Hanefi Avcı yazmaya devam etmeli

Pazar 19.09.2010
ABONE OL
- Hanefi Avcı'nın kitabıyla ilgili herkesten farklı bir yazı yazdınız. Avcı'nın ciddiye alınması gerektiğini söylediniz. Neden? - Hanefi Avcı'nın kitabını iki nedenle önemsedim. Birincisi devlet bürokrasisinde böyle bir gelenek yok. Görev sırasında tanık olduğunuz her şey, devlet sırrı olarak belleğinize yazılır ve o sır sizinle mezara gider. Kitabı okuduğunuzda bir emniyetçinin, PKK'yla bile yüzleşebileceğini görürsünüz. İkincisi Avcı bu ilk kitapta faili meçhul cinayetlerle ilgili bir başlangıç yaptı, bence daha bize anlatacağı çok şey var. Kitabın devamını yazıyormuş ve bu defa ağırlıklı olarak işkenceleri anlatacakmış diye duydum. Bir bürokrat kalkıp diyor ki, 'JİTEM'in bütün cinayetlerinin beşiği Diyarbakır 7. Kolordu ve Jandarma Genel Komutanlığı'dır,' ve medyamız bunu değil Osmaniyeli imamı haber yapıyor. Tamam, cemaatin devlet içindeki örgütlenmesini de tartışalım, ama bu örgütlenmenin sonucunda ne 17 bin 500 faili meçhul cinayet var, ne Hrant Dink cinayeti var, ne Danıştay suikastı var. Ama öte yanda muazzam bir ölüler dünyası var. O yüzden kitabın 'Dün Devlet Bugün Cemaat' alt başlığı sorunlu. Dünkü devletin karşılığı bugünkü cemaat, bugünkü cemaatin karşılığı da dünkü devlet değil. - Avcı'ya ne sormak isterdiniz? - Musa Anter cinayetiyle ilgili Avcı'nın bize söyleyebileceği şeyler var. Abdulkadir Aygan'la İsveç'te buluştuğumda bana o gece JİTEM telsizinin başında bulunan kişinin Ali Ozansoy adlı bir samimi itirafçı olduğunu anlatmıştı. Ozansoy'u Emniyet'e alan kişi de Hanefi Avcı.

TÜRKLER RIZA GÖSTERMELİ
- PKK çevresi de size parmak salladı. Mustafa Karasu'yla polemik yaptınız, daha sonra Abdullah Öcalan sizi esefle kınadı. - Yazdığım hiçbir şeyi PKK ile polemik olsun diye yazmadım. Son birkaç yılda demokratik özerklikle ilgili birkaç yazı yazdım. Federal ilişkilerin gelişkin bir demokrasi kültürü üzerine inşa edilebileceğini, 30 yıldır savaş toplumu haline gelmiş iki farklı toplum arasında böyle bir ilişkinin kurulabilmesi için önce şiddetin ortadan kalkması gerektiğini söyledim. Ama anlaşılan o ki, PKK liderleri ve Öcalan herkesin kendi tezlerini kabul etmesini istiyor. Bu mümkün değil. Son yazımda demokratik özerkliğin haklı ama erken bir talep olduğunu ifade etmiştim. 'PKK kayıtsız şartsız silah bıraksın,' gibi bir fikre sahip değilim, ama silahsızlanma meselesinin, demokratik özerkliği konuşmaktan geçmediğine inanıyorum. - İki ayrı şey mi diyorsunuz? - Evet, iki ayrı şey. Referandumun sonuçları şunu ortaya çıkardı: Türkiye daha sağlıklı bir şekilde yeni anayasayı konuşacak. Ve bunun en yeni talep merkezleri Orta Anadolu ve Karadeniz. Artık Trabzon'a, Yozgat'a gidip Kürt meselesini anlatabileceğiz. Bu olmadan değil demokratik özerklik, Kürtlerin Türkiye'de normal demokratik haklarını kullanması bile mümkün olmayabilir. Kürtlerin hak kullanması, Türklerin rızasına bağlıdır. Bu rızayı yaratamazsak olmaz ve bu rıza silahlı mücadeleye devam ederek yaratılamaz. - 'Rıza' kelimesi sizce bu durumu anlatmak için uygun bir sözcük mü? - Eğer birlikte yaşayacaksak, bunun onursuz bir şey olduğunu düşünmemek lazım. Rıza derken, bir onay beklentisinden bahsetmiyorum, bir derdi anlatabilmeyi kast ediyorum. - Sanki hâlâ Kürt meselesini sadece bir grup aydın dert ediyor gibi. Ne dersiniz? - Bence İslami kesimin aydınları da son dönemlerde ciddi bir empati yaptılar. O kesimden çok umutlu hale geldim. İslami kesim olmasaydı, bu iş buraya kadar taşınamazdı.