Barselona'da yaşlansam...

Arzu Çağlan'ı birçoğumuz Best FM'de yaptığı Arzu'nun İnleyen Nağmeleri programıyla tanıyoruz. Ama o kendi deyimiyle dünyayı tek başına gezen bir gezgin. Roma'dan Barselona'ya, gittiği dokuz Avrupa şehrinde yaşadığı deneyimleri Keyfe Gezer kitabında anlatan Çağlan'la gezginliği konuştuk

Pazar 26.09.2010
ABONE OL
Arzu Çağlan'ı biz radyo programcısı olarak tanıdık. Ama o gezgin olduğunu iddia ediyor. Bir başına Roma'dan Hindistan'a pek çok yeri geziyor. Bazen hiçbir şey yapmadan bütün gün oturuyor, bazen halkın gittiği mekânlarda takılıyor. Radyo dışında kalan tüm vaktini yeni yerler keşfetmek için harcıyor. Gerçek bir gezgin mi, yoksa keşfe meraklı bir tursit mi bilinmez ama o yeni yerler bulmayı, anın tadını çıkarmayı çok iyi biliyor. Son olarak gittiği bazı Avrupa şehirlerini Kefye Gezer kitabında sevenleriyle paylaştı. Bu kitapta turistlerin gittiği yerler değil, acısıyla tatlısıyla yerleşiklerin yaşadıkları var. İşte Arzu'nun kaleminden Avrupa'nın en popüler şehirleri...
- Kitabınızda 'Gezginlik dünyanın en güzel kötü alışkanlıklarından biri,' diyorsunuz. Neden kötü alışkanlık? - Öncelikle çok masraflı. Ama esas nedeni şu; gezginlik ruhunuza girince, bir yere ait olma duygunuz parmaklarınızın arasından kayıp gidiyor. Benim henüz gitmedi ama mücadele veriyorum. Gerçekten kötü bir alışkanlık, alkolik olmak gibi. Başta her şey iyi güzel ama sonu kötü, siroz oluyorsun. Ben de Asya'da hayatından vazgeçmiş, İngiltere'de CEO'yken kulübede yaşamaya başlamış insanlarla tanıştım. Bazıları mutlu ama bazıları arada kalmış. Kendilerini ne oraya ait hissediyorlar, ne de geri evlerine dönebiliyorlar. Gezginlik, insanın köklerine bağlılığını sorguladığı bir yaşam tarzı. Başı iyi ama sonu belli değil. - Siz gezgin misiniz, turist mi? - Ben de işe herkes gibi turist olarak başladım. Ama ne zaman ki gittiğin yerle aynı frekansa giriyorsun, eğlenmek, öğrenmekten çıkıyor amaç, işte o zaman gezgin oluyorsun. Sadece orada olma duygusunu seviyorsun. Turist; ya dinlenir ya alışveriş yapar ya da öğrenir. Heyecanla bir yerlere gitmek ister. Bense, 'Şu andan itibaren buralıyım,' derim. Hiçbir şey yapmadığım da oluyor. Sıkıcı, yoksul, sineklerin olduğu bir yerde kalmak bile bana zevk verir.
- Kitabınızda Barselona, Amsterdam, Viyana gibi Avrupa şehirlerini anlatmışsınız. Neye göre seçtiniz bu şehirleri? - Hepsi sevdiğim şehirler. Gerçi Amsterdam ve Viyana için ölüp bitmiyorum ama Barselona ve Roma bende yazma duygusunu uyandıran yerler. - Tek başınıza mı gittiniz tüm şehirlere? - Evet, kitapta anlattığım yerlerin çoğunu tek başıma gezdim. Ben, tek başıma olduğumda sıkılmıyorum, aksine daha çok şey görüyorum. Yanınızda biri varsa, aynı frekansta olması çok önemli. Ben tek başıma gece kulübüne de gidiyorum, restorana da. Zaten işim gereği radyoda da tanımadığım insanlarla iletişim kuruyorum. Yurtdışında kafelerde, otellerde de arkadaş buluyorum. 'Gezginlik kardeşliği' diye bir terim var. Asya'da her an yeni gezginlerle tanışıp rota değiştiriyorsunuz. Barselona'da da kulüpte tanıştığım iki İtalyan kadınla birlikte araç kiralayıp gezmiştim.
- Başınıza kötü şeyler geldi mi hiç? - Param çalındı, karşıma bazen abuk sabuk tipler çıktı. Bir kere Paris'te inanılmaz kötü bir otelde kalıyordum ve sarhoşun teki kapıma dayandı. Televizyonu kapının arkasına dayamak zorunda kaldım. Ama bu olayda bile inanılmaz eğlendim. - Tek başına seyahat edecekler için nasihatleriniz var mı? - Çok temkinli biri değilimdir, hayatımda hiç sigorta yaptırmadım. Sorunu çağırırsanız gelir. Bir tek pasaportuma çok dikkat ederim. Pasaport gidince başınıza büyük işler açılabiliyor.
- Biz Türkler tedbiri severiz, doğamızda evham var.
- İşte o yüzden tur şirketlerinde ve uçaklarda bakıyorum, adam yanında beyaz peynir getiriyor. Bir hafta o peyniri yemesen de oranın yerel peynirini yesen ne fark eder! Baştan macera kapılarını kapamış! Sürekli bir kıyaslama hali var. 'Yok, çay kötüydü, kahvenin tadı ne biçimdi?' diyen, çok garip kaprisleri olan insanlar var. Kaprisle geçmez bu hayat. Genelde tur dönüşü bakıyorum uçakta hep suratlar ekşimiş. Başka bir ülkeye gidiyor, hâlâ 'Mc Donalds nerede?' diye soruyor. Git, en azından yerel bir kafesine otur, yemek ye. Ben bu yaz Ibiza'ya elimde ufacık bir çantayla gittim. Yalın ayak, üzerimde bir kaftanla geçirdim tüm tatili. Rahat olacaksın, hayatı akışına bırakacaksın.
- Kitapta gastronomi de ön plana çıkıyor. En sevdiğiniz mutfak hangisi? - İsveç'te yediğim karidesin ve balıkların yeri ayrı. Ama orada kimse sebze yemeği aramasın. İtalya'da ise pizza ve dondurma. Bence dünyanın en iyi dondurmasını İtalya'da yapıyorlar. Bazen günde dört-beş kez dondurma yediğim oluyor. Zaten İtalya'da gerçek gezginlik sadece yiyip içmek. Onun dışında başka bir şey yapmamak. Barselona'nın küçük bir kasabasındaki Can Formiga, Michelin yıldızlı muhteşem bir restoran. Tam bir aile işletmesi. Köy usulü Katalan yemeklerini tadabileceğiniz en iyi yer. O da benim için unutulmaz bir yemek deneyimiydi.
- İstanbul'da Arzu'nun favori yerleri nereleri? - Boğaz'ı seviyorum. Kadıköy'de Çiya, Adapazarı Islama Köftecisi ve Baylan Pastanesi favori yerlerim. Tam bir Baylan fun'ıyım. Dünya bir yana, Baylan bir yana. Hâlâ Kadıköy Çarşısı'ndan alışveriş yapıyorum. Borsa Kandilli ve balık için de Suna'nın Yeri favori mekânlarım. Göksu Deresi'nin yanındaki kafelerde oturmayı da seviyorum. Ben tam bir karşı (Anadolu yakası) çocuğuyum.