlu yapan da çalışanların paralarının ödenmemesi. Gemi Mumbai limanına vardığında, Polonyalı denizcilerin haklarını aramak için Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu'na (ITF) gittiğini söyleyen Özal, gemilerinin bir ay boyunca bağlandığını ve Polonyalı denizcilerin tazminatlarını alarak gemiden ayrıldıklarını anlatıyor. Özal'ın ikinci seferi de ilkinden farksız olur. Polonyalı denizcilerin kamaralarının duvarlarına yazdıkları diğer denizcileri ayaklandırır. Özal şöyle anlatıyor: "Polonyalıların ayrıldığı bütün kamaraların duvarlarında 'Strike On Board' (Gemide Grev Var), 'ITF Was Here' (ITF Buradaydı) yazıyordu. ITF yine devreye girdi ve gemimiz iki ay daha bağlandı. Mürettebat en fazla üç ay gemide kaldı ama adam başı 20 bin dolar tazminat aldı. Ben greve gitmedim. Bu benim pişmanlıklarımdan bir tanesidir." Özal, fedakârlıklarına rağmen daha sonra yaptığı bir hata yüzünden işinden de olmuş: "Gemi bağlı kaldığı süre boyunca maaşımı alamadım. Ben de geminin boyalarını Pakistanlı balıkçılara satmaya karar verdim. İkinci kaptan beni gördü ve şirkete şikâyet etti. İstanbul'a gönderildim." Ertuğrul Özal, birkaç ay işsiz kalmış. Sonunda da bir Yunan şirketinin sahibi olduğu Malta bandıralı bir gemide iş bulmuş. Özal, "Bu kez gemimizde hiçbir problem yoktu. Kaptanla aramız çok iyiydi Yunanistan'a uğradığımız zaman beni evinde ağırlardı. Bir gün armatörün yeğeniyle tanıştırıldım. Sonradan bu kızın benden hoşlandığını söylediler. Kaptan bana 'Delilik etme, evlen bu kızla' dedi. Dinlemedim. Bu da pişmanlıklarımın bir diğeri." Özal'ın hayatını değiştiren, yine evlilik olmuş. Mersin'de evlendikten sonra eşi ve eşinin ailesi uzun yol denizciliği yapmasını istemedikleri için denizi bırakmak zorunda kalan Özal, bunun da pişmanlıklarından biri olduğunu söylüyor.

DENİZ TUTKUSU DİNMİYOR
1993'te denizi bıraktıktan sonra Özal, gemi mürettebatlarına ve özellikle Filipinlilere altın satarak geçimini sağlamış. Birkaç gram altın alarak işe girmiş. Elinde çantası, çantasında hassas terazisi ve altınlarıyla Mersin iskelesinde gemi gemi dolaşarak altınları satmış. Elindeki altınlar giderek çoğalmış. Kilolarla ölçülür hale gelmiş. Özal, "Denizden ayrı kaldığım için hissettiğim boşluğu, kazandığım para doldurdu," diyor. Bu sıralarda Özal, yeni bir iş fırsatının olduğunu fark etmiş, altın işini biraderine devrederek bu işe girişmiş. Özal yaptığı işi şöyle anlatıyor: "Denizciler, ülkelerindeki yakınlarını aramak için postaneleri dolduruyordu. Ücretler de çok yüksekti. Cep telefonlarının ilk çıktığı zamanlarda bir Nokia aldım. Dakikası iki dolardan, denizcileri bu telefonla görüştürmeye başladım. Yine gemi gemi dolaşıyordum. Hatta Mersin'den otobüse binip İzmit'e gidiyor, Derince Limanı'ndaki gemileri geziyordum. 10 bin doları aşan faturalar ödediğimi hatırlıyorum. Çok kazandım ama bu paraların hiçbirini elimde tutamadım." Özal, yine liman ziyaretlerinden birinde Karaköy Limanı'na yolcu gemilerinin yanaştığını, mürettebatların da genelde Filipinli olduğunu fark etmiş. "Bu arayıp da bulamadığım bir şeydi," diyor. İşte o zaman, yani 2001'de Ertuğrul Özal, Karaköy Lokantası'nın karşısında bulunan dükkânını açmış. İngilizcenin yanında Filipince ve Yunanca bilen Özal, şimdi dükkânında cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar, denizcilerin ihtiyacı olabileceğini düşündüğü giyecekler ve tabii ki takılar satıyor. Ona göre altının eski tadı yok. Çünkü, sabit seyreden dolar karşısında yükselen altın fiyatları denizcilerin altına yatırım yapmasına engel oluyor. Şimdi en çok teknolojinin sattığını söyleyen Özal, geçinmekte zorlandığını söylüyor. Ama onu en çok zorlayan geçim güçlüğü değil, denize duyduğu özlem. "Eşim ve çocuğum olmasaydı, ben denizden kopamazdım. Denizden ayrı kalmak çok zor," diyor.