Silah bırakılmadan özerk olunamaz

Kitaplarından ve Taraf'taki yazılarından tanıdığımız, 15 yıl önce Musa Anter'le birlikte kurşunlanan Orhan Miroğlu ölüm tehditleri almaya başladı. PKK ve Öcalan tarafından 'esef'le kınanması da tuz biber oldu. Korumayla dolaşmaya başladı. Miroğlu'yla hayatının bu yeni dönemini konuştuk

Pazar 19.09.2010
ABONE OL
Orhan Miroğlu, önemli bir Kürt aydını. Onunla en son 2007 seçimlerinde aday olduğu Mersin'de bir arada olmuş, seçim çalışmalarını izlemiştim. Milletvekili seçilmesine neredeyse kesin gözle bakılan Miroğlu, iptal edilen 19 bin oy ve karşısına çıkarılan Orhan Köroğlu gibi bir minibüs şoförüne giden oyları nedeniyle, sadece 300 oy eksikle Meclis'e gidemedi. Daha sonra DTP Parti Meclisi'ne seçildi ama yüreği politikadan çok edebiyat için attığından, aktif politikayı bıraktı ve Taraf gazetesinde köşe yazmaya, bu arada birbiri ardına kitaplar yayımlamaya başladı. En son Everest Yayınları'ndan çıkan Ölümden Kalıma adlı kitabı, yaklaşık sekiz yılını geçirdiği Diyarbakır Cezaevi'nden annesine ve babasına gönderdiği mektuplardan oluşuyor. Ancak onunla yeniden buluşma isteğimiz sadece kitabı yüzünden değil. Musa Anter'in öldürüldüğü suikasttan ağır yaralı olarak kurtulan Miroğlu, geçtiğimiz günlerde yine ölüm tehditleri almaya başladı. Üstüne üstlük uzun yıllar emek verdiği Kürt hareketi de Miroğlu'na biraz tepkili. Önce PKK Başkanlık Konseyi üyelerinden cezaevi arkadaşı da olan Mustafa Karasu ağır bir yazı yazdı, ardından da bizzat Abdullah Öcalan onun adını zikrederek 'esefle' kınadığını söyledi. Hal böyle olunca, referandumda 'evet' cephesinde yer alan Orhan Miroğlu'yla buluşmak şart oldu, konuşacak çok şey vardı.

RAMAZAN'I UNUTAMAM
- Ölümden Kalıma'yı neden şimdi yayımladınız?
- Benim Diyarbakır Cezaevi'yle hesabım henüz bitmedi. Mektuplar hep aklımdaydı, ama önce yazarlık serüvenimin mesafe kat etmesi gerekiyordu. 10 yıllık yazı serüveni ve Taraf'taki üç yıllık köşe yazarlığından sonra, tam zamanı olduğunu düşündüm. Mektupları yıllar sonra yeniden okurken, çocuklarımla birlikte ağladığımı itiraf etmeliyim. Keşke bir günce gibi tutulabilseydi ama biliyorsunuz kâğıt-kalem yasaktı. Bu kitap benim o zamanki kişisel dünyama ait bir pencere sadece.
- O kadar kötü anının arasından bir şey seçmenizi istemek zor ama sizi en çok etkileyen şey neydi orada? - Küçük yaşta çocuklar vardı cezaevinde. Bir kısmı vereme yakalandı, bizim koğuşta da Ramazan verem oldu. Çok zor zamanlar geçirdi ve Supradin dışında ilaç vermiyorlardı. Gözlerimizin önünde eridi, bir deri bir kemik kalınca hastaneye götürdüler ve iki gün yaşayabildi. Yine Ramazan'ın yaşında Mehmet diye bir çocuk vardı. Adli bir suçtan tutukluydu. Hep dövüyorlardı onu, ama çok dirençliydi. Bir gün havalandırmada Mehmet'i zorla yatırdılar ve ağzına işediler. Mehmet çıldırdı, akıl sağlığını yitirdi. Kafasını beton demirlere vurup durdu. (Ağlayarak anlatıyor.)
- Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili bir yazınızda, orası müze olursa zalimlerle mazlumların ayrı bölümlerinin olması gerektiğini söylüyorsunuz. Kimler anımsanmalı orada sizce, isim isim anımsatmanızı istesem... - En başta hayatını kaybeden arkadaşlarımızın isimleri olmalı, mazlumların arasında. Öncelikle Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay, Kemal Pir, Yılmaz Demir, Hayri Durmuş, Necmettin Büyükkaya. Kamuoyunun çok fazla bilmediği arkadaşlarımız, veremden ölenler, o kadar çok ki. Onlara ait anılar orada yaşatılmalı. Zalimlerin bölümünde başta Esat Oktay Yıldıran olmak üzere, dönemin kolordu komutanı Kemal Yamak asla unutulmamalı. Gardiyanların adını bilmezdik, hepsinin bir kod adı vardı. Kara, Gestapo, daha niceleri...
- Başbakan'ın Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili görüşlerini nasıl buldunuz? - Diyarbakır Cezaevi'nin Başbakan'a iyi anlatılmadığını düşünüyorum. Geçmişle yüzleşme konusunda bu kadar kararlı, Eskişehir halkına bile Dersim'i anlatan biri Diyarbakır'a gittiğinde neden yeni bir cezaevinden söz etsin ve eski cezaevinin yıkılacağını söylesin ki?

Tehdit alınca koruma verildi
- Şu anda iki polis tarafından korunuyorsunuz, bundan sonra hep korumayla mı yaşayacaksınız? - Tehdit telefonundan sonra koruma verildi. Umarım hep sürmez. Bu beni memnun eden bir şey değil. Çünkü ben sürekli sokakta olan, Kızılay'da Mülkiyeliler'de dostlarıyla sohbet eden, Dost Kitabevi'nden kitap alan, Haymanalıların kahvesinde çay içen, tek başına sinemaya giden bir adamım. Suç duyurusunda bulundum, sonucunu bekliyorum. Umarım örgütlü bir güç değildir de bu sıkıntı uzun sürmez.

Teknosa Kürtçe bilen eleman arıyor
- Anadil meselesinde bir ilerleme olacak mı sizce? - Düşünün ki Teknosa bölgede Kürtçe bilen eleman arıyor artık. Demek ki Kürtçenin artık bir ticari değeri dahi var. 500 tane Türk firması Kürt federal bölgesinde iş yapıyor, o firmalarda şimdi Türkçe bilmek mi kıymetli, Kürtçe bilmek mi? Bu dil Ortadoğu'da 40 milyon kişinin konuştuğu bir dil. Bu konuda AK Parti'nin de kat etmesi gereken bir mesafe var.